Hasan Hastürer

Okumak kolaydır ama anlamak emek ister…

İlkokul sıralarına dönelim…

   Okuma dersinde öğretmen, öğrencileri sırayla okutur. Mesele sadece okumak değildir. Asıl mesele okuduğunu anlamaktır.

   Hayat da böyledir. Metni okuyabilirsiniz… Cümleleri doğru telaffuz edebilirsiniz… Ama anlamıyorsanız, aslında hiçbir şey okumamış sayılırsınız.

***

Yaşamın dili, ders kitabından daha karmaşıktır.

   Yıllar geçip yaş ilerledikçe okunan metinler değişir, konular derinleşir.

   Çocukken okuduğunuzla yetinirsiniz…Yaş büyüdükçe satır aralarını okumayı öğrenmek zorundasınızdır. Hele konu siyaset ve diplomasi ise satır aralarını okumak, satırlardan daha önemlidir.

Ekonominin, bir dili vardır.

Hukukun, bir dili vardır.

Sanatın, bir dili vardır.

En zor dil, en karmaşık olan, siyasetin ve diplomasinin dilidir. Çünkü bu dil sadece söylenenlerden oluşmaz. Söylenmeyenler en az söylenenler kadar, hatta daha fazla önemlidir.

Bir siyasetçiyi anlamak için sadece cümlelerine bakmak yetmez. O cümlelerin öncesini bilmek gerekir. Diplomasi trafiğini, perde arkasını, niyetleri… Bunları bilmiyorsanız, duyduğunuz sadece sestir. Anladığınızı sandığınız ise çoğu zaman eksiktir.

   Örneğin, Antalya Diplomasi Formu öncesi KKTC Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’ın Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la İstanbul’da yaptığı görüşmenin samimiyet ve verimliliğini bilmezseniz, Erdoğan’ın Antalya konuşmasının Kıbrıs’la ilgili bölümünü doğru okuyamazsınız.

***

   Recep Tayyip Erdoğan’ın Antalya Diplomasi Forumu’ndaki konuşmasını birkaç kez dinledim.

   İlk dinlediğimde ne anladıysam, son dinlediğimde de aynı noktaya geldim.

   Bu çok önemlidir. Çünkü iyi bir konuşma, tekrar dinlendiğinde anlam değiştirmez. Tutarlılık, siyasetin en zor ama en değerli ölçüsüdür.

Erdoğan’ın konuşmasında Türkiye’nin konumlandırılması nettir…

   Türkiye, uluslararası sorunlarda çözümün parçası olmayı hedefleyen bir aktördür.

   Özellikle Orta Doğu söz konusuysa… Türkiyesiz bir masa kurmak artık neredeyse mümkün değildir.

   Bu bir iddia değil, bir gerçekliğin ifadesidir.

   Bir ülke barış süreçlerinde yer alıyorsa, arabuluculuk yapabiliyorsa, taraflarla konuşabiliyorsa bu, o ülkenin uluslararası kabul gördüğünü gösterir.

   Aynı durum liderler için de geçerlidir. Uluslararası alanda kabul gören bir lider, kendi ülkesinin sorunlarını konuşurken de aynı dili kullanır ya da kullanmak zorundadır.

Bu, teslimiyet değildir. Tam tersine, köprüleri yıkmadan, iletişim kanallarını, parazitsiz  açık tutarak, çözüm üretme iradesidir.

***

   Erdoğan’ın Antalya konuşması tam da bunu yansıtıyor.

   Sertlik yerine denge…

   Gerilim yerine diyalog…

   Kopuş yerine temas…

   Bunu görebilmek için sadece dinlemek yetmez. Anlamak gerekir.

Bugün sosyal medya çağındayız. Her konuşma parçalara bölünüyor. Cümleler, bağlamından koparılıyor. Bu nedenle bir konuşmayı anlamanın tek yolu, onu baştan sona dinlemektir.

Parça parça değil, bütün olarak.

   Erdoğan’ın Antalya’daki konuşması ulaşılabilirdir.

   Dinleme fırsatı olmayanlara bulup dinlemelerini öneririm..

   Çünkü objektif dinleyen herkes, Erdoğan’ın konuşmasından bir gerilim üretmenin mümkün olmadığını fark edecektir.

***

Unutmayalım anlamak istemeyen için, en sade cümle bile karmaşık gelir.

Okumak kolaydır ama anlamak emek ister.

   Özellikle siyasette okuduğunuzu, bir siyasetçinin söylediklerini ezberleyebilirsiniz. Bunu yapan söylenilenleri bilir. Söylenilenleri bilmek, söylenilenleri anlamak değil.

   Anlamayan bilemez. Bilmeyen fikir sahibi olamaz. Fikir sahibi olmayan ise asla sağlıklı sorgulayamaz.

Bu kadar basit ve de bu kadar net.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu