Şiddeti Öğrenen Çocuklar, Şiddeti Öğreten Dünya…

Bir çocuğun dünyasına ne koyarsanız, yarının toplumunu da büyük ölçüde onun üzerinden inşa edersiniz.
Bugün çocuklarımızın eline yalnızca kitap, oyuncak ya da kalem vermiyoruz. Onlara aynı zamanda ekranlar, telefonlar, tabletler, sosyal medya içerikleri ve dijital oyunlar veriyoruz. Üstelik bütün bunların çocukların algısını, davranışlarını ve dünyaya bakışını nasıl şekillendirdiğinin çoğu zaman yeterince farkında değiliz.
Şiddeti sıradanlaştıran, saldırganlığı ödüllendiren, öldürmeyi bir oyun unsuru haline getiren ve insan hayatını değersizleştiren içerikler bu nedenle yalnızca “eğlence” olarak görülmemelidir.
Özellikle gelişim çağındaki çocuklar gördükleri, tekrar tekrar karşılaştıkları ve ödüllendirildikleri davranışlardan etkilenebilirler. Bir oyunda şiddetin başarıya ulaşmanın yolu olarak sunulması, zaman içerisinde şiddet ile başarı arasında yanlış bir ilişki kurulmasına neden olabilir.
Elbette her dijital oyun ya da şiddet içeren her kurgu içeriğin doğrudan şiddet ürettiğini söylemek doğru değildir. Ancak çocukların yaşına, gelişim düzeyine ve maruz kaldıkları içeriğin niteliğine göre gerekli koruyucu sınırların oluşturulması gerektiği de açıktır.
Burada mesele yalnızca yasaklamak değildir.
Mesele, çocuğu koruyacak akıllı bir denetim ve bilinç mekanizması kurabilmektir.
Şiddeti özendiren yayın ve içeriklere yaşa uygun sınırlamalar getirilmeli, çocukların dijital dünyada karşılaşabilecekleri riskler konusunda aileler ve eğitimciler bilinçlendirilmelidir. Dijital platformların ve oyun sektörünün de çocukların korunması konusunda sorumluluk üstlenmesi gerekir.
Çünkü çocuklarımızı gerçek hayatta şiddetten korumaya çalışırken, onların odalarında, ellerindeki telefonlarda ve tabletlerde şiddetin normalleştirildiği bir dünyanın kapısını sonuna kadar açık bırakıyorsak burada ciddi bir çelişki vardır.
Asıl hedefimiz çocukları dünyadan koparmak değil; onları dünyanın kötülükleri karşısında bilinçli ve dirençli bireyler olarak yetiştirmek olmalıdır.
Çocuklar şiddeti tanımalı ama şiddeti benimsememeli.
Öfkeyi bilmeli ama öfkenin esiri olmamalı.
Çatışmayı görmeli ama çözümün şiddet olmadığını öğrenmeli.
Başkalarına zarar vermenin güç değil, insanlığın kaybı olduğunu bilmeli.
Çünkü çocuklarımızın geleceğini yalnızca okulda verilen eğitim belirlemiyor. İzledikleri, oynadıkları, takip ettikleri ve her gün tekrar tekrar maruz kaldıkları içerikler de onların dünyasını biçimlendiriyor.
Bu nedenle bugün üzerinde durmamız gereken mesele, “Çocuklarımız ne izliyor, ne oynuyor?” sorusundan çok daha büyüktür:
Biz çocuklarımızın nasıl insanlar olarak yetişmesini istiyoruz?
Şiddeti normal kabul eden bir nesil mi?
Yoksa şiddeti tanıyan, sorgulayan ve reddeden bir nesil mi?
Cevabımız, yalnızca çocuklarımızın değil, yarının toplumunun da nasıl bir toplum olacağını belirleyecektir.
Çünkü şiddeti önlemenin en güçlü yolu, şiddet ortaya çıktıktan sonra müdahale etmek değil; şiddeti daha çocuklukta reddeden bir bilinç inşa etmektir.
Çocuklarımızı şiddetten uzak tutmak yalnızca bir ebeveynlik sorumluluğu değil, toplum olarak geleceğimize karşı görevimizdir.

