Siyasette Yeni Yüzlere Yer Açmanın Zamanı

Güney Kıbrıs’ta gerçekleştirilen son seçimlerin ardından dikkat çeken detaylardan biri, AKEL’in milletvekillerinin önemli bir bölümünün yeni isimlerden oluşmasıydı. Dahası, meclise giren vekillerin neredeyse yarısının 43 yaşın altında olduğu ifade edildi. Bu tablo yalnızca bir seçim sonucu değil, aynı zamanda siyasetin değişime ne kadar ihtiyaç duyduğunu gösteren güçlü bir mesajdır.
Çünkü toplumlar değişiyor. Dünyaya bakış değişiyor. İnsanların beklentileri, sorunları ve çözüm arayışları değişiyor. Ancak ne yazık ki bizim siyasi yapımız çoğu zaman yıllardır aynı isimlerin etrafında dönüp duruyor. Sürekli aday olan, sürekli kaybeden ama yine de koltuğu bırakmayan siyaset anlayışı artık toplumda karşılık bulmuyor.
Siyaset yalnızca tecrübe işi değildir. Siyaset aynı zamanda enerji, vizyon, cesaret ve çağın ruhunu anlayabilme işidir. Bugünün gençleri dijital dünyanın içinde büyüdü. Dünyayı daha hızlı takip ediyorlar, daha fazla sorguluyorlar ve eski kalıpları kabul etmiyorlar. Hal böyleyken, gençlerin siyasette yalnızca afiş taşıyan veya salon dolduran kişiler olarak görülmesi büyük bir kayıptır.
Elbette belirli bir yaşın üzerindeki insanların siyasette hiç olmaması gerektiğini söylemek doğru olmaz. Tecrübe önemlidir. Devlet yönetimi ciddiyet ister. Ancak siyasetin tamamen belli yaş gruplarının kontrolünde kalması da sağlıklı değildir. Meclislerde hem deneyimi temsil eden isimler hem de geleceği temsil eden genç kuşaklar birlikte yer almalıdır.
Bugün Kuzey Kıbrıs siyasetinin en büyük ihtiyaçlarından biri gerçek anlamda bir kuşak değişimidir. Yeni isimler, yeni fikirler ve yeni bir siyasi dil artık zorunluluk haline gelmiştir. Çünkü toplum sürekli aynı yüzleri görmekten yoruldu. İnsanlar artık ezberlenmiş konuşmalar değil, samimiyet ve çözüm görmek istiyor.
Belki de artık bazı siyasetçilerin yapması gereken en büyük fedakârlık, yeniden aday olmak değil; gençlerin önünü açmaktır. Siyaset bazen kürsüye çıkmayı değil, zamanı geldiğinde geri çekilmeyi de bilmektir.
Eğer bu ülkede geleceği konuşuyorsak, o geleceğin sahiplerine de söz hakkı vermek zorundayız.
