Kıbrıs

Bayram kültürel bir şölendi

Kıbrıs Türk kültürüyle ilgili araştırmalarıyla tanınan Prof. Dr. Şevket Öznur, eski Kıbrıs bayramlarının unutulmaya yüz tutan geleneklerini KIBRIS’a anlattı:

 

Paylaşım kültürü… Prof. Dr. Öznur, geçmişte bayramların toplumun her kesimini bir araya getiren büyük bir kültürel şölen havasında yaşandığını ifade ederek, hazırlanan yemeklerin akrabalara, komşulara ve dostlara dağıtıldığını anımsattı. Eski bayram yemeklerinin yalnızca mutfak kültürü değil, toplumsal dayanışmanın da göstergesi olduğunu vurgulayan Öznur, geçmişte sofraların paylaşım, bereket ve birlik duygusunu güçlendirdiğini söyledi.

 

“Bayramlıklar yıl boyu giyiliyordu”… Eski dönemlerde çocuklara sık sık kıyafet alınmadığını, bayramlık ayakkabı ve kıyafetlerin Ramazan Bayramı öncesinde sipariş edildiğini anlatan Öznur, çocukların yeni ayakkabılarını yatarken görebilecekleri yerlere astığını, alınan kıyafetlerin çoğu zaman tüm yıl kullanıldığını ifade etti. Şevket Öznur, arife günlerinde kadın ve çocukların ellerine kına yakıldığını kaydederek, mezarlık ziyaretlerinin de bayram geleneklerinin önemli parçalarından biri olduğunu hatırlattı.

“Kortej halinde camiye gidilirdi”… 70-80 yıl öncesine kadar Lefkoşa’da bayram namazlarının tören havasında geçtiğini belirten Öznur, müftü, kadı, hakimler, Mevlevihane şeyhleri ve polis bandosunun düzenli kortej halinde camiye gittiğini söyledi. Öznur, kadın ve çocukların ise yolların kenarında bu töreni izlediğini anlattı. Genç nesillerin önemli bölümünün bu geleneği artık bilmediğini dikkat çeken Prof. Dr. Öznur, bayram alışkanlıklarının yeni nesillere aktarılması gerektiğini dile getirdi.

 

Candan MERT


   Kıbrıs Türk Yazarlar Birliği Başkanı ve Yakın Doğu Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şevket Öznur, KIBRIS muhabirine yaptığı açıklamada, eski Kıbrıs bayramlarının yalnızca dini bir kutlama değil; dayanışma, paylaşım ve kültürel hafızanın en güçlü yansımalarından biri olduğunu söyledi. Öznur, Ramazan Bayramlarından Kurban Bayramlarına, iftar toplarından sahurculara, bayram sofralarından çocukların bayramlık heyecanına kadar bugün unutulmaya yüz tutan birçok geleneği anlatarak, geçmişte bayramların toplumun her kesimini bir araya getiren büyük bir kültürel şölen havasında yaşandığını ifade etti.

“Ramazan ve oruca büyük saygı vardı”

 

Prof. Dr. Şevket Öznur, Kıbrıs Türk halkının yüzyıllardır bayram geleneklerini yaşatmayı başardığını söyledi. 1571 yılında Osmanlı’nın Kıbrıs’ı fethetmesiyle birlikte adada Müslüman Türk yaşamının başladığını belirten Öznur, aradan geçen asırlara rağmen dini ve kültürel değerlerin canlılığını koruduğunu ifade etti. Kıbrıs Türklerinin farklı yönetimler altında yaşamalarına rağmen geleneklerini kaybetmediğini söyleyen Öznur, “Kurban Bayramı ve Ramazan Bayramı yüzyıllardır aynı heyecanla kutlanmaya devam ediyor” dedi.
Eski yıllarda Ramazan ayının çok daha farklı bir manevi atmosfer içinde geçtiğini anlatan Öznur, toplumda oruca büyük saygı gösterildiğini belirtti. Oruç tutmayan kişilerin bile toplum içinde yiyip içmekten kaçındığını kaydeden Öznur, geçmişte polislerin aleni şekilde oruç zamanı yemek yiyen kişileri gözaltına alıp bayram sabahına kadar tuttuklarını söyledi.
Ramazan öncesinde ailelerin bir aylık erzak hazırlığı yaptığını ifade eden Öznur, özellikle varlıklı ailelerin ihtiyaç sahiplerine yardım ettiğini, yiyecek, giyecek ve para desteğinde bulunduğunu anlattı.

“İftar topu Girne Kapısı’ndan atılıyordu…”

 

Öznur, eski Lefkoşa’da iftar vaktinin top atışıyla duyurulduğunu belirterek, uzun yıllar boyunca iftar topunun tarihi Girne Kapısı yakınındaki surlardan atıldığını söyledi. 1974 sonrası dönemde ise farklı bölgelerde kullanılan iftar toplarının günümüzde Sivil Savunma Başkanlığı avlusundan ateşlendiğini ifade etti.
Eskiden kullanılan iftar toplarının ağızdan dolma olduğunu kaydeden Öznur, bu topların bez, kağıt ve alçıyla doldurularak ateşlendiğini, 1974’ten sonra ise askeri topların kullanılmaya başlandığını belirtti.

“İftar sofraları dayanışmanın simgesiydi”

 

Eski Ramazan sofralarının yalnızca yemek değil, paylaşım kültürü anlamına da geldiğini vurgulayan Öznur, zengin ailelerin akrabalarını, komşularını ve dostlarını iftara davet ettiğini söyledi.
Kıbrıs mutfağının vazgeçilmezleri arasında yer alan hellim, garaçoçolu(çörekotlu) ramazan çöreği, börekler ve pilavların sofralarda mutlaka bulunduğunu anlatan Öznur, Türkiye’den gelen pide kültürünün de zamanla yaygınlaştığını dile getirdi.
İftar sonrası kahvehanelerde Karagöz gösterileri düzenlendiğini belirten Öznur, kadınların ise evlerde Yumurtacı Oyunu, Değirmenci Oyunu ve Fincan Oyunu gibi geleneksel oyunlarla vakit geçirdiğini ifade etti.

“Diş kirası, unutulan geleneklerden biri”

 

Öznur, bugün unutulmaya yüz tutan geleneklerden birinin de “diş kirası” olduğunu söyledi. Varlıklı ailelerin iftar sonrası misafirlerine küçük hediyeler verdiğini anlatan Öznur, bunun eski Kıbrıs Türk kültürünün önemli bir parçası olduğunu kaydetti.
Bir diğer unutulan geleneğin ise ‘sahurcular’ olduğunu belirten Öznur, davulcu, zurnacı ve fener taşıyıcısından oluşan grupların maniler söyleyerek halkı sahura kaldırdığını söyledi.
Ramazan aylarında eski adı Ayasofya olan Selimiye Camii’nin minareleri arasına ışıklı Türk bayrağı asıldığını ifade eden Öznur, bunun Kıbrıs Türk toplumu için büyük bir gurur kaynağı olduğunu belirtti. İngiliz sömürge döneminde Türk bayrağı asabilmek için izin almanın bile zor olduğunu söyleyen Öznur, buna rağmen geleneklerin yaşatıldığını dile getirdi.


“Bayramlıklar yıl boyu giyiliyordu”

 

Eski dönemlerde çocuklara sık sık kıyafet alınmadığını anlatan Öznur, bayramlık ayakkabı ve kıyafetlerin Ramazan Bayramı öncesinde sipariş edildiğini söyledi. Çocukların yeni ayakkabılarını yatarken görebilecekleri yerlere astığını belirten Öznur, alınan kıyafetlerin çoğu zaman tüm yıl kullanıldığını ifade etti.
Arife günlerinde kadın ve çocukların ellerine kına yakıldığını kaydeden Öznur, mezarlık ziyaretlerinin de bayram geleneklerinin önemli parçalarından biri olduğunu anlattı.
Yetmiş, seksen yıl öncesine kadar Lefkoşa’da bayram namazlarının tören havasında geçtiğini belirten Öznur, müftü, kadı, hakimler, Mevlevihane şeyhleri ve polis bandosunun düzenli kortej halinde camiye gittiğini söyledi. Öznur, kadın ve çocukların ise yolların kenarında bu töreni izlediğini anlattı.

“Zerdeli pilav ve kebap gelenekti”

 

Öznur, Ramazan Bayramı sabahlarında zerdeli pilav yenmesinin gelenek haline geldiğini söyledi. Kurban Bayramı sabahlarında ise kebap yenildiğini belirten Öznur, kurban sahibinin kurbanın sol böbreğini pişirerek kahvaltıda tüketmesinin eski adetlerden biri olduğunu ifade etti.
Buzdolabının olmadığı dönemlerde etin bozulmadan değerlendirilmesi için özel bir düzen kurulduğunu anlatan Öznur, bayramın ilk günü şiş kebabı, ciğer ve paça; ikinci günü şeftali kebabı ve zılgıç; üçüncü günü ise bumbar ve pilav yapıldığını söyledi. Öznur, son günlerde ise bulgur köftesi ve kıyma böreğinin sofralarda yer aldığını kaydetti.

“Bayram yerleri kuruluyordu”

 

Eski bayram eğlencelerinin çok daha canlı geçtiğini anlatan Öznur, köy ve kentlerde bayram yerleri kurulduğunu söyledi. Davul-zurna eşliğinde eğlenceler yapıldığını belirten Öznur, Lefkoşa’daki ilk bayram yerinin Sarayönü’nde bulunduğunu ifade etti. Şevket Öznur, daha sonraki yıllarda ise bayram alanlarının Girne Kapısı ve Çağlayan bölgesine taşındığını kaydetti.
Kurban Bayramı’nın üçüncü ve dördüncü günlerinde kutsal mekan ziyaretlerinin yapıldığını anlatan Öznur, özellikle Hala Sultan Tekkesi ziyaretlerinin büyük önem taşıdığını söyledi.
Öznur, ayrıca Bayraktar Camii, Ömeriye Camii, Hazreti Ömer Türbesi ve Kırklar Tekkesi gibi kutsal mekanların da ziyaret edildiğini belirtti.
Hac yolculuklarının da büyük törenlerle gerçekleştiğini anlatan Öznur, hacı adaylarının Lefkoşa’daki camilerden tekbir ve ilahiler eşliğinde uğurlandığını söyledi. Hacıların öküz ve at arabalarıyla Larnaka Limanı’na götürüldüğünü belirten Öznur, dönüşte ziyaretçilere zemzem suyu ve hediyeler ikram edildiğini ifade etti.

“Bayram sofraları Kıbrıs Türk kültürünün hafızasıydı”


   Prof. Dr. Şevket Öznur, eski bayram sofrası adetlerinden bahsederken, eski Kıbrıs bayramlarının yalnızca dini bir kutlama değil, aynı zamanda büyük bir kültürel şölen olduğunu söyledi.
Bayram sofralarının Kıbrıs Türk toplumunda çok özel bir yere sahip olduğunu belirten Öznur, özellikle Ramazan ve Kurban Bayramı dönemlerinde hazırlanan yemeklerin bugün unutulmaya yüz tuttuğunu ifade etti.
Öznur, eski yıllarda bayram hazırlıklarının arife gününden başladığını belirterek, hazırlanan yemeklerin akrabalara, komşulara ve dostlara dağıtıldığını söyledi. Üç gün üç gece süren kutlamaların yapıldığını anlatan Öznur, bayram sofralarının paylaşım kültürünün merkezinde yer aldığını kaydetti.

“Dövme pilavı saatlerce hazırlanıyordu”

 

Öznur, “Herse” olarak da bilinen dövme pilavının özellikle Limasol ve Baf Türkleri arasında çok yaygın olduğunu belirtti. Düğünlerde büyük kazanlarda pişirilen bu pilavın hazırlanmasının büyük emek istediğini söyleyen Öznur, buğdayın taş havanlarda dövüldüğünü, etlerin saatlerce kaynatıldığını anlattı.
Pilavın kıvam alabilmesi için uzun süre karıştırıldığını ifade eden Öznur, ortaya çıkan yemeğin adeta muhallebi kıvamına geldiğini belirtti. Dövme pilavının özellikle bayram sabahlarında ve bazı bölgelerde ölünün kırkıncı gününde dağıtıldığını kaydeden Öznur, gelenek gereği en az yedi eve gönderildiğini söyledi.

“Şehriyeli pilav çocukların gözdesiydi”

 

Şehriyeli pilavın eski sofraların vazgeçilmezlerinden biri olduğunu anlatan Öznur, pilavın kimi zaman et suyuyla, kimi zaman sade suyla pişirildiğini belirtti. Mesarya bölgesinde bulgurlu yapıldığını söyleyen Öznur, özellikle çocukların bu pilavı şekerle yemeyi çok sevdiğini ifade etti.

“Zerdeli pilav bayram kahvaltısının simgesiydi”

 

Ramazan Bayramı’nın en önemli yemeklerinden birinin zerdeli pilav olduğunu söyleyen Öznur, etli pilavın yanında şekerli zerde servis edildiğini anlattı.
Turunç filiziyle aroma verilen zerdeyle hazırlanan bu özel yemeğin özellikle büyük kentlerde bayram sabahı kahvaltılarında tüketildiğini belirten Öznur, günümüzde genç nesillerin önemli bölümünün bu geleneği artık bilmediğini dile getirdi.

 

“Çörek bayramların vazgeçilmeziydi”

 

Kıbrıs Türk mutfağında çöreğin çok önemli bir yere sahip olduğunu ifade eden Öznur, özellikle Ramazan ve Kurban Bayramlarında evlerde mutlaka çörek yapıldığını söyledi.
Köylerde yapılan çöreklerin eşe dosta gönderildiğini belirten Öznur, çöreğin yalnızca bayramlarda değil, düğünlerde, kına gecelerinde ve ölüm sonrası dağıtılan ikramlarda da yer aldığını anlattı.
Ramazan boyunca sokakların “Ramazan çöreği” sesleriyle dolduğunu kaydeden Öznur, çöreklerde mahlep, karanfil, tarçın, anason ve susam gibi baharatların kullanıldığını söyledi.

“Kebap, bayram sofralarının merkezindeydi”

 

Öznur, Kıbrıs mutfağının önemli lezzetlerinden olan ciğer kebabı, değnek kebabı, fırın kebabı ve hellim kebabının özellikle bayram sofralarında sıkça yer aldığını anlattı.
Kalabalık kır eğlencelerinde yapılan değnek kebabının uzun şişlerde ağır ağır pişirildiğini belirten Öznur, fırın kebabının ise “badadez kebabı” adıyla da bilindiğini ifade etti.

“Hırsız kebabı küplerde pişirilirdi”

 

Eski dönemlerin ilginç yemeklerinden birinin de “hırsız kebabı” olduğunu söyleyen Öznur, etlerin toprağa kazılan çukurlarda veya büyük küplerde ağır ağır pişirildiğini anlattı.
“Küp kebabı” ve “guru kebap” olarak da bilinen bu yöntemde etin saatlerce sıcak kaldığını ifade eden Öznur, kebabın yoğun kokusundan dolayı özellikle hamile kadınlara “koku verme” geleneğinin bulunduğunu söyledi.

“Kelle kebabı da sofralardaydı…”

 

Öznur, kelle kebabının da eski bayram sofralarının önemli yemeklerinden biri olduğunu belirterek, kellelerin uzun süre temizlenip tuzlandıktan sonra fırında pişirildiğini anlattı. Öznur, bu yemeğin, çoğunlukla yoğurt veya salata ile servis edildiğini ifade etti.

“Bayram sofraları kültürün taşıyıcısıydı”

 

Eski bayram yemeklerinin yalnızca mutfak kültürü değil, toplumsal dayanışmanın da göstergesi olduğunu vurgulayan Öznur, geçmişte sofraların paylaşım, bereket ve birlik duygusunu güçlendirdiğini söyledi.
Bugün birçok geleneğin unutulmaya başladığını belirten Öznur, Kıbrıs Türk kültürünün yaşatılması için bu yemeklerin ve bayram alışkanlıklarının yeni nesillere aktarılması gerektiğini ifade etti.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu