AB Kimin Sözüne Kulak Asacak..?

Bir tarafta Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, diğer yanda Türkiye Cumhuriyeti Devleti.
Üstlendiği Dönem Başkanlığı sayesinde Kıbrıs konusunda girişimler yapan Rum Yönetimi kendi istekleri yönünde Türkiye’ye baskı yapması için Avrupa Birliği’ni zorlamış.
Ve Avrupa Birliği de buna uyarak o yönde hareket etmiş ve Türkiye’yi baskı altına almak üzere harekete geçmiş.
İddianın devamında bu yönüyle Rum Yönetimi’nin dönem başkanlığının son derece faydalı geçtiği de kaydediliyor.
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Ocak ayı başlarında devraldığı AB dönem başkanlığı görevini süresinin tamamlanmasıyla birlikte İrlanda’ya devretti.
Birileri de bu altı aylık dönemin karnesini yorumladı.
Buna göre Rum hükümeti Türkiye üzerinde ciddi bir AB baskısı kurulmasını sağlamış.
Peki ne olmuş..?
AB Türkiye’ye baskı olarak ne yapmış, ne yapmaya hazırlanıyor..?
Daha doğrusu ne yapabilir..?
AB’nin Türkiye üzerinde şu an en fazla hissedilen yaptırımı Türk vatandaşlarına uygulanan vize kısıtlamasıdır.
Bunun dışında da başka bir silahı yok AB’nin.
Ne ekonomik ne de askeri alanda AB’nin Türkiye’ye karşı bir üstünlüğü var.
Tam tersine Türkiye bu konularda avantajlı.
Ekonomik anlamda güçlü bir üretici olan Türkiye en büyük ihracatını AB ülkelerine gerçekleştirmekte ve gittikçe de artan bir kapasite söz konusu.
Öte yandan askeri alanda Türkiye’nin AB’ye herhangi bir bağımlılığı yok.
Bazı AB ülkelerinden sağlanan bir takım teknik donanım malzemeleri dışında ciddi bir silah tedariki söz konusu değil.
Tam tersi bir şekilde SAFE anlaşmasına AB üyesi olmamasına rağmen Türkiye de dahil olmuş durumda.
Anlaşmanın ileriye götürülmesi yönünde AB’nin belli başlı ülkelerinin Rum Yönetimi üzerinde ciddi bir baskısı söz konusu.
Ama tüm bunları bir kenara bırakıp kişiler üzerinden bir durum değerlendirmesi yaptığımızda tablo daha net ortaya çıkmaktadır.
Rum Yönetimi Başkanı Hristodulidis dönem başkanı olarak sürekli bir şekilde AB ülkelerinden kendileri için Türkiye ile kavga etmesini istedi.
Diğer yandan Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ise AB yetkililerine Türkiye ile işbirliği yapmaları durumunda elde edecekleri ekonomik ve askeri avantajları anlattı.
Tablo çok net aslında.
Bir yanda kavga naraları diğer yanda ise karşılıklı yüksek çıkarlara dayalı bir işbirliği fırsatı.
Sizce AB kimi dinler ve neyi seçer..?
Bu şartlar altında “AB Türkiye’ye baskı yapacak ve Türkiye geri adım atarak federasyon görüşmek üzere masaya dönecek” şeklinde umut dağıtmak çok akıl yolunu kullanan söylemler değil.
Art niyet belki yoktur ama toplumun kafasını karıştıracak söylemlere de gerek yok.
Gerçekleri dikkate alalım ve o yönde konuşalım.
Bırakalım da yolumuzu gerçekler belirlesin.
Unutmayalım, yanlış hesap Bağdat’tan döner…



