Barışın yolu, ticaretten de geçer…

Yeşil Hat Tüzüğü’nün kıymetini biliyor muyuz? Bildiğimizden kuşkuluyum.
Eksiksiz, samimiyetle uygulansa, yalnızca güven artırıcı bir düzenleme olmadığını yaşayarak göreceğiz. Kalıcı barışın toplumsal dayanaklarını güçlendiren çok önemli bir imkân olduğunu da anlayacağız.
***
Her fırsatta söylerim.
En kötü statüko bile zamanla kökleşir. İnsanlar şikâyet ederken bile ona alışır. Değişiklik istediğini söyleyenlerin bir bölümü, değişimin gerektirdiği karşılıklı adımlara sıra gelince duraksar. Çünkü çözüm, yalnızca kendi istediklerimizi alacağımız tek yanlı bir hareketlilik değildir.
Avrupa, iki büyük dünya savaşının ardından barışı korumanın yolunu ararken ekonomik çıkarları birbirine bağlamanın önemini kavradı. Avrupa Birliği’ne uzanan yolun temelinde bu anlayış da vardı.
Birlikte kazanan insanların, birlikte kaybetmekten çekinmesi doğaldır.
Kıbrıs’ta da ticaretin bu gücüne inanıyorum.
***
2003’te kapıların açılmasının ardından bireysel alışverişler bile iletişime katkı yaptı. Kıbrıslı Türk müşterileriyle anlaşabilmek için Türkçe bilen personel çalıştırmaya özen gösteren Rumlara ait işyerleri gördük.
Müşteriyle başlayan ilişki, insanı tanımaya da kapı açar.
Kapıların açılması sonrası güney Lefkoşa’daki uluslararası fuara Kıbrıslı Türk iş insanlarının katıldığını anımsıyorum. Ürünler ilgi görmüştü. Ancak bazı alıcılar, üretim yerinin Kuzey Kıbrıs olduğunun yazılmasını istemiyordu. Maalesef o katılımın devamı gelmedi. Keşke gelseydi.
***
Geçtiğimiz günlerde güneye geçerken kamyonlarla taşınan prefabrik yapılar ve geniş cepheler oluşturabilecek panolar gördüm. Kuzeyden güneye gidiyorlardı. Panoların üzerinde güneyde kullanılan telefon numaraları vardı.
İlk düşündüğüm, alıcının kendi iletişim bilgilerini yazdırdığı oldu. Bunun nedenini bilmesem de tahmin edebiliyorum.
Benim için önemli olan, kuzeydeki üretimin güneyde alıcı bulmasıydı. Güney’den Kuzey’e olursa da memnuniyetle karşılarım.
O kamyonların taşıdığı yalnızca yapı malzemesi değildi. Üreticinin emeği, çalışanların geçimi ve yeni sipariş ihtimali de taşınıyordu. Karşı taraftaki alıcı da ihtiyacını karşılıyordu. İlişki devam ettikçe birbirinin sözünü, malını ve ödeme alışkanlığını tanıyan insanlar çoğalacak.
Güven dediğimiz biraz da böyle, gündelik hayatın içinde birikmez mi?
***
Rahmetli Dimitris Hristofyas, 2008 Şubat’ında güneyde başkan seçildikten kısa süre sonra ziyaretine gitmiştim. İyi bir dostluğumuz vardı.
Gitmeden önce Antalyalı kuaförüm Ahmet Değirmenci, selamını iletmemi istemişti. Bir de karşılıklı ticaretin, işyerlerinde birbirimizin müşterisini görmenin barışa büyük destek olacağını söylemişti.
Söylemiştim… Dönüşte Hristofyas, Ahmet’e bir hediye sepeti göndermişti.
Bazen siyasetin uzun konuşmalarla anlatamadığını, bir kuaför birkaç cümleyle anlatır.
***
Bugün önüme gelen bilgiler ise düşündürücü.
Bana aktarılanlara göre, AB Kriter denetimlerini geçip, Yeşil Hat Tüzüğüne göre Güney’e satış onayı alan kahve, tahin, bira ve EVSU Su ürünler, teknik bir süreç olan Rum Bakanlar Kurulu’nun onayına gitti. Rum Bakanlar Kurulu tahin ve kahveyi onaylarken EVSU ve birayı onaylamadı. Onaylamama nedeni bildirilmedi.
Kilise çevrelerinin ticari çıkarları nedeniyle etkili olduğu iddiası da tarafıma iletildi.
Rum Bakanların Kurulunun ya da bizzat Başkan Hristodulidis açıklama yapmalıdır.
Teknik koşulları karşılayan bir ürünün önünde hangi engel vardır?
Sağlık ve kalite gerekçesi varsa ortaya konulsun. Eksiklik varsa üretici bilsin, tamamlasın. Ticari rekabeti sınırlama isteği söz konusuysa, bunun barış söylemiyle nasıl bağdaştığı açıklansın.
Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman, Hristodulidis’le yapacağı ilk görüşmede bu örnekleri gündeme getirmeli. Yeşil Hat Tüzüğü’nün uygulanması konusunda açık, gerekçeli ve izlenebilir bir yaklaşım istemeli.
***
Bu konuda beklenti, üreticiye ayrıcalık tanınması değildir. Aynı koşulları karşılayan ürünlerin aynı açıklıkla değerlendirilmesidir. Kararların gerekçesi bilindiğinde üretici de önünü görür. Belirsizlik ise yatırımı, hevesi ve karşılıklı güveni aşındırır. İki liderin konuşacağı meseleler arasında bunun da somut bir karşılığı olmalıdır.
Kapıdan geçen her ürün çözümü getirmez. Ama birbirinin emeğine ihtiyaç duyan insanların çoğalması, çözümün toplumsal zeminini güçlendirir. Siyasetin görevi, bu zemini daraltmak değil, her gün genişletmek olmalıdır.
Çünkü barış, insanların hayatına değdiği ölçüde sahiplenilir.




