Yarım Kalan Yaşamlar

Dün yaşanan gemi kazası, hepimize denizin ne kadar güçlü, ne kadar acımasız ve ne kadar öngörülemez olabileceğini bir kez daha hatırlattı.
Fakat bir gemi kazasına yalnızca teknik bir arıza, ticari bir olay ya da denizcilik sektörünün karşı karşıya kaldığı bir risk olarak bakamayız.
Çünkü o geminin üzerinde insanlar vardır.
Birilerinin evladı, birilerinin eşi, birilerinin babası, annesi…
Ve belki de o insanların yolunu gözleyen küçücük çocuklar vardır.
Bugün onların evlerinde telefon başında bekleyen, gelecek güzel bir haberi umut eden aileler vardır. Her geçen dakika onlar için tarifsiz bir endişeye dönüşmektedir.
İşte bu nedenle denizde güvenlik, her şeyden önce insan hayatını koruma sorumluluğudur.
Denizcilikte alınan her kararın merkezinde insan olmalıdır.
Geminin yaşı…
Bakım geçmişi…
Makine ve ekipmanlarının teknik durumu…
Seyir ve güvenlik sistemleri…
Personelin yeterliliği…
Hava ve deniz koşullarına uygunluk…
Ve uluslararası denizcilik standartlarına uyum…
Bunların hiçbiri kâğıt üzerinde tamamlanması gereken formaliteler değildir.
Bunların her biri, denizdeki bir insanın hayatıyla doğrudan ilgilidir.
Bu nedenle gemi denetimleri yalnızca mevzuatın gerektirdiği bir prosedür olarak görülmemelidir. Denetim, aslında bir devletin, bir işletmenin ve bütün denizcilik sektörünün insan hayatına verdiği değerin göstergesidir.
Elbette bugün kazanın nedenlerini konuşacağız.
Nasıl oldu?
Neden oldu?
Teknik bir sorun var mıydı?
Gemi denize elverişli miydi?
Bakımları zamanında ve gereği gibi yapılmış mıydı?
Denetimler yeterli miydi?
İnsan hatası var mıydı?
Bütün bu soruların cevapları mutlaka ortaya çıkarılmalıdır.
Ancak bugün, bütün bu soruların öncesinde başka bir sorumuz var:
Denizdeki insanlarımıza ne olacak?
Şu anda en önemli mesele, arama-kurtarma çalışmalarının başarıyla sonuçlanması ve denizde bulunan herkesin sağ salim sevdiklerine kavuşmasıdır.
Çünkü denizde geçen her dakika, karada bekleyen bir aile için çok daha uzun yaşanır.
Bir geminin teknik özelliklerini, tonajını, yaşını veya ekonomik değerini konuşabiliriz.
Ama kaybedilen bir insanın hayatını hiçbir rakamla ölçemeyiz.
Bu nedenle yaşanan her deniz kazasını yalnızca geçmişte kalmış bir olay olarak değerlendirmemeliyiz.
Her kaza, gelecekte yaşanabilecek başka kazaları önlemek için bize bir şeyler söylemelidir.
Daha sıkı denetimler…
Daha güçlü bir bakım kültürü…
Daha doğru risk analizleri…
Daha nitelikli personel…
Daha etkin arama-kurtarma kapasitesi…
Ve en önemlisi, hiçbir ticari kaygının insan hayatının önüne geçmesine izin vermeyen tavizsiz bir güvenlik anlayışı.
Denizcilik, riskleri tamamen ortadan kaldırabileceğimiz bir sektör değildir.
Ama riski azaltmak bizim elimizdedir.
Tedbir almak bizim elimizdedir.
Denetlemek bizim elimizdedir.
Eksikleri görmek ve gidermek bizim elimizdedir.
Ve en önemlisi, insan hayatını her şeyin üzerinde tutmak bizim elimizdedir.
Bugün hepimizin yüreği denizdeki insanlar ve onların aileleriyle birlikte.
Bu nedenle kazanın ardından suçlu aramaktan veya erken hüküm vermekten önce insanımıza sahip çıkmalıyız.
Arama-kurtarma çalışmalarının en iyi şekilde sonuçlanmasını, denizde bulunan herkesin sağ salim kurtarılmasını ve ailelerine kavuşmasını diliyorum.
Kıbrıs’a, Türkiye’ye ve bütün halklarımıza geçmiş olsun.
Yaralılarımıza acil şifalar diliyorum.
Hayatını kaybeden insanlarımıza Allah’tan rahmet; ailelerine, yakınlarına ve sevenlerine sabır ve başsağlığı diliyorum.
Bugün gerçekten çok üzgünüm.
Ve bir kez daha hatırlatmak istiyorum:
Deniz affetmez. Ama biz tedbirsizliği affetmemeliyiz.
Çünkü denizde alınmayan her tedbir, bir gün bir ailenin kapısını çalabilecek tarifsiz bir acıya dönüşebilir.
İnsan hayatı için alınacak hiçbir önlem fazla değildir.


