“Karışıklık” varsa açıklık ve açıklama gerekir…

Saydamlık, açıklık ve hesap verebilirlik, demokratik yönetimin süsü değildir. Hukukun üstünlüğüne dayanan bir yönetim anlayışının vazgeçilmezidir.
Yönetenler, kamu adına aldıkları kararları kamuya anlatmak zorundadır. Vatandaşın soru sorması da, gazetecinin o soruyu görünür kılması da, kimseye karşı düşmanlık değildir.
Biz gazetecilerin görevlerinden biri, bu ilkelerin kâğıt üzerinde kalmayıp hayat bulmasına katkı koymaktır.
Ancak bir başka sorumluluğumuz daha vardır. Hukuk düzenine inanıyorsak, yargısız infazdan mutlaka kaçınmalıyız. Soru sormakla suçlu ilan etmek aynı şey değildir. İddia ile kanıt arasındaki mesafeyi yok sayan gazetecilik, gerçeği aydınlatmaz; ortalığı karartır.
***
Sosyal medyada haber niteliğinde yayın yapanların evrensel gazetecilik ilkelerine ne kadar uyduğu, ayrı bir tartışma konusudur.
Bu satırların yazarı olarak sağlıklı, önyargısız, kişisel hesaplardan uzak sosyal medya yayıncılığını savunuyorum. Bireysel özgürlükle hayat bulan, nitelikli sosyal medya paylaşımcılığına da ihtiyaç vardır.
Ama özgürlük, sorumluluğu ortadan kaldırmaz.
Kamu alanındaki her karar ve uygulama tartışmaya açık olmalıdır. Tartışma başladığında yapılacak iş, soru soranı susturmak değildir. Gerçek bilgiyi, belgeleriyle ortaya koymaktır.
Belirsizlik giderildiğinde tartışmanın zemini de değişir.
***
Reklam dünyasından bir arkadaşımın uyarısıyla, Ercan Havalimanı bölgesindeki reklam panolarına ilişkin bir konu bilgime geldi.
Bana aktarılan süreci, kesinleşmiş bir hüküm olarak değil, açıklama bekleyen bir mesele olarak kamuoyuyla paylaşıyorum.
Yeni Ercan Havalimanı proje bütünlüğü kapsamında T&T şirketine arazi tahsis edilmişti. Bölgedeki askerî birliğe alternatif yer ve altyapı sağlanarak havalimanıyla bağlantılı projeler için ek arazi verilmesi de sözleşmede yer alıyordu.
Ancak maliyet ve başka nedenlerle beklenen arazi düzenlemesi gerçekleşmedi.
Aktarılanlara göre T&T’nin beklentisi sürerken, şirketin kendisine tahsisli alanın içerisine, kendilerinin bilgi ve onayı dışında büyük reklam panoları yerleştirildi.
Şirket yetkilileri bunu araştırdıklarında, reklamcılık da yapan bir medya kuruluşuna sözleşmeyle alan kullanımının verildiği, panolar için Değirmenlik Belediyesinden izin alındığını öğrendi.

İtirazlar sürerken Bakanlar Kurulunun 17 Nisan 2025’te resmi gazetede yayımlanan Ü (K-I)751-2025 sayılı kararıyla, Ada No: 110, Parsel No: 1 arazinin T&T’den alınarak Kıbrıs Türk Barış Kuvvetlerine devredilmesini kararlaştırdığı da aktarılan bilgiler arasında.
Buna rağmen aynı alandaki reklam panolarının durduğu ve üzerlerinde güncel reklamların yer aldığı belirtiliyor.
***
Burada yanıtlanması gereken sorular vardır.
Söz konusu arazi l T&T’ye tahsisliyken, başka bir şirkete reklam panosu yerleştirmesi için hangi yetkiyle, hangi sözleşmeyle kullanım hakkı verildi?
Bu işlemi yapan kurum hangisidir?
Belediyenin verdiği izin, araziyi kullanma hakkıyla nasıl ilişkilendirildi?
Arazi Kıbrıs Türk Barış Kuvvetlerine devredildiyse, reklam panolarının oradaki varlığı hangi düzenlemeye dayanıyor?

“Bak gör CTP iktidar olamayacak!”
Panolardaki reklamların güncellenmesine kim izin veriyor?
Varsa kira veya kullanım bedeli kime ödeniyor?
Bu soruların yanıtı dedikoduda değil, tahsis kararlarında, sözleşmelerde ve izin belgelerinde bulunmalıdır.
***
Cumartesi günü, Başbakan tarafından görevden alınan eski Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Erhan Arıklı ile programsız bir buluşmamız oldu.
Konuyu kendisine sordum.
Söyledikleri arasında meseleyi özetleyen bir cümle vardı:
“Orada bazı karışıklıklar oldu.”
Karışıklıklar olabilir.
Ancak kamu yönetiminde karışıklık, açıklamadan kaçmanın gerekçesi olamaz. Tam tersine, açıklama yapmanın ve gerekiyorsa düzeltmenin nedenidir.
Arazi askerî bölgeyse, bunun gerektirdiği kurallar bellidir. Reklam faaliyeti sürüyorsa, dayanağı açıklanmalıdır.
Tahsis kararında yanlışlık varsa, yetkili makamlar hukuka uygun biçimde düzeltmelidir. Arazinin T&T’ye yeniden tahsisi gerekiyorsa, o işlem de açık ve usulüne uygun yapılmalıdır.
***
Kimseyi peşinen suçlamıyorum. Ama kamuoyunun bilgi edinme hakkını da bir “karışıklık” cümlesinin içine sığdıramıyorum.
Mesele yalnızca birkaç reklam panosu değildir. Kamu arazisinin kim tarafından, hangi yetkiyle ve hangi koşullarda kullanıldığıdır.
Bugün bu soruların üzerini örtersek, yarın başka bir kamu alanında aynı belirsizlikle karşılaşırız.
Devletin ciddiyeti, vatandaşın önüne konulan belgede, kararın gerekçesinde ve uygulamanın tutarlılığında görünür. Bir kurumun verdiği izinle başka bir kurumun tahsis kararı çatışıyorsa, vatandaşın bunu çözmesini bekleyemezsiniz. İlgili kurumlar konuşacak, yetkilerini açıklayacak, sorumluluklarını üstlenecek.
Hukukun üstünlüğü dediğimiz şey, tam da böyle sınanır. Güçlü olanın sözüyle değil, herkes için geçerli kuralla. Açıklık sağlandığında haklı olanın hakkı korunur, yanlış yapanın sorumluluğu belirlenir. Şüphe büyütmek yerine gerçeği öğrenmek isteyen herkesin ortak beklentisi budur.
Hiçbir kurum kendi kararının arkasındaki gerekçeyi saklayarak güven üretemez.
Güven, soruların karşılıksız bırakılmadığı, yanlışların kabul edildiği ve düzeltmelerin herkesin gözü önünde yapıldığı yerde gelişir.
İlgili makamların yapacağı açıklamaya köşemde yer vereceğim.
Beklediğim, açık sorulara açık, belgeli yanıtlardır.




