Hekime ve hakime güven…

Bu satırları yazmadan önce çok düşündüm. Düşündüğüm içerik değildi.
Yazıp yazmamaktı…
Bazı konular vardır, insan kalemi eline almadan önce bir kez düşünür.Bazı konular vardır, iki kez düşünür. Yargı ve sağlık konusunda yazacağım zaman ise ben ikiden de fazla düşünürüm.
Neden?
Çünkü her ikisi de insan yaşamının en hassas noktalarına dokunur.
Birinde adalet ararsınız.
Diğerinde sağlık, bazen de yaşam…
Bu nedenle insanların hem yargıya hem de ülkedeki sağlık altyapısına, hastanelere ve hekimlere güveni sarsılmamalıdır.
Bir ülkede hekime ve hakime güven sarsılırsa, bunun toplumsal bedeli çok ağır olur.
***
Düşünün… Hastalandınız. Doktorunuz size “Ameliyat olmanız gerekiyor” dedi.
Eğer hekiminize güvenmiyorsanız ne yapacaksınız?
Ameliyat masasına nasıl yatacaksınız?
Ya da haksızlığa uğradınız.
Mahkemeye gittiniz.
Eğer hakimin vereceği kararın adaletine güvenmiyorsanız hakkınızı nerede arayacaksınız?
İşte bu nedenle hekim de hakim de toplumun güven duygusuyla ayakta duran mesleklerin başındadır.
Bu güven kolay oluşmaz.
Ama çok kolay yara alabilir.
***
Dünyada canı en değerli canlı insandır.
Bu satırların yazarı olarak insanlara verdiğim değer kadar hayvanlara karşı da sevgim, saygım ve duyarlılığım vardır. Bir hayvanın acı çekmesine de kayıtsız kalamam.
Ancak insan yaşamı, hukuken de ahlaken de özel koruma altındadır. Çünkü insanın yaşam hakkı bütün diğer haklarının başlangıç noktasıdır.
Yaşam yoksa, özgürlüğün anlamı yoktur.
Yaşam yoksa, mülkiyet hakkının anlamı yoktur.
Yaşam yoksa eğitim, çalışma, seyahat etme, düşüncesini açıklama hakkının anlamı yoktur.
Önce yaşam…
Sonra diğer haklar.
İşte sağlık sistemine de buradan bakmak gerekir.
Bir insan hastanenin kapısından içeri girdiği zaman yalnızca bedenini teslim etmez. Güvenini de teslim eder. Doktoruna güvenir. Hemşiresine güvenir. Kullanılan ilaca güvenir. Ameliyathaneye güvenir. Tıbbi cihazlara güvenir…. Ve nihayet o hastanenin arkasındaki sağlık sistemine güvenir.
***
Hekim de insandır. Hata yapabilir. Tıp matematik değildir. Aynı hastalığa sahip iki insan aynı tedaviye aynı cevabı vermeyebilir. En başarılı cerrahın ameliyatında bile komplikasyon ortaya çıkabilir. Bunları yok sayarak sağlık tartışması yapılamaz.
Ancak tam da bu nedenle sağlıkta güvenin yanında başka kavramlara da ihtiyaç vardır.
Bilgi… Saydamlık… Kayıt… Denetim…
Gerektiğinde hesap verebilirlik… Bunların varlığı hekimi zayıflatmaz.
Tam tersine, görevini doğru yapan hekimi korur. Hastayı da korur.
***
Yargıda da böyledir. Hakimin bağımsızlığı nasıl vazgeçilmezse hekimin mesleki bağımsızlığı da vazgeçilmezdir.
Ama bağımsızlık denetimsizlik anlamına gelmez. Güven de sorgulamamak anlamına gelmez. Asıl güven, soruların sorulabildiği ve cevapların alınabildiği yerde oluşur.
Sağlık konusunda konuşurken hekimleri hedef tahtasına koymak ne kadar yanlışsa, hekimlik mesleğini eleştirilemez bir alan olarak görmek de o kadar yanlıştır. Çünkü meselenin merkezinde ne hastane vardır ne doktor.
Merkezde insan ve insanın yaşamı vardır. İşte bu nedenle sağlık konusunda yazarken birkaç kez düşünürüm.
Çünkü güveni yıkmak kolaydır. Asıl mesele, güveni korurken gerçeği arayabilmektir.
***
Somut örnek vermesem de bu satıları yazmamın güncel nedeni vardır.



