Guterres eli boş giderse, esas eli boş kalacak olan Hristodulidis’tir…

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres bugün adaya geliyor.
Beklentiler, bugüne kadar inişli çıkışlı bir grafik izledi. Bir ara umutlar yükseldi, ardından yeniden aşağıya indi.
***
Bizim, güzel bir sözümüz vardır:
“Bir kaşık şeker için bir torba harup mu çiğneyeceğiz?”
Veriler ışığında yazımı kestirmeden yazacağım.
Geldiğimiz aşama aslında gayet açıktır.
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri ve ekibi, yaklaşık üç yıla yayılan, uygulamalı güven artırıcı önlemlerle desteklenecek bir geçiş modeli konusunda tarafların nabzını yokladı.
Bu süre içerisinde çözüm amaçlı görüşmeler devam edecek.
Ancak yalnızca konuşulmayacak.
Dönüşümlü başkanlık, ortak hükümet, mevcut parlamentolardan belirli sayıda milletvekilinin katılımıyla ortak bir yasama organı gibi gelecekteki ortaklığın bazı unsurları uygulamada da test edilebilecek.
İlk bakışta kulağa hoş geliyor.
Çözüme giden yolda tarafların birbirine güvenmesini sağlayacak her adıma olumlu bakarım.
Ancak şeytan ayrıntıda gizlidir.
Bütün mesele, bu süreç devam ederken nelerin uygulamaya konulacağı ve bunların hangilerinin geri dönüşünün mümkün olup, olmayacağıdır.
Kıbrıs Türk tarafının, Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman başta olmak üzere üzerinde durduğu temel hassasiyet de budur.
Geçiş döneminde atılacak adımlar, günün sonunda çözüme “hayır” diyen tarafa ödül olarak kalmamalıdır.
İzninizle örnekleyeyim.
Elbette liste uzun ama Kıbrıs Türk tarafının yıllardır iki önemli talebi var.
Ercan’ın uluslararası uçuşlara açılması ve doğrudan ticaret.
Diyelim ki geçiş döneminde bunlar hayata geçirildi. Son aşamada ortaya kapsamlı çözüm çıktı ve Kıbrıs Türk tarafı anlaşmaya engel oldu.
Ercan yeniden uluslararası uçuşlara kapatılabilir.
Doğrudan ticaret uygulaması da durdurulabilir.
Şimdi gelelim Rum tarafının öncelikli beklentilerine.
Maraş iade edilsin.
Güzelyurt iade edilsin.
Türkiye garantörlük konusunda geri adım atsın.
Listeyi biraz daha uzatabiliriz.
Uzatmayacağım.
Bu kadarı meseleyi anlatmaya yeter.
Adı üzerinde:
Geçiş dönemi.
Diyelim ki geçiş döneminin sonunda anlaşmaya varıldı.
Kıbrıs Türk tarafı Annan Planı’nda olduğu gibi yine “evet” dedi.
Rum tarafı yine “hayır” dedi.
Ne olacak?
Rum tarafı bir kez daha oyunbozanlık yaptığı için Maraş ve Güzelyurt yeniden Kıbrıs Türk tarafına mı dönecek?
Türkiye garantörlük konusunda attığı adımları geri mi alacak?
Yoksa bütün bunlar çözüme bir kez daha “hayır” diyen Rum tarafına bahşiş olarak mı kalacak?
Karmaşık gibi sunulan ihtilafın özü tam da budur.
*
Bizim tarafla ilgili eleştiri ağırlıklı bir değerlendirmem var.
Kıbrıs Türk tarafı ile Ankara, müzakere masasında hangi konuların kiminle görüşüleceğini çok net ortaya koymalıdır.
Elbette Kuzey Lefkoşa ile Ankara Kıbrıs konusunda ortak görüş üretmelidir.
Bu, KKTC ile Türkiye arasındaki ilişkinin doğal sonucudur.
Cumhurbaşkanı Erhürman’ın dün yaptığı açıklamada şu bölüm örnektir:
‘Sn. Genel Sekreter’in yürütmekte olduğu çabalara destek veriyor, iyi niyetle katkı koymaya çalışıyoruz. Çalışmalarımızı her zaman olduğu gibi Türkiye Cumhuriyeti yetkilileri ile yakın istişare içerisinde yürütüyoruz.’
Garantiler ve güvenlik gibi Türkiye’nin doğrudan taraf olduğu başlıklar Ankara’sız konuşulamaz.
Ancak Kıbrıs Türk toplumunun siyasi eşitliği, güç paylaşımı ve gelecekteki ortak yapıdaki konumu söz konusu olduğunda muhatap Kıbrıs Türk tarafıdır.
Kişisel bazda da Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’dır.
Bu ayrım net ve uygulamalı biçimde ortaya konulmadığı sürece Rum tarafı Avrupa Birliği üzerinden Türkiye’ye baskı yapmayı denemeye devam edecektir.
***
Geçmişte yaptılar.
Kıbrıs sorunu çözülmeden Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Avrupa Birliği üyeliğini istediler ve başardılar.
Şimdi ne yapılıyor?
Türkiye Avrupa Birliği’nden bir şeyler bekliyorsa, Kıbrıs konusunda da Hristodulidis’i memnun etsin yaklaşımı öne çıkarılıyor.
Asıl sorun da burada.
Bırakın Kıbrıs Türk tarafının anlaşma için ortaya koyduğu ayrıntıları, Hristodulidis’in ve Rum tarafının BM parametreleri çerçevesinde gerçek anlamda bir çözüme hazır olup olmadığı sorgulanmalıdır.
Bunu biz görüyoruz da dünya görmüyor mu?
Bunu biz görüyoruz da Birleşmiş Milletler görmüyor mu?
Bunu biz görüyoruz da Avrupa Birliği görmüyor mu?
Acı olan şudur:
Hepsi görüyor.
Ancak dünyadaki ve Avrupa’daki güç dengeleri içerisinde zaman zaman görmezden gelmeyi tercih ediyorlar.
Belki biraz öfkeyle, belki biraz tepkiyle yazımı şu cümleyle bitireyim:
Guterres Kıbrıs’tan eli boş ayrılırsa, esas eli boş kalacak olan Hristodulidis’in kendisidir…




