Derviş DoğanYazarlar

Sonuçlar UBP’Yİ Karıştırdı…

Bir siyasi partinin gücü, yalnızca kaç kişinin sandığa gittiğiyle değil, sandıktan çıkan iradeyi ne kadar olgunlukla karşılayabildiğiyle ölçülür.

Ulusal Birlik Partisi’nin 24 Ekim’de gerçekleştirdiği milletvekili aday belirleme ve sıralama seçimi, yalnızca adayların hangi sırada yer alacağını belirleyen bir iç yarış değildi. Aynı zamanda partinin örgütsel kültürünü, demokrasi anlayışını ve siyasi geleceğe ne ölçüde hazırlıklı olduğunu sorgulatan bir sınavdı.

Üstelik bu sınav, 6 Aralık’ta yapılacak genel seçime haftalar kala gerçekleşti.

Oylamaya 8 bin 929 üyenin katıldığı açıklandı. Ancak sonuçların ardından 17 itirazın gündeme gelmesi ve oyların Yüksek Seçim Kurulu denetiminde yeniden sayılacağının duyurulması, sürecin üzerine önemli soru işaretleri bıraktı. İlk kez dijital oylama sisteminin kullanıldığı seçimde, yaşanan gerginlikler ve itirazlar, parti içi demokrasinin yalnızca sandık kurmakla tamamlanamayacağını bir kez daha gösterdi.

Çünkü demokrasi, yalnızca oy kullanmak değil; o oyun sonucuna güven duymak, itirazı usulüne uygun değerlendirmek ve ortaya çıkan iradeye saygı gösterebilmektir.

Peki, UBP bu tablodan nasıl bir sonuç çıkarmalıdır?

Sandık kurmak başka, demokrasi kültürü başka!

Siyasi partilerde aday belirleme süreçleri her zaman rekabeti beraberinde getirir. Hele yıllardır siyasetin içinde olan isimlerle yeni adayların aynı listede yarıştığı, milletvekilliğinin beraberinde siyasi nüfuz ve gelecek beklentisi de taşıdığı bir ortamda, yarışın sertleşmesi şaşırtıcı değildir.

Ancak rekabetin sertleşmesiyle kurumsal düzenin zedelenmesi aynı şey değildir.

Bir siyasi parti, kendi adaylarını belirlerken yaşanan gerilimleri yönetemiyorsa, yarın ülkenin çok daha karmaşık sorunlarını yönetirken hangi yöntemlere başvuracaktır?

Kamuoyunun sorması gereken soru budur.

Burada mesele, bir adayın kaç oy aldığı, kimin listenin başına yerleştiği ya da kimin beklediği sırayı elde edemediği değildir. Asıl mesele, yarışın sonunda partinin ortak bir irade etrafında buluşup buluşamayacağıdır.

Çünkü siyasi rekabet, partiye dinamizm kazandırabileceği gibi, kontrolsüz bırakıldığında derin kırgınlıkların ve uzun süre kapanmayan hesaplaşmaların da kapısını aralayabilir.

Yüksek katılım, tek başına başarı ölçüsü değildir!

UBP Genel Başkanı Ünal Üstel, 8 bin 929 üyenin oy kullanmasını parti içi demokrasiye ve örgüte sahip çıkılması olarak değerlendirdi. Bu katılımın önceki aday belirleme seçimlerini aştığı da açıklandı.

Kuşkusuz üyelerin sandığa gitmesi önemlidir. Fakat katılımın yüksek olması, sürecin bütün yönleriyle sorunsuz işlediği anlamına gelmez. Aynı şekilde, itirazların varlığı da tek başına usulsüzlük yapıldığını kanıtlamaz.

İhtiyaç duyulan şey, her iki gerçeği de birlikte değerlendirebilmektir.

Bir yanda sandığa giderek iradesini ortaya koyan binlerce üye, diğer yanda sonuçların açıklanmasının ardından yanıt bekleyen itirazlar…

Bu iki tablo arasındaki güven köprüsünü kurmak, bugün UBP yönetiminin önündeki en önemli sorumluluklardan biridir.

