Özüyle sözü arasında mesafe büyüdükçe insan küçülür…

İyice sıkıldım. Siyaset dünyasından yapılan açıklamalar kabak tadından öte bir hal aldı. Her Allah’ın günü yazılı açıklama devri kapansın.
Mecliste temsil edilen siyasi partiler haftada bir gün meclis kürsüsünden “eteklerindeki taşları döksün.”
Ya da haftanın belli günlerinde ortak tv yayınında siyasi parti lider ya da temsilcileri ayrı ayrı açıklamalarını yapıp, soruları yanıtlasın.
Seçime girmeye hazırlanan ve şu anda Meclis’te temsil edilmeyen partilere de bu olanak sunulsun. Çünkü demokrasilerde, siyasi partilere eşit koşullarda görüşlerini anlatma fırsatı verilmesi önemli ve gereklidir.
***
Ensest ilişki nedir?
En yalın tanımıyla, ensest ilişki sapıklıktır. Yakın akrabalar arasındaki cinsel ilişkinin hiçbir kabul edilebilir yanı yoktur. Bunun derecesi de olmaz. Ensest ilişki, ensest ilişkidir. Toplumların ortak ahlaki değerleriyle, hukukla ve insan doğasıyla çatışan bir hastalıklı davranış biçimidir.
Ancak insan hayatında bazı durumlar vardır ki, fiziki anlamdaki ensest kadar olmasa da, insanın kendi varlığına ve vicdanına karşı işlediği ağır suçlar arasında yer alır.
İnsanın, kendi vicdanına tecavüz etmesi…
Belki de en ağır olan budur.
Çünkü ensest sadece bir taciz, tecavüz girişimi ya da cinsel suç değildir. Daha geniş bir açıdan bakıldığında, insanın özüne ihanet etmesi de bir çeşit suçtur, manevi çürümedir.
***
Ahlaki değerlere aykırı davranan, doğruyu bildiği halde yanlışı tercih eden, vicdanının sesini susturan kişi aslında kendi ruh dünyasına zarar verir. Kendi içindeki adalet duygusunu yok eder. Bunun sonucu ise kişilik erozyonudur.
İnsanın özüyle sözünün bir olmaması, her şeyden önce kendisine saygısızlıktır.
Kendisine saygısı olmayan bir insanın başkalarına saygı göstermesi de kolay değildir. Çünkü saygı önce içeride başlar. İnsan önce kendi aynasına bakabilmeli, aynada gördüğü kişiyle barışık olabilmelidir.
Kendi değerlerini ayaklar altına alanların toplumun değerlerini korumasını beklemek gerçekçi olmaz.
Ahlaki değerler bakımından erozyona uğramış bir kişinin toplumsal sorumluluk duygusuyla hareket etmesi de zordur. Toplum adına konuşabilir, toplum adına slogan atabilir, toplum adına makam sahibi olabilir. Ancak bunların hiçbiri gerçek anlamda topluma hizmet ettiğini göstermez.
Çünkü hizmetin özü samimiyettir.
Samimiyet yoksa geriye sadece görüntü kalır.
***
Çok uzun yıllar önce, Lefkoşa Türk Lisesinde, lise bitirme sınavlarında kompozisyon konusu olarak seçtiğim bir başlık vardı:
“Yükselen her ruh dünyayı yükseltir.”
Aradan geçen uzun yıllara rağmen bu sözü hiç unutmadım. Zaman zaman hatırladım, zaman zaman da hatırlattım.
Bugün de aynı noktadayım.
Bir insanın ruhu yükseliyorsa, dürüstlüğü, ahlakı, vicdanı ve sorumluluk duygusu güçleniyorsa bundan sadece kendisi değil, çevresi ve toplum da kazanır.
Tersi durumda ise çürüme yayılır.
***
Bir siyasi parti düşünün.
Parti mensuplarının topluma katkı yapmak gibi bir önceliği yok. Parti onlar için bir dava, bir hizmet alanı ya da toplumsal sorumluluk zemini değil. Haklı ya da haksız fark etmez, kişisel çıkarların elde edilmesi için bir mekanizma.
Böyle bir yapıda insanlar kendilerini partinin üyesi gibi değil, bir şirketin hissedarı gibi görürler. Katkı vermek için değil, pay almak için oradadırlar.
İşte sorun da burada başlıyor.
İnsan kendi kendini kandırmamalıdır.
Gerçeği herkesten saklayabilirsiniz. Çevrenizi etkileyebilirsiniz. İnsanları ikna edebilirsiniz. Ancak vicdanınızı kandırmanız mümkün değildir.
Özüyle sözü arasında mesafe büyüdükçe insan küçülür.
Özüyle sözü bir olan insan ise, makamı ne olursa olsun büyür. Çünkü yükselen her ruh gerçekten de dünyayı yükseltir.




