Sorun, devalüasyonun, enflasyonun çok gerisinde kalmasıdır…

Siyasetçilerin, hele hükümet edenlerin, kolay kolay yazıp, söyleyemeyeceğini yazıyorum.
KKTC Maliyesinin, kendi ayakları üzerinde durma takati TÜKENDİ.
Bu satırların yazarı olarak maliyeci, ekonomist filan değilim. Gazeteciyim ve çok konuda az şey bilirim.
KKTC Maliyesine azıcık dikkatle bakıldığı zaman, ayakta durmak için uzatmaları oynadığını çok kolay görmek mümkün.
Ben de uzatmaların oynandığını geçmişin birikimleriyle çok rahat görüyorum.
***
Uzun süredir, Maliye her ay borçlanarak maaşları ödüyor.
İstenilen miktar bankalara duyurulur, faizle birlikte teklif alınır. Bir anlamda borçlanma ihalesine çıkılıyor.
Bu ay çok büyük olasılıkla 5-6 milyar belki daha yüksek bir miktar borçlanma için bankaların kapısı çalınacak. Bankaların, kapısını açıp hükümete borç verip vermeyeceği bana göre meçhul. Ya da garanti hükümet borçlandırılır demek zor.
***
Bu durum, mevcut hükümet edenlerin, artı ve eksilerinden çok, sistemle alakalı bir durumdur.
Kullanılan para birimi, ekonominin damarlarında dolaşan kan gibidir.
Kullanılan para biriminin uygulamayla birlikte enflasyonist bir etkisi var.
KKTC’de Merkez Bankası var ama Merkez Bankasının basıp, kontrol ettiği bir para birimi yok. Merkez Bankamız ağırlıkla bankaları denetliyor.
TL’nin yıllık değer kaybı, devalüasyon 2025 yılında %20’lerde olurken, yıllık hayat pahalılığı, enflasyon %35 hatta 40’larda olmuştur. Aradaki fark neredeyse % 15 hatta fazla.
Bu fark, KKTC için de geçerlidir.
Maliyenin ithalat ve içteki tapu harçları dahil pek çok işlemi dövizledir.
Kura göre hesaplama yapılır, ödeme tahsil edilir.
Hayat Pahalılığı yüksek olduğu için maaş ödemeleri dövizdeki artışa göre ciddi farkla gerçekleşiyor.
Döviz, aylık yüzde bir buçuklarda artıyor. Buna yatay bile diyebiliriz. Bu durumda Maliyenin maaş ödemesindeki artış oranıyla kıyaslandığı zaman geliri düşük. Şöyle, böyle olsaydıyı boş verin, aradaki fark borçlanarak kapatılmaya çalışılıyor.
Devlet batmasına batmaz da, Devletin Hazinesinin hali batmış gibi.
Bu felaket tellallığı değil, gerçeğin kendisidir.
***
En kolay, gözle görülür anlatım için T Cetvelini tercih ederim. Konumuza göre bir taraf gelirleri, diğer tarafa giderleri koyalım.
Giderler ve gelirler paralel ve uyumlu artarsa sorun yok.
Gelirde istikrarlı bir fazlalık varsa, o zaman maaşlarda artışla refah düzeyini yükseltmek düşünülebilir.
Giderde, gelire göre farkı açacak bir durum söz konusuysa giderleri kısacaksınız. Savaşın etkilerini boş verin, yok sayın. Biz de dövizdeki artışla, enflasyondaki artışın ciddi farkı maliyemizi sıkıntıya soktu. Hem da çok…
Hayat Pahalılığıyla ilgili düzenleme yönelişi, bu ay sonundan başlayıp her ay sonu yaşanacak kriz boyutundaki sıkıntıya “merhem” arayışından başka bir şey değildir.
***
Geçmişte devalüasyonla, enflasyon bir birine yakın oranda olduğu için maliye ciddi sorun yaşamayabilirdi. Hatta devalüasyon yüksek olduğu zaman Bütçede gelir fazlalığıyla, dengeye pozitif etki gözlenirdi.
Şimdi ne oluyor?
Hayat Pahalılığına göre artış verildiği için, maaşlarda döviz bazında da ayrıca artış oluyor. Bunun tehlikeyi işaret ettiğini görmeyen ya da görmezlikten gören iktidar unsurları, döviz bazındaki artışlardan pay çıkarmaya çalışır.
Yarın bu konuyu yazmaya devam edeceğim…




