Anılarda yolculuk… “Vakıflar ne yapıyor?”

Anılarda yolculuk yapıp neredeyse çeyrek asır ve ötesi yazılarımı sizlerle buluşturmaktaki en temel amaçlarımdan biri, nereden, nereye geldiğimizi ve de yıllar öncesinin sorunlarının bugün de ne kadar sorun olduğunu anımsatmak.
30 Mayıs 2002 Perşembe günü yayımlanan “Vakıflar ne yapıyor?” yazımı da, 24 yıl sonra benzer amaçla sizlere aktarıyorum.
Her fırsatta yazar söylerim Vakıflara ait kiradaki taşınmaz mallarının listesi, kimde ve kaç paraya kirada olduğunu toplumla paylaşılsın. Hiç tepki yok. Keşke muhalefet bir soruyla Cumhuriyet Meclisi’nde bu bilgileri talep etse. Bu bilgi eksiksin toplumun bilgisine geldiği an deprem gibi sarsıntı olacağından kuşkum yok.
İşte 30 Mayıs 2002’de yayımlanan “Vakıflar ne yapıyor?” başlıklı yazım.
***
“Geçtiğimiz cumartesi (25 Mayıs 2002) günü arabamı Girne Kapısı’nda surlar dibine park edip önce, Ahmet Conkbayır’ın bir süredir sandviç büfesi de olan işyerine yürüdüm.
Yıllarca Ali-Ahmet ve Kemal Conkbayır kardeşler Lefkoşa’nın gazete dağıtımının neredeyse dörtte üçünü ellerinde tutuyordu.
Özellikle hafta sonları işyerlerinin önünde büyük kalabalıklar oluşur, insanlar gazetelerini alırken iç ve dış konularda sohbetler de yapardı.
Zamanla her şey gibi, Conkbayır kardeşler ağırlıklı gazete dağıtımı da değişti.
Ahmet Conkbayır’ın dediği gibi, “Her apartmanın altına bir market, bir gazete bayii açıldı. Surlar dışındaki dört büyük market, bir noktada dört bandabuliya, çarşı oldu. Hayat buralarda can çekişiyor. Nüfus yapısı değişti.”
***
Oradan Vakıflar Pasajı’na yönelip Hüseyin Moral’ın olta balıkçılığıyla ilgili malzeme sattığı işyerine uğradım.
Hüseyin Moral, Vakıflardan emekli.
Lefkoşalı ve Lefkoşa’yı her yönüyle çok çok iyi biliyor.
Pasajda iki dükkanı alıp büyük bir işyeri yapmış.
“İşler nasıl?” diye sormaya kalktım, “Bir dokun bin ah dinle” konuşmaya başladı.
“İş ne gezer. Bizim mal satmayı beklediğimiz insanlar, Türkiye’den valizlerde kaçak malzeme getirip bize satmaya çalışıyor. Alıcı arıyorum. Müşteri bulursam dükkanı satıp buraları ben de terk edeceğim.”
Konuşmamız devam ederken, karısı pasajın iç bölümüne bakan kapıyı kapattı. Nedeni çok basit, yemek kokuları işyerini basmıştı.
Meğer yıllarca kahve ocağı olarak kullanılan dar alanı hava parası verip devralan kişi o daracık yerde inadına yemek yapıp satmaya çalışıyormuş.
İşte o noktada konu gelip Vakıflar İdaresi’ne dayandı.
Vakıflar İdaresi, özellikle Surlariçinin en büyük mülk sahibidir. Kiraladığı ve kiralayacağı işyerlerinin amacına uygun kullanımını denetlemek görevidir. Daha da önemlisi kendine ait işyeri olma özelliğine sahip yerleri kiralarken Lefkoşa’nın yeniden hayat bulmasına katkı koyacak bir yaklaşımlarının olması şarttır.
Lefkoşa Surlariçi eğer “hayat öpücüğüne” gerek duyulacak hale gelmişse, bunun en önemli sorumlularının başında Vakıflar İdaresi gelir.
Girne Kapısı’ndaki Vakıflar Pasajı, Vakıfların…
Sarayönü Meydanı’ndaki binaların büyük çoğunluğu Vakıfların…
Eski Cemaat Meclisi olarak bilinen pasaj Vakıfların…
Arasta ve Asmaaltı yöresi, büyük ölçüde yine Vakıfların…
Restore edilen Büyük Han’daki 130 dolayında işyerine uygun kapalı alan yine Vakıfların…
Bunlar ilk anda anımsadıklarım.
Vakıflar İdaresi, aklın ve mantığın asla kabul edemeyeceği bir dar görüşlülükle tarihi Lefkoşa’nın çok gerilere gitmesine neden olmaktadır.
Girne Kapısı’ndaki Vakıflar Pasajı’ndaki sinema salonu, yapıldığı dönemde Lefkoşa’nın en güzel sinema salonuydu. Şimdi amaç dışı kullanılıyor. Soruyorum: “Nerede Vakıflar İdaresi yöneticileri?”
Vakıfların mal varlığına sahip çıkmak, kiraya verip para hesabı yapmak değildir. Vakıfların başarısı sahip olduğu değerlerle toplumsal yaşam yaptıkları çok yönlü yararlarla ölçülür…” (30 Mayıs 2002 – KIBRIS)



