Derviş Doğan

Hukuki Gerekçeler Var…

Kıbrıs meselesine dair yürütülen tartışmaların önemli bir kısmı, çoğu zaman meseleyi tarihsel ve hukuki bağlamından kopararak ele alma hatasına düşüyor. Oysa adadaki denklemi anlamanın en sağlam yolu, kuruluş aşamasında ortaya konan temel ilkeleri doğru okumaktan geçiyor. Tufan Erhürman’ın Antalya’daki Demokrasi Forumu’nda yaptığı değerlendirme, tam da bu noktaya işaret eden kritik bir hatırlatma niteliği taşıyor.

Kıbrıs Türk halkının bu adadaki varlığı, tali ya da sonradan türemiş bir statüye değil, kurucu iradeye dayanır. Bu gerçek, sadece siyasi bir söylem değil, uluslararası anlaşmalarla şekillenmiş hukuki bir zemindir. Dolayısıyla Kıbrıs Türklerini, herhangi bir azınlık ya da ikincil aktör gibi konumlandırmaya çalışan yaklaşımlar, meselenin özünü ıskalamaktadır.

Bugün yürütülen ya da gelecekte yürütülecek müzakerelerin başarı şansı, bu temel gerçeğin ne ölçüde gözetildiğiyle doğrudan bağlantılıdır. Eğer müzakere süreçleri, taraflardan birinin kurucu eşitliğini göz ardı eden bir çerçeveye oturtulursa, ortaya çıkacak sonuç ne kalıcı olur ne de meşru bir zemin bulur. Çünkü böylesi bir yaklaşım, tarihsel olarak tesis edilmiş dengeyi yok saymak anlamına gelir.

Öte yandan, yıllar içerisinde taraflar arasında geliştirilen çeşitli uzlaşı metinleri ve yakınlaşmalar da bu asli statünün üzerine inşa edilmiştir. Yani yeni bir çözüm arayışı, sıfırdan bir düzen kurmak değil; zaten var olan hukuki temelin üzerine, günün koşullarına uygun bir yapı inşa etmeyi gerektirir. Bu temel göz ardı edildiğinde ise geriye sağlam bir dayanak kalmaz.

Uluslararası toplumun Kıbrıs Türklerinin konumunu değerlendirme biçimi de büyük ölçüde bu çerçevenin ne kadar net ve tutarlı savunulduğuna bağlıdır. Haklı bir pozisyonun etkili olabilmesi için, sadece doğru olması yetmez; aynı zamanda kararlılıkla ve tutarlılıkla dile getirilmesi gerekir.

Sonuç olarak, Kıbrıs meselesinde ilerleme sağlanacaksa, bunun yolu tarihsel gerçeklerle uyumlu, hukuki temeli sağlam bir yaklaşım benimsemekten geçiyor. Kurucu eşitlik ilkesinin korunması, yalnızca geçmişin bir mirası değil; aynı zamanda geleceğin de anahtarıdır.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu