Cibbanayla, sporda, futbolda da bir yere varamayız…

Hiç kimse alınganlık göstermesin. Kuzey Kıbrıs’ta bilimsel temellere dayanan bir spor politikamız yoktur. Dünyanın en popüler spor dalı futbol, bizde de en çok ilgi gören spor olmasına rağmen, ne yazık ki bilimsel anlamda oluşturulmuş, sürdürülebilir bir futbol politikamız da yoktur.
Aksini iddia eden varsa her platformda konuşmaya hazırım. Yeter ki amaç ülke sporunun ve özellikle futbolumuzun kazanması olsun. Ortak akıl, kişisel hesaplardan her zaman daha değerlidir.
***
Bu satırları yazarken sadece dıştan bir gözlemci olarak konuşmuyorum.
Kıbrıs Türk Spor Yazarları Derneği’nin kuruluşunda aktif görev alan arkadaşlardan biriyim. Altı yıl asbaşkan, altı yıl da başkan olarak görev yaptım. O yıllarda KTSYD, yalnızca maç değerlendiren üyelerden oluşan bir yapı değil, ülke sporunun sorunlarını tartışan, çözüm önerileri üreten saygın bir sivil toplum örgütü haline gelmişti.
***
Her alanda olduğu gibi futbolda da sürdürülebilirlik esastır. FIFA ve UEFA’nın üzerinde en fazla durduğu konuların başında mali disiplin gelir. Kulüplerin gelir-gider dengesi sürekli takip edilir. Çünkü günü kurtaran değil, geleceği planlayan yapıların ayakta kalabileceği bilinmektedir.
Bizde ise profesyonel futbol düzeninin mevcut ekonomik yapıyla sürdürülebilir olmadığı gerçeğini kabul etmek zorundayız. Başarılı kulüplerin arkasında çoğu zaman futbola gönül veren iş insanları vardır. Ancak o heves bittiği gün, o kulüp de zirveden hızla aşağıya inmeye başlar. Daha acısı, kimse dönüp “Bu kulüp nasıl bu hale geldi?” diye sorgulamaz. Spot ışıkları yeni zenginlerin futbol ilgisine döner, spor basını onların yakın takipçisi olur, spor kamuoyu da onların peşinden gider.
MTG’ye kalıcı katkılar yapan Koral Bozkurt’u herkes gibi ben de bu eleştirinin dışında tutarım.
***
1955’ten bu yana Kıbrıs Türk Futbol Federasyonu futbolumuzun çatı kuruluşudur. İlk yıllarda futbolcuların en büyük motivasyonu devlet kadrolarında iş bulabilmekti. Kulüpler ise üyelerinin aidatları ve maç hasılatlarıyla ayakta duruyordu. Aidatlar antrenör ve malzemeye, maç gelirleri ise hakem masraflarına yetiyorsa sistem işliyordu.
1974 sonrasında ise farklı bir dönem başladı. Ekonomik olarak güçlenen isimler, toplumdaki statülerini futbol kulüpleri üzerinden inşa etmeye yöneldi. Böylece yeteneği ve emeğiyle öne çıkan kulüp yöneticilerinin yerini, çoğu zaman ekonomik gücü belirleyici olan başkanlar aldı. Kulüp demokrasisi zayıfladı, taraftarın kulübü sahiplenme duygusu geriledi. Bir zamanlar sporun yanında kültürün de merkezi olan kulüp lokalleri boşaldı, genel kurullar heyecanını kaybetti.
***
Kulüplerde yaşanan bu değişim zamanla federasyona kadar yansıdı. Futbolumuz uzun yıllardır nitelikli sorgulamadan uzaklaştı. Oysa sağlıklı sorgulama bilgiyle başlar, fikirle gelişir. İlişkilerin belirlediği ortamlar ise eleştiriyi de, denetimi de zayıflatır.
Bugün devletin en yüksek maddi desteğini alan federasyonlardan biri Futbol Federasyonudur. Peki kulüplerin bütçeleri gerçekten denetleniyor mu?
Transfer harcamaları, futbolculara yapılan ödemeler hangi ilkeler çerçevesinde kontrol ediliyor?
Bu sorular kişilere yönelik değildir. Uzun yıllardır federasyon başkanlığı yapan Hasan Sertoğlu ve yönetimini hedef almak da değildir. Tam tersine, konuyu kişilere indirgemek sağlıklı tartışmanın önündeki en büyük engeldir.
***
Futbolun geleceği altyapıdır. Başbakan Ünal Üstel ile Hasan Sertoğlu’nun İstanbul’da yeni altyapı yatırımları konusunda temaslarda bulunmasını bu nedenle önemsiyorum. Ancak yeni tesislerden söz ederken mevcut sahalarımıza da dürüstçe bakmalıyız. Örneğin, maç bittikten sonra futbolcuların insanca şartlarda duş alarak ayrılabildiği kaç stadımız, ya da sahamız var?
Çünkü futbol sadece futbol değildir. Kıbrıs Türk toplumunda spor kulüpleri, yıllarca sosyal dayanışmanın, kültürün ve toplumsal bütünleşmenin merkezleri oldu. Bugün o ruhun ne kadarını koruyabildik?
***
Son olarak bir gerçeğin de altını çizelim. CONIFA Avrupa Futbol Şampiyonası’nda elde edilen şampiyonluk küçümsenemez. Spor ambargolarının, Rum tarafının baskılarının ve bizim kendi eksiklerimizin, yönetici beceriksizliği gölgesinde gelen bu başarı, futbolcuların, teknik heyetin ve emek veren yöneticilerin alın teridir. Hepsini yürekten kutluyorum.
Ancak alkışlamakla yetinemeyiz. Fırsat buldukça futbolu, sporu ve özellikle altyapıdaki eksikleri yazmaya devam edeceğim. Çünkü güçlü bir spor geleceği, günü kurtaran değil, yarını planlayan anlayışla kurulabilir. Alkışla, cibbanayla, sporda, futbolda da bir yere varamayız.




