Trump’ın agresif çıkışları, dünyayı nereye götürür?

Yazımı yazmak için bilgisayarın başına geçtim. Dünya haber kaynaklarında bir tur attım. Deutsche Welle’de bir haber..
“ABD Başkanı Donald Trump, Grönland’ın ABD’ye ait olmadığı herhangi bir seçeneği “kabul edilemez” bulduğunu söyleyerek ada üzerindeki iddiasını yineledi.
Truth Social’dan yaptığı paylaşımda Trump, Grönland’ın ABD’ye ait olduğu senaryoda NATO’nun da daha güçlü olacağını öne sürdü, “Bundan daha azı kabul edilemez” dedi..”
***
Trump yeniden ABD başkanı seçilirken, izleyeceği politik çizgiyle ilgili neredeyse kimse, sergilemekte olduğu agresif, tek yanlı, karşı tarafa saygısız tavrı tahmin edemiyordu.
Gerekçesiz, ABD’nin çıkarları için talepte bulunur ve bir anlamda saldırır.
Trump’ın agresif çıkışları dünyayı nereye götürür? Bu soru neredeyse dünyanın dört bir yanında soruluyor.
***
Dünya siyasetinde zaman zaman bir söz, bir tweet, bir meydan konuşması, tanktan, tüfekten daha etkili olur. Çünkü kelimeler, özellikle de gücü temsil eden bir ağızdan çıktığında, yalnızca muhatabını değil, küresel dengeleri de sarsar.
Donald Trump’ın agresif çıkışları tam da bu noktada… Sözle gerilim yaratmayı, belirsizliği bir siyaset aracı olarak kullanmayı seven bir tarz. Peki bu tarz, dünyayı nereye sürüklüyor?
***
Trump’ın dili kaba, sabırsız ve çoğu zaman HESAPLI. İlk bakışta öfke patlaması gibi görünen çıkışlarının arkasında, “önce Amerika” diye özetlenen bir zihniyet var. Bu zihniyet, müttefiki kabul edileni de rakibini de aynı terazide tartıyor. İşine yarıyorsa dost muamelesi, yaramıyorsa YÜK MUAMALESİ.
Bu bakışta diplomasi uygulaması, uzun cümleler kurmak değil, masaya yumruğu vurmaktan ibaret.
Sorun da tam burada başlıyor.
Uluslararası düzen, kaba kuvvet değil, öngörülebilirlik ister. Devletler, liderlerin ne söyleyeceğini değil, ne YAPMAYACAĞINI bilmek ister. Trump’ın agresif üslubu bu güvenli alanı ortadan kaldırıyor.
Bugün “stratejik ortak” dediğine yarın “bedavacı” diyebiliyor. Bir gün ittifakı kutsuyor, ertesi gün aynı ittifakı sorguluyor. Bu gelgit, sadece Washington’da değil, Berlin’de, Paris’te, Tokyo’da ve Ankara’da da hesapları altüst ediyor. Öngörüleri dinamitliyor.
***
Bu agresif çıkışların bir diğer sonucu, dünyada zaten kırılgan olan güç dengelerini daha da sertleştirmesi.
Trump gibi bakarsak, dünya bir “pazarlık masası”na dönüşüyor. Ancak bu pazarlık masasında herkesin elinde eşit kartlar yok. Trump Düzeni, güçlü olanın sesini yükselttiği, zayıf olanın susmak zorunda kaldığı bir yapıyı, uzun vadede barışı değil, yeni çatışmaları besler.
Neden? Çünkü, bastırılan gerilim, bir günü daha sert patlar.
Trump küresel anlamda kötü örnek oluyor…
Küresel siyasette ABD başkanının dili, yalnızca Amerikan politikasını etkilemez, başka liderlere de cesaret verir. “Trump böyle konuşabiliyorsa, ben de konuşabilirim” hissi yayılır. Popülist, sert ve dışlayıcı söylem, sınırları aşar. İç politikada alkış alan bu dil, dış politikada yangın çıkarır. Ve yangın, en çok da diplomasi kanallarını yakar.
***
Trump’ın agresif çıkışları, kurumları da yıpratıyor. Uluslararası anlaşmalar, çok taraflı yapılar, ortak akıl… Hepsi bu söylemden nasibini alıyor.
“Benim çıkarım” merkezli bir dünya, kuralları değil, anlık güç gösterilerini öne çıkarır. Kuralsızlık, büyük devletler için kısa vadede avantaj gibi görünse de, orta ve küçük ölçekli devletler için ciddi bir güvensizlik alanı yaratır.
Bugün sesini yükselten kazanır, yarın kim daha sert bağırıyorsa o haklı sayılır.
***
Gelelim anahtar soruya… Dünya bu gidişata mahkûm mu? Hayır.
Ama şunu görmek gerekiyor: Trump’ın agresif dili bir istisna değil, bir eğilimin parçası. Küresel belirsizlik arttıkça, liderlerin de dili sertleşiyor. Bu kısır döngüyü kırmanın yolu, bağıranı alkışlamak değil; soğukkanlılığı, aklı ve diplomatik sabrı yeniden değerli kılmaktır.
***
Trump’ın agresif çıkışları dünyayı daha güvenli bir yere götürmüyor. Tam tersine, sinir uçları açık, refleksleri sert bir gezegen yaratıyor.
Böyle bir dünyada barış, güçlülerin lütfu hâline gelir; hukuk ise gürültüde kaybolur. Tarih bize şunu defalarca gösterdi: Sözün kabalaştığı yerde, bedeli hep toplumlar öder.
Ve o bedel, çoğu zaman alkışla başlar, sessizlikle biter.



