Sevginin porsiyonu yok… Ben herkesi sevmiyorum…

8 Ekim 2023’te Sibel Hanım’ın da, pek çok eczacı ve doktorlar gibi yaşadığı itibarı katliamı saldırısını yazmıştım. Başlık da şuydu: “Ölsem arkamdan kim ne diyecekmiş, yaşarken öğrendim.”
Geçtiğimiz Cumartesi de, “Unutanlar hatırlasın diye… Sibel Siber: “Ölsem arkamdan kim ne diyecekmiş, yaşarken öğrendim” başlığıyla yazıyı yeniden okurlara buluşturdum.
Kıbrıs Türk Halkının en değerli evlatlarından bir olan Dr. Sibel Siber, “Kaleminize yüreğinize sağlık Hasan Bey… Duygulandırdınız beni” diye mesaj gönderdi.
Ben de mesajına yanıt olarak aynen şunları yazdım: “Sibel hanım, ahlaksızların, insan duygusundan yoksun olanların, unutma eğilimleri yüksektir. Yüzlerine tüküre tüküre anımsatmak gerekir.”
***
Sinem Bolkan, emekli bir öğretmenimiz… 2023’te doktorlar ve eczacılara yönelik, “vahşi” saldırıdan kızcığı Sevgili Şirin de mağdur olanlardandı. Sinem Hocanım’dan da şu mesaj geldi dün: “Tüylerim diken diken, o günleri yeniden yaşadım. Çok yerinde ve zamanında bir yazı. Ağzından köpükler çıkarak, “yüzyılın yolsuzluğunu” haber yapan sözde gazeteciler şimdi nerde?”
***
Ahlaksızlar, insan duygusundan yoksun olanlar, utanmazlar, arlanmazlar, Kuzey Kıbrıs’ta cirit atıyor.
Çok para hilesiz, içi boş çok laf yalansız olmaz.
Alın teriyle çalışıp, servet sahibi olan – ilaç niyetine- neredeyse bir kişi bulamazsınız. Alın teriyle kazananlar, en özgür konuşması gerekirken, bizde servet sahibi olanlar, en olumsuz gelişmelerde bile “gıkını” çıkarmıyor. Bir tek bu tavırları bile kazançlarının şaibeli olduğunu göstermeye yeter de artar bile. Adı büyük ekonomik örgütler, ticari örgütler, gün gelen sendikalar “Bizim için de eylem yapın” derlerse hiç şaşmayın.
***
Küçük bir bakkal dükkanını yönetmekten acizken, dünden bugüne ülkeyi yönetmek fırsatı yakalayanların başımıza ne haller getirdikleri ortada. Yapılan açıklamaların, Mecliste yapılan konuşmaların sokakta ne kadar dikkate alındığını öğrenmeye çalışsalar, yanında, daha pek çok gerçek tepkiyle yüzleşecekler.
***
Nasıl oturursak oturalım, doğru konuşalım.
Yazıp söylediklerimin yanlış anlaşılması diye kaygım da yok.
Sürçü lisan ettiysem affola, değil.. Ne yazıp, ne söylediysem, o da değil.
YAZIP, SÖYLEDİKLERİMDEN NE ANLADIYSANIZ, BEN ONU YAZDIM, ONU SÖYLEDİM.
***
“Ölsem arkamdan kim ne diyecekmiş, yaşarken öğrendim.”
Sibel Siber’in bu sözü bir değil, bin kitaba bedeldir.
Bireyi, parçası, mensubu olduğum Kıbrıs Türk Halkı’nı sahiplenme ve gurur duymam eskisi kadar zahmetsiz değil.
O en çok sorulan “Noldu bu Kıbrıslı Türklere?” sorusu var ya…
Soranların felsefeyi ne kadar bilip, bilmedikleri bir yana, sorunun kendinde felsefi bir derinlik var. Dahası sorunun kendi içinde yanıt da saklıdır.
***
Özellikle 1974 sonrası Kıbrıslı Türkler, hızlı bir şekilde, “Biz” demeyi unutup, “Ben” demeyi ve “Ben” olarak yaşamaya yöneldi.
İçinde zerre kadar adalet duygusu olanın tarafsız kalamayacağı durumlarda, taraf olup, olmamak için kar-zarar hesabı yapanların TARAFSIZLIĞI AHLAKSIZLIK değil mi?
***
Çıkarım ekranda, “Çobanın iyisi kötüsü olmaz. Seçimleri çoban seçimi olarak görmeyin. Önemli olan çobanın iyisi, kötüsü değil, KOYUNLUKTAN KURTULMAKTIR” derim. Program sonrası sıcağı sıcağına markette, ya da sonraki günlerde yolda sokakta karşılaştıklarım, “Bravo Be Hasan Bey, çok doğru söyledin” der…
Bir Allah’ın kulu da “Kıbrıs Türk Halkına hakaret ediyorsun” demez.
***
Bu, toplumsal birlikteliğin dibe vurduğunun göstergesidir.
Toplumsal dayanışma yerlerde sürünür. Düşene, kalkması için el uzatanlar her geçen gün azalırken, düşene bir tekme atanlar çoğalıyor.
Böylesi ortamda herkesi sevmek mümkün değil.
“Herkese hak ettiği kadar değer verip, saygı gösteririm”, denebilir.
Ancak, “herkesi hak ettiği kadar severim,” olmaz. Bu durumda da duruşum net.
Sevginin porsiyonu yok… Ben herkesi sevmiyorum…