İtirazlar şeffaf biçimde sonuçlandırılır, nihai sonuçlar güvenilir şekilde ortaya konur ve bütün adaylara eşit mesafede durulduğu gösterilirse, yaşanan gerginlikler kurumsal bir olgunlaşmaya dönüştürülebilir. Aksi hâlde kırgınlıkların seçim kampanyasına taşınması ve parti içindeki rekabetin ortak mücadeleyi gölgelemesi riski doğar.

Asıl mesele, 6 Aralık sabahına nasıl gidileceğidir!

Siyasette bir günün heyecanı, bir gecenin alkışı ve kürsüden yükselen birlik mesajları elbette önemlidir. Fakat seçmen, siyasi partileri yalnızca kendi iç organizasyonlarıyla değerlendirmez. Ülkenin sorunlarına hangi çözümleri sunduklarına, toplumla nasıl bir ilişki kurduklarına ve verdikleri sözlerin ne kadarını yerine getirebildiklerine de bakar.

UBP’nin önündeki mesele, aday listesini tamamlamaktan ibaret değildir. Listeye giremeyenlerin, beklediği sırayı bulamayanların ve kendisini süreçte yeterince temsil edilmemiş hissedenlerin partiyle bağının nasıl korunacağı da önemlidir.

Genel Başkan’ın bütün adayları yol arkadaşı olarak nitelendirmesi, birlik adına verilmiş bir mesajdır. Ancak bu mesajın gerçek karşılığını sözler değil, bundan sonraki tutumlar belirleyecektir.

Aday belirleme sürecinde yaşananları geride bırakmak, yalnızca herkesi aynı fotoğraf karesinde buluşturmakla mümkün değildir. Bunun için güveni onarmak, itirazları ciddiyetle ele almak ve adaylar arasında adil bir siyasi çalışma ortamı oluşturmak gerekir.

Aksi hâlde aynı partinin mensupları, ortak hedefe yürüyen yol arkadaşları olmaktan çıkıp birbirlerinin siyasi alanını daraltmaya çalışan rakiplere dönüşebilir.

UBP’nin önündeki yol ayrımı

UBP köklü bir siyasi geçmişe ve geniş bir örgüt yapısına sahip. Ancak geçmişten gelen güç, geleceğin kendiliğinden kazanılacağı anlamına gelmez. Siyasi partiler, değişen toplumun beklentilerine yanıt verebildikleri ve kendi içlerindeki sorunları demokratik yöntemlerle çözebildikleri ölçüde varlıklarını sürdürebilirler.

Bu nedenle 24 Ekim’de yaşananları yalnızca bir aday belirleme oylamasının gerginlikleri olarak görmek eksik bir değerlendirme olur.

Buradan çıkarılması gereken ders, parti içi demokrasinin kurallara, şeffaflığa, güvene ve sonuçlara saygıya dayanması gerektiğidir. Rekabetin varlığı değil, nasıl yönetildiği belirleyicidir.

UBP, yaşananları bir öz değerlendirme fırsatı olarak kullanabilir. İtirazları gidererek, üyelerinin iradesine duyulan güveni güçlendirerek ve adaylar arasındaki rekabeti ortak bir siyasi hedefe dönüştürerek yoluna devam edebilir.

Ya da yaşananları yalnızca geçici bir gerginlik olarak görüp her şeyin zamanla düzeleceğini varsayabilir.

İki yaklaşım arasındaki farkı ise zaman içinde ortaya çıkacak siyasi tutumlar gösterecektir.

Unutulmamalıdır ki bir siyasi partiyi yalnızca rakipleri yıpratmaz. Bazen kendi içindeki güvensizlik, yönetilemeyen rekabet ve görmezden gelinen kırgınlıklar da o partinin hareket alanını daraltabilir.

UBP’nin önündeki asıl soru şudur:

Adaylarını belirledi, peki şimdi kendi içindeki güveni yeniden tesis edebilecek mi?

Çünkü 24 Ekim’de üyeler adayların sıralamasını belirledi. Fakat 6 Aralık’a kadar geçen süre, UBP’nin yalnızca bir aday listesi mi oluşturduğunu, yoksa bu liste etrafında ortak bir siyasi irade de inşa edip edemediğini gösterecek.

Sandık elbette  bir listeyi belirler. Bir partinin geleceğini ise o sandıktan sonra gösterdiği siyasi olgunluk belirler.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu