Sürecin Canlı Tutulması Önemli

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres’in özel danışmanı Maria Holguín’in yeniden adaya gelişi, Kıbrıs meselesinde uzun süredir durağanlaşan diplomatik zeminin tamamen terk edilmediğini gösteriyor. Ancak bu ziyaretin tek başına “çözüm kapıda” anlamına geldiğini söylemek de gerçekçi olmaz. Daha çok, tarafların nabzını ölçmeye yönelik dikkatli ve kontrollü bir diplomasi trafiği ile karşı karşıyayız.
Kıbrıs sorununda yıllardır en büyük problem, tarafların artık aynı çözüm modelini konuşmuyor olmasıdır. Güney, federasyon temelinde müzakerelerin yeniden başlamasını isterken; Kuzey tarafı egemen eşitlik ve iki devletli çözüm tezini uluslararası zeminde kabul ettirmeye çalışıyor. İşte Holguín’in önündeki en büyük zorluk da tam olarak budur: Aynı masaya oturmak isteyen ama aynı haritaya bakmayan iki taraf.
Bu nedenle ben bu görüşmelerden kısa vadede büyük bir siyasi kırılma ya da kapsamlı çözüm beklemiyorum. Ancak tamamen sonuçsuz kalacağını düşünmek de doğru olmaz. Çünkü diplomasi bazen büyük anlaşmalardan değil, küçük temasların kopmamasından beslenir.
Özellikle Holguín’in yalnızca Lefkoşa’da değil, ardından Atina ve Ankara’da temaslarda bulunacak olması önemli bir detaydır. Çünkü Kıbrıs sorunu hiçbir zaman yalnızca adadaki iki toplumun meselesi olmadı. Türkiye ve Yunanistan’ın siyasi iradesi olmadan süreçte ciddi bir ilerleme sağlanması da kolay görünmüyor. Bu nedenle yapılacak görüşmelerde asıl aranacak şey “nihai çözüm” değil; tarafların yeniden konuşmaya istekli olup olmadığıdır.
Bugün gelinen noktada uluslararası toplumun yaklaşımı da dikkat çekicidir. Dünya artık Kıbrıs sorununu eskisi kadar öncelikli bir kriz alanı olarak görmüyor. Ukrayna savaşı, Orta Doğu’daki gerilimler, enerji güvenliği ve küresel ekonomik sorunlar nedeniyle Kıbrıs dosyası daha geri planda kalmış durumda. Bu da taraflar üzerindeki uluslararası baskıyı azaltıyor. Dolayısıyla çözüm iradesi dışarıdan dayatılacak bir noktada değil; içeriden üretilecek bir siyasi cesarete ihtiyaç duyuyor.
Öte yandan Doğu Akdeniz’de enerji dengeleri, Türkiye-AB ilişkileri ve bölgesel güvenlik meseleleri düşünüldüğünde, Kıbrıs’ın tamamen göz ardı edilmesi de mümkün değil. Bu nedenle Holguín’in temasları aslında yeni bir müzakere sürecinden çok, “zemin hâlâ canlı mı?” sorusuna cevap arayan diplomatik bir yoklama niteliği taşıyor.
Benim beklentim; tarafların doğrudan kapsamlı çözüm müzakerelerine başlamasından ziyade, güven artırıcı bazı başlıkların yeniden gündeme gelmesi yönündedir. Yeni geçiş kapıları, teknik komitelerin daha aktif çalışması, enerji veya ticaret alanında sınırlı iş birlikleri gibi daha küçük ama iletişimi canlı tutacak adımlar öne çıkabilir. Çünkü mevcut siyasi atmosferde büyük çözüm formüllerinden önce, diyalog kültürünün yeniden güçlendirilmesine ihtiyaç olduğu açık.
Kısacası, Haziran ayında başlayacak bu diplomatik trafik belki tarihi bir çözüm üretmeyecek. Ancak tarafların tamamen birbirinden kopmadığını göstermesi açısından önemlidir. Bazen diplomaside en kritik gelişme, masanın devrilmemesi olur. Kıbrıs meselesi de bugün tam olarak böyle hassas bir eşikte duruyor.

