Hasan HastürerYazarlar

Rumlar yapacak, Türk tarafı seyredecek… OLAMAZ…

 Güney Kıbrıs’ta parlamento seçimleri geride kalmasına rağmen, hastalıklı milliyetçilik üzerinden prim elde etme süreci ya da savaşı devam ediyor.

Özellikle DİSİ ve Başkanı Annita Dimitriu’nun izlediği politika ve paylaşımlar bunun somut göstergesidir.

Bu gelişmeler, Rum Toplumunda milliyetçiliği sorgulamamı şiddaladı, dürttü.

***

   Kıbrıs’ta, Kıbrıs Rum toplumunun en eski ve en etkili siyasi kurumu hangisidir diye sorulsa, pek çok kişinin aklına partiler gelir. Oysa tarihsel gerçek farklıdır. Kıbrıs Rum toplumunda yaşayan en eski siyasi parti, fiilen Ortodoks Kıbrıs Rum Kilisesi’dir.

1571 yılında Osmanlıların adayı fethetmesinden sonra Kıbrıs’ta yeni bir dönem başladı. Venedikliler döneminde ekonomik ve kurumsal açıdan büyük ölçüde zayıflayan Ortodoks Kilisesi, Osmanlı yönetiminin tanıdığı imkanlarla yeniden güç kazandı.

Osmanlı idaresi yalnızca dini kazanımları, yağmalanan değerleri vermedi… Rum toplumunun temsil edilmesinde kiliseye önemli bir kurumsal rol de tanıdı. Böylece kilise, dini otorite olmanın ötesine geçerek siyasi ve toplumsal liderlik görevini de üstlendi.

   Bu tarihsel ayrıcalığın en çarpıcı örneği, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin ilk Cumhurbaşkanı olan Başpiskopos Makarios’tur. Makarios’un devlet başkanlığı, kilisenin Rum toplumundaki siyasi ağırlığının somut göstergesidir. Osmanlı Döneminin Kıbrıs adasına bıraktığı mirasın uzantısıdır.

                                                       ***

Rum Kilisesi, yüzyıllar boyunca yalnızca dini alanda değil, milli kimliğin şekillenmesinde de belirleyici oldu. Megalo İdea olarak bilinen “Büyük Ülkü” anlayışının adadaki en önemli kurumsal taşıyıcısı yine kiliseydi, kilisedir..

Eğitim sistemi üzerinde kurduğu etkiyle yeni nesillerin düşünce dünyasını biçimlendirmeye çalıştı. Özellikle okullarda milliyetçi anlayışların beslenmesinde kilisenin rolü küçümsenemez.

   Zaman zaman özellikle AKEL çevrelerinden, kilisenin gücünün abartıldığı yönünde değerlendirmeler duyulur. Ancak günlük yaşamın gerçeklerine bakıldığında tablo farklıdır.

En sağdan en sola kadar Rum toplumunun çok önemli bir kesimi için kilise hâlâ güçlü bir referans noktasıdır. Çocuklara isim verilirken kutsal kabul edilen isim listelerine bağlı kalınması, dini bayramların toplumsal yaşam üzerindeki etkisi ve düzenli kilise ziyaretleri bunun göstergeleridir.

Bunları Kıbrıs Türk toplumundaki fanatik yaklaşımların paralelinde söylemiyorum. Meseleye tarihsel ve sosyolojik açıdan bakmaya çalışıyorum.

***

1974 sonrasında Rum toplumunda belirli ölçüde değişim yaşandı. Kıbrıs Türk halkının varlığı daha görünür hale gelince zorunlu olarak Kıbrıs Türk Halkı, “ADAM YERİNE KONULDU.”

“Ortak vatan, ortak gelecek” sloganı sempati topladı. Ancak uygulamada Kıbrıs Türk halkının 1960 Cumhuriyeti’ndeki kurucu ortaklık haklarına eşit ölçüde sahip olması düşüncesi bile  hiçbir zaman Rum toplumunun  geniş kesimleri tarafından içtenlikle benimsenmedi.

***

Rum toplumu, aşırı milliyetçiliğin ağır bastığı siyasi tercihlerin bedelini ödeyerek bugünlere geldi. Her yanlış hesap, her yanlış siyasi tercih ve her başarısız stratejinin sonuçlarını hazmetmekte zorlandılar.

Buna rağmen bu anlayışı besleyen zihniyet bütünüyle değişmedi.

Bugün de kronikleşmiş bir düşünce yapısının etkileri sürüyor. Bu zihniyet değişmediği sürece yeni siyasi hataların yapılması ve yeni bedellerin ödenmesi kaçınılmaz görünüyor.

***

   Bunun güncel örneklerinden biri Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon meselesidir. Kıbrıs adasının çevresindeki enerji kaynaklarının değerlendirilmesinde izlenen yolun doğru olduğu söylenemez. Uzlaşma yerine Kıbrıs Türk tarafını dışlayıcı yaklaşımların tercih edilmesi, her bakımdan  kazanım sağlamaktan çok fırsat kaybına neden olmaktadır.

   Atalarımızın güzel bir sözü vardır: “Dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan olmak.”

Hidrokarbon konusunda Rum tarafının karşı karşıya kalacağı sonuç tam da buna benzemektedir. Büyük kazanç beklentisiyle çıkılan yolda, eldeki imkanların da kaybedilmesi ihtimali giderek büyüyor.

Onlar yapacak, Kıbrıs Türk tarafı ve Türkiye, yani Türk tarafı seyredecek. Yok öyle bir şey… OLAMAZ…

Yarın, hidrokarbon konusunda gelinen noktayı ve bundan sonra yaşanabilecek gelişmeleri değerlendirmeye devam edeceğim.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu