Önce ahlak… Sonra siyaset…

Siyasi partiler, çok partili demokratik yaşamın vazgeçilmezidir. Ama her siyasi parti demokrasiyi büyütmez.
Bazıları demokrasinin siyasi parçası gibi görünürken, içeride dar bir çevrenin çıkarlarını koruyan siyasi şirketlere dönüşür. Adayları halkın güvenine göre değil, birilerinin hesabına göre belirlenir. Hatta eller meydanlarda birleşirken, parmaklar avuçların içinde oynar…
Bu nedenle cümlenin başına yalnızca bir sözcük değil, demokrasinin geleceği açısından belirleyici bir ölçü koymak gerekir: Nitelikli siyasi partiler, çok partili demokratik yaşamın vazgeçilmezidir.
***
Peki, nitelikli siyasi parti nedir? Her şeyden önce kendi içinde demokrasi kültürünü yerleştirmiş partidir. Ama “bize göre demokrasi” değil. “Bizim demokrasimiz de bu kadar” diyerek eksikliklerin üzerini örten bir anlayış hiç değil. Demokrasi evrensel değerlerle anlam kazanır.
Siyasi parti, siyasi şirket değildir. Partiyi şirket gibi görmeye başladığınız zaman hissedarlar da kendiliğinden ortaya çıkar. Parti onlarındır… Bakanı onlar yapar… Milletvekilini onlar seçtirir…. Müsteşarı, müdürü onlar belirler.
Sonra da gün gelir, ağızlarından şu cümle dökülür: “Adamı milletvekili yaptık, yine doymadı.”
Bu cümlenin kendisi bile siyasete bakıştaki çarpıklığı anlatmaya yeter.
Bunları, bir siyasi partiyi işaret ederek yazmıyorum. Partili ya da partisiz herkes dönüp siyasi partilere baksın. Hangisinde bu özellikler varsa yazdıklarımı onunla özdeşleştirsin.
***
1974 sonrasında çok partili bir siyasi yaşamımız var. Cumhurbaşkanlığı, milletvekilliği, yerel yönetim seçimleri…
Bugüne kadar oy pusulalarında yer alan siyasi partilerin listesini çıkarsak oldukça uzun bir listeyle karşılaşırız.
Ancak seçim yapmak tek başına demokrasinin kanıtı değildir. Demokrasinin kalitesini görmek istiyorsanız, seçimin mutfağına bakacaksınız.
Partiler adaylarını nasıl belirliyor? Topluma en iyi hizmet edecek isimleri mi arıyorlar, yoksa birilerinin seçilmesini kolaylaştıracak “dolgu adaylar” mı buluyorlar?
Daha kötüsü… Aday gösterdikleri bir insanın, seçilmemesi için perde arkasında çalışıyorlar mı?
Karma oydan yakınanların, organize tercih oylarıyla kendi adaylarına karşı operasyon yaptığı olmadı mı?
Eğri oturalım, doğru konuşalım. Bugün, en büyük siyasi küme, hiçbir partiye aidiyet hissetmeyenlerden oluşuyorsa, bunun hesabını önce siyasi partiler kendilerine sormalıdır.
***
Kıbrıs küçük bir ada. Kuzey Kıbrıs ise bu küçük adanın yaklaşık üçte biri. Bizim toplumumuzda iki kişinin bildiği, kolay kolay sır olarak kalmaz. Hele bir de sosyal medyada grup kurmuşsanız, gizliliğin ömrü dakikalarla ölçülür.
2015 Cumhurbaşkanlığı seçiminde adaylardan birinin partisinde yaşananları daha o günlerde dinlemiştim.
Sosyal Medya’da bir grup oluşturulmuş. Mantık şu: “Bizim adayın ikinci turda seçilmesi daha doğru. O nedenle ilk turda ona oy vermeyelim.”
Bunun yalnızca konuşulmadığını, uygulanması için ciddi çaba gösterildiğini de duydum.
Hatta bu amaçla bir kişinin sabırla yaklaşık 500 kişiyi aradığını, kendisine çok yakın birinden dinlemiştim.
Bir ekleme daha… İsim benzerliğiyle gruba yanlış ismi eklemişler. O isim, fark edilene kadar yazılanları ve kimlerin yazdığını görmüş, okumuş.
Düşünebiliyor musunuz? Partinizin adayı var ama siz onun kazanmaması için çalışıyorsunuz.
Sonra meydanlarda eller birleşiyor, kollar havaya kalkıyor. Birlik, beraberlik, dayanışma görüntüleri…
Peki gerçekten öyle mi? Belki eller birleşirken, havaya kaldırılan kolların ucundaki parmaklar birbirlerine başka mesaj için hareket ediyordu.
***
Elbette siyasi partilerin ekonomi, sağlık, eğitim, kültür, maliye ve dış politika konularında farklı görüşleri olacaktır. Olmalıdır da. Farklılık yalnızca parti programlarında yazılı kalmayacak, uygulamada da görülecek.
Aksi halde vatandaş haklı olarak sorar: “Bunların birbirinden ne farkı var?”
Farz edelim politikalar var.
Yeter mi? Yetmez.
Siyasette eksiksiz bulunması gereken en önemli değer ahlaktır. Bireysel ahlak sorunu olan birinin, siyasi ahlakının kusursuz olmasını beklemek mümkün değildir.
Çünkü siyaset yalnızca fikirlerin değil, karakterlerin de sınandığı alandır.
Meydanlarda el ele tutuşmak kolaydır. Önemli olan, eller ayrıldığı zaman ne yaptığınızdır.
İnsanların yüzüne başka, arkasından başka konuşuyorsanız… Kendi adayınızı gösterip seçilmemesi için çalışıyorsanız… Partiyi halka hizmet aracı değil, makam dağıtan şirket gibi görüyorsanız…
Orada sorun siyasetten önce ahlak sorunudur.
Demokrasiyi yalnızca sandığa indirgeyemeyiz. Sandık, ancak dürüst adaylarla, şeffaf süreçlerle, özgür iradeyle ve siyasi ahlakla anlam kazanır. Aksi halde seçimler yapılır, fakat demokrasi gelişmez… Partiler çoğalır, fakat toplumun siyasete güveni azalır.
Siyasi partiler önce kendi içlerinde adaleti, açıklığı ve hesap verebilirliği yaşatmalıdır. Halka demokrasi vaat eden bir yapı, bunu kendi çatısı altında uygulayamıyorsa, söylediği her söz eksik ve inandırıcılıktan uzak kalır.
Onun için sıralamayı doğru yapmak gerekir: Önce ahlak… Sonra siyaset…




