Sevgili Özge, bizim insanımızdır…

Özge Taşker Falyalı, 8 Şubat 2022’de vahşi cinayete kurban giden Halil Falyalı’nın eşi, üç çocuğunun annesi olarak bilinir.
Ben, isminin sonuna Falyalı eklenmeden önce diyetisyenim Özge Taşker, hatta sadece Özge olarak bilirim, öncelikle…
Üç kusur yıl sonra, dün Sevgili Özge ile yaklaşık bir buçuk saat sohbet ettik.
***
Rahmetli Halil Falyalı ile de yılda 1-2 kez sohbet ederdik.
Aramızda bir kuruşluk çıkar ilişkisi olmadığı için sohbetlerimiz saygı ve sevgi çerçevesinde olurdu.
Halil Falyalı’yı 1990’lı yılların sonlarında tanımıştım. İlk günden benim için, rahmetli Cahit Falyalı hocanın oğluydu. Mafya filmleri izlemeyi sevdiğini söylerdi. İsterseniz özentisi olduğunu da söyleyin. Tanıdığım ilk günden öldürüldüğü son güne kadar Mafya tanımlamasına girecek biri olmadığına inandım.
Meşru olmayan işler yapmış mıdır?
Evet yapmıştır.
Ama o işleri, mafya kurallarına göre yönetecek becerilere sahip değildi.
Dün sevgili Özge ile sohbet ederken eş zamanlı anımsadık.
Halil Falyalı’nın öldürülmesinden kısa sayılacak bir süre Çatalköy’deki evlerinde kahvaltı masasında buluşmuştuk.
Benim dışımda masada Halil Falyalı, Özge Taşker Falyalı ve Hüsnü Falyalı vardı.
Genelde yaşama dairdi sohbetin ağırlığı, hatta kahvaltının ardında Halil Falyalı’nın takla atan güvercinlerinin gösterisini de izlemiştik.
Halil, Özge ve Hüsnü’ye aynen şunları söylemiştim: “ Görünen o ki, kolay ve çok para kazanıyorsunuz. Siz bu dünyanın insanları değilsiniz. Sizi rahat bırakmazlar. Başınız derde girer. Ya kazancınızla yetinip, geri çekilin, ya da dikkate alınmayacak kadar küçülün.”
Olmadı ya da geri çekilecek zamanı bulmadan Halil Falyalı, silahlı bir saldırıda eşi ve çocuklarının gözü önünde öldürüldü.
***

Sevgili Özge ile dün hiç, iş, para konuşmadık.
Sevgili Özge ile dün, “Ne olacak bu memleketin hali?” sorusuna yanıt da aramadık.
Sevgili Özge’ye, Sabahattin Ali’nin 1933 yılında Sinop Cezaevinde yazdığı, “Aldırma gönül aldırma” şiirinden, “ Görmek istersen denizi/ Yukarıya çevir yüzü/ Deniz gibidir gök yüzü/ Aldırma gönül aldırma” mısralarını aktarıp, şiirin kaynak hikayesini anlattım: “ O yıllarda denizin kıyısında ama denizi penceresi olmayan Sinop Cezaevine, hayatında hiç deniz görmemiş Anadolu’dan bir mahkum akşam karanlığından getirilmiş. Mahkumlar akşam karanlığına getirilirmiş ki, çevreyi tanıyıp, firar hesapları yapmasın.
Mahkum denizin, dalgaların sesini duyuyor ama ne sesi olduğunu tüm anlatılanlara rağmen anlamıyormuş. Sonunda Sabahattin Ali, “Görmek istersen denizi/ Yukarıya çevir yüzü/ Deniz gibidir gök yüzü” demiş.
Demekle kalmamış, ünlü “Aldırma Gönül” şiirini yazmış.
***
Sevgili Özge ile işyerinin balkonunda konuştuk. Aldırma gönül, şiirinin hikayesini anlatınca, yüzünde duygusallık, gözlerinde ıslaklıkla, “Biz hem denizin, hem de gökyüzünün mavisini görüyoruz” dedi. Ama 7 kelimede söylediklerinden fazlası, sesinin tonunda ve gözlerinin derinliklerinde fark ediliyordu.
Halil Falyalı’dan hayattaymış ve biraz sonra gelecekmiş gibi konuştuk.
Fark ettim, Ortaköy İlkokulu karşısındaki sokak içindeki iş yerindeki diyetisyen günleri Özge Taşker Falyalı’nın hayatının en güzel dönemlerinden biriydi.
Benzetmede hata olmaz, hatasız benzetme olmaz.
Sevgili Özge de 1974 öncesi ve sonrasını gördüm. Öğretmen bir baba ve eczacı bir annenin kızı. Yokluk ya da yoksulluk görmedi. Ortalama bir hayatta mutluydu eminim. Şimdi dünya ölçeklerinde bir serveti var her halde. Ama evinin direği yok. İki kız, bir erkek çocuğuna hem annelik hem babalık yapıyor. Kolay mı? Hiç kolay değil.
***
Sohbetin sonuna doğru, çalışma masasının üzerinden çocuklarıyla, gösterişten yoksun bir fotoğrafını eline alıp gösterdi.
… Ve bir cümlede, bir kitaplık laf etti. “ Hasan Abi, en büyük servetim çocuklarım, gerisi yalan.”
Hem o duygulandı hem ben… Kapıyı çıkıp giderken, “Ne olursa olsun, ne söylenirse söylensin, Sevgili Özge, bizim insanımızdır…” dedim.



