Sevgül Uludağ’ın cenaze töreni, samimi, iki toplumlu buluşmaydı.

Kalıplaşmış bir ifade olacak ama, sevgili gazeteci arkadaşımız Sevgül Uludağ’ı dün son yolculuğuna uğurladık.
Ölüm haberiyle birlikte ölüm nedenini de öğrendik. Pankreas kanseri…
Meğer yaklaşık iki aydır bu hastalıkla mücadele ediyormuş. Kanser, sonunda, hızla Sevgül Uludağ’ı bedenen aramızdan aldı götürdü.
***
Ancak dünkü cenaze töreninde bir kez daha gördük ki bazı insanlar bedenen aramızdan ayrılsa da geride bıraktıklarıyla yaşamaya devam eder.
Cenaze töreni gerçek anlamda samimi, iki toplumlu buluşmaydı.
Kimse telkinle gelmedi.
Kimse zorlamayla katılmadı.
Kimse siyasi bir görev duygusuyla orada değildi.
Orada bulunan herkes Sevgül Uludağ için oradaydı.
***
Birkaç gün önce eşi Zeki Erkut’u görmüştüm. Hiçbir şey söylememişti. Dün sarılıp başsağlığı dilediğimde, “Üzülmeni istemedim, onun için söylemedim” dedi.
Sevgül’ün kanserle savaşı çok az insan tarafından biliniyordu. Sanıyorum bu da onun isteğiydi.
Hayatını başkalarının acılarına adayan bir insan, kendi acısını mümkün olduğunca kendine saklamayı tercih etmişti.
Ölüm, doğanın en katı ve değişmez kuralıdır.
Bunu hepimiz biliyoruz.
Ancak bilmekle kabullenmek aynı şey değildir.
Dün öğrendiklerim, Sevgül Uludağ’ın ölümü yalnızca kabullenmediğini, büyük bir olgunlukla ona hazırlandığını gösteriyordu.
Cenaze töreninde kimlerin konuşmasını istediğini önceden belirlemiş.
Törenin nasıl olacağını planlamış.
Hatta mevlitte ikram edileceklerin siparişine kadar düşünmüş.
Bu kolay ulaşılabilecek bir ruh hali değildir.
İnsanın kendi sonunu böylesine sakin karşılayabilmesi özel bir iç huzur gerektirir.
***
Bir kez daha altını çizmek isterim.
Sevgül Uludağ’ın yaptığı gazeteciliğin önceden gelen bir örneği yoktu.
Bundan sonra da olacağını sanmıyorum.
***
Dün, mezarlıktaki cenaze töreninde, 2009-2019 yılları arasında AKEL’i Avrupa Parlamentosu’nda temsil eden Takis Hadjigeorgiou ile karşılaştım.
Geçmişten gelen iyi bir iletişimimiz vardı.
Samimiyetle sarıldık.
Bir süre sonra, cenaze namazı için durduğum sırada yanıma geldi. Belli ki Müslüman cenaze törenleri konusunda deneyimi yoktu. Dini törenin caminin içinde yapılacağını sanıyordu.
Kendisine biraz sonra hocanın dışarı çıkacağını ve cenaze namazının burada kılınacağını anlattım.
Ardından da şunu söyledim:
“Ben de geçmişte Müslüman olmayan insanların cenaze törenlerine katıldım. Oraya bir saygı göstergesi olarak gittiğim için törenin gerektirdiği kurallara da uydum.”
Takis Hadjigeorgiou dikkatle dinledi.
Cenaze namazı ya da cenaze töreni boyunca yanımızda kaldı.
Cemaatle birlikte hareket etti.
Peki namaz mı kıldı?
Hayır.
Ama ne yaptı?
Sevgül Uludağ’ın son yolculuğunda, o yolculuğun geleneklerine ve hassasiyetlerine saygı gösterdi. Aslında önemli olan da buydu.
***
Yıllar önce kendisini solcu olarak tanımlayan bazı arkadaşlar cenaze törenlerine katılır ama cenaze namazı sırasında kenara çekilip beklerlerdi.
O günlerde bunun doğru olmadığını söylerdim. Çünkü cenaze başlı başına bir törendir. Törene katılıp en önemli bölümünde kenarda durmanın tutarlılığı her zaman sorgulanabilir.
Dün dikkat ettim.
Yıllar önce cenaze namazına katılmamayı tercih eden bazı insanların artık farklı ve de doğru davrandığını gördüm.
Kıbrıslı Türklerin hayatın her alanındaki pozitif ve yapıcı esnekliğini doğru okuyabilen insanlar, bu toplumla çok daha rahat ilişki kurabilir.
Dünkü cenaze töreni bana bir kez daha bunu hatırlattı.
Sevgül Uludağ’ın ardından gözyaşı döken insanlar arasında farklı siyasi görüşler, farklı dinler, farklı kimlikler vardı.
Ama o an, hepimizi birleştiren ortak değer insana duyulan saygıydı.
Belki de Sevgül Uludağ’ın geride bıraktığı en önemli miras tam da budur.




