Kıbrıs’ta Mülkiyet Konusu Pimi Çekilmiş Bir Bombaya Dönüştü…

Rum hükümetinin üzerinde çok fazla düşünmediği, veya düşünmüş olsa bile oluşacak sonuçlarını çok fazla önemsemediği bir durumdan bahsetmek istiyorum.
Daha doğrusu zorundayım.
Ve bu zorunluluk sadece bana ait değil, Kıbrıs’ın iki tarafı da dahil olmak üzere bu ülkede yaşayan herkesin tabi olduğu bir durumdur artık.
Dünkü yazımızda biraz bahsetmiştik, mülkiyet konusunda Cumhurbaşkanı Erhürman’ın üçlü görüşme sonrasında yaptığı açıklamada kullandığı ifadelerden.
Hatta o ifadelerin TAK tarafından tartıya maruz bırakılarak servis edildiğini bile söylemiştim.
Bugün yine aynı yerdeyim.
Çünkü konu çok önemli ve durum giderek vahim bir hal almakta.
Mülkiyette Rum hükümeti düşünmeden veya sonuçlarını önemsemeden bir yola çıktı demiştik yazının başında.
Neydi bu, hatırlayalım kısaca.
Kuzey’deki emlak işlerine yönelik olarak yabancı şahıslara bir takım tutuklama ve hatta hapislik cezalarını uygulamaya koymuşlardı.
Şimdi buna Kıbrıslı Türkleri de eklediler.
İşte tam da bu noktaya işaret etti Cumhurbaşkanı Erhürman.
Kullandığı ifadeler ve kurduğu cümleler çok önemlidir.
Kendisi tecrübeli bir akademisyen ve hukuk uzmanı da olan Cumhurbaşkanı Erhürman her zaman için kullandığı kelimeleri dikkatle seçmiştir.
Belli ki yine öyle oldu ama durum o kadar vahimdi ki “Bir hukukçu olarak asla ne isterim, ne dilerim ne amaçlarım ama bunu da size söylemek zorundayım” şeklinde söz başladı.
Şunu açıkça ifade etmem gerekir ki, ben Cumhurbaşkanı Erhürman’ın birilerini tehdit veya korkutma niyetinde olduğunu asla düşünmem, böyle düşünenlere de karşı çıkarım.
Cumhurbaşkanı Erhürman olacakları gördü ve tamamen iyi niyetli bir şekilde uyarılarda bulunmak istedi.
Ve ne yazık ki bunu acı kelimelerle yapmaktan da başka çaresi yoktu..!
“Benzer bir şeyin burada yapılması imkansız değildir. Çünkü güneyde de Türk malları üzerinde, o eski Türk mal sahiplerinin rızası olmaksızın ikamet edenler ya da onları kullananlar var” demekten başka çaresi de yoktu anlaşılan.
Rum hükümetinin uygulamalarının mülkiyet konusunu getirdiği tehlikenin eşiğine işaret etti.
Konunun pimi çekilmiş bir el bombası şekline dönüştüğüne vurgu yaptı.
Bunu da doğrudan BM Genel Sekreteri’ne yaptı.
Konunun artık ticari veya siyasi bir boyutu kalmamıştır.
Konu tamamen Kıbrıs’taki iki halkı karşı karşıya getifrebilecek bir eşiğe gelip dayanmıştır.
Birleşmiş Milletler’in diğer konuların önüne alarak konuyu halletmesi gerekir.
Belki de Avrupa Birliği, üyesi olan bir ülkenin içerisine düştüğü bu tehlikeyi görür ve devreye girer.
Her kim ne yapacaksa bir an evvel yapmalı.
Çünkü gidişat çoktan tehlikeli sulara sürüklenmiş bir halde ve bu sularda yapılacak en ufak hatanın telafisi asla olmaz..!


