4 Bin Araç 9 Yüz Vukat

4000 araç kontrol edilmiş…
900 araçta vukuat tespit edilmiş!
Şimdi bir an durup bu rakamın ne anlama geldiğini düşünelim.
Yaklaşık her dört araçtan birinde bir sorun var.
Bu sadece bir trafik istatistiği değildir. Bu rakam, aslında içinde yaşadığımız düzenin fotoğrafıdır.
Çünkü mesele yalnızca ruhsatsız araç, eksik evrak, sigortasızlık, muayenesizlik ya da başka bir trafik ihlali değildir. Asıl mesele, insanların kurallara uyma zorunluluğunu ne ölçüde hissettiğidir.
Kuralların olmadığı yerde düzen olmaz. Denetimin olmadığı yerde kuralların anlamı kalmaz. Cezanın caydırıcılığı yoksa da ihlal sıradanlaşır.
Bugün geldiğimiz noktada, kanunlara uymak bir tercih meselesine dönüşüyorsa, ortada ciddi bir devlet ve yönetim sorunu var demektir.
Çünkü devlet sadece yol yapan, bina diken, maaş ödeyen bir yapı değildir.
Devlet aynı zamanda kural koyan, koyduğu kuralları uygulayan ve vatandaşına “Bu kurallara herkes uyacak” diyebilen otoritedir.
Eğer 4000 araçtan 900’ünde vukuat çıkıyorsa, burada yalnızca sürücüyü suçlayarak meseleyi çözemeyiz.
Kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor:
Bu insanlar kurallara neden uymuyor?
Kurallar mı fazla karmaşık?
Denetim mi yetersiz?
Cezalar mı caydırıcı değil?
Yoksa toplumda “Nasıl olsa bir şey olmaz” anlayışı mı yerleşti?
Belki de en tehlikelisi budur.
“Bir şey olmaz.”
Bu iki kelime, bir toplumun düzenini sessizce çökertmeye yeter.
Kırmızı ışıkta geçersiniz, bir şey olmaz.
Sigortasız araç kullanırsınız, bir şey olmaz.
Muayenesiz araçla trafiğe çıkarsınız, bir şey olmaz.
Kuralları ihlal edersiniz, bir şekilde halledersiniz.
Sonra bir gün dönüp bakarız ve kanunsuzluğun istisna değil, neredeyse normal hale geldiğini görürüz.
İşte asıl tehlike burada başlar.
Çünkü trafik kurallarına uymayan toplum, zaman içerisinde başka kurallara da aynı gözle bakmaya başlar.
Kuralın olmadığı değil, kuralın uygulanmadığı bir düzen oluşur.
Böyle bir ortamda ise vatandaşın devlete olan güveni de zedelenir.
Kurallara uyan vatandaş kendisini enayi gibi hissetmeye başlarsa, sistemin en büyük kaybı budur.
Çünkü devletin amacı yalnızca ceza kesmek değildir.
Amaç, vatandaşı kurallara uymaya mecbur bırakacak kadar etkin; vatandaşın da devlete güvenmesini sağlayacak kadar adil bir sistem kurmaktır.
Bugün 4000 araçtan 900’ünün sorunlu çıkması hepimizi düşündürmelidir.
Bu rakamı sadece “900 sürücü suçlu” diyerek geçiştiremeyiz.
Hayır…
900 vukuat, aynı zamanda sistemin 900 alarmıdır.
Ve bu alarmı duymak zorundayız.
Artık günlük hayatımızın birçok alanında karşılaştığımız başıboşluk, kuralsızlık ve denetimsizlik duygusu toplumun huzurunu da doğrudan etkiliyor.
Trafikte herkesin kendi kuralını uyguladığı bir düzen…
Yollarda herkesin birbirinden şikâyet ettiği bir ortam…
Kurala uyanın cezalandırılmış gibi hissettiği, kurala uymayanın ise kendisini avantajlı gördüğü bir sistem…
Bunun adı düzen değildir.
Bunun adı keşmekeştir.
Ve keşmekeşin son durağı her zaman aynıdır:
Otorite boşluğu, güvensizlik ve toplumsal anarşi.
O halde artık sadece araçları değil, sistemi de kontrol etmenin zamanı gelmiştir.
Çünkü mesele 4000 araçtan 900’ünün kusurlu çıkması değildir.
Asıl mesele, yarın 40 bin araç kontrol edildiğinde aynı oranın karşımıza çıkıp çıkmayacağıdır.
Devlet güçlü olmalıdır.
Ama gücünü vatandaşa baskı kurarak değil, kanunu herkese eşit uygulayarak göstermelidir.
Kurallar herkes için aynı olmalı.
Denetim sürekli olmalı.
Cezalar caydırıcı olmalı.
Ve en önemlisi, vatandaş şunu bilmeli:
Bu ülkede kanun varsa, herkes o kanuna uyacak.
Çünkü devlet otoritesi, bağırmakla değil;
kuralları istisnasız uygulamakla tesis edilir.
Bugün 900 araç bize çok önemli bir şey söylüyor:
“Burada ciddi bir sorun var.”
Mesele bu sesi duyup duymayacağımızdır.
Yoksa yarın aynı keşmekeşin içinde, daha büyük sorunları konuşmak zorunda kalabiliriz.


