Dilleri, kültürleri farklıydı… Ama sanat dilleri ortaktı…

Bir ülkenin, bir ulusun, bir toplumun çağdaşlık düzeyini yalnızca ekonomik verilerle ölçemezsiniz.
Kişi başına düşen gelir önemlidir. Yollarınız, binalarınız, teknolojiniz önemlidir. Ama bana göre çağdaşlığın en önemli göstergelerinden biri de sanata duyulan ilgi, sanatçıya verilen değer ve sanat alanındaki üretimdir.
Kıbrıs Türk halkının yakın tarihine bu pencereden baktığımızda 1974 önemli bir dönüm noktasıdır.
Özellikle 1963-1974 yılları arasında Kıbrıs Türkü gerçek anlamda bir survivor, yani yaşama tutunma dönemi yaşadı. Güvenlik, barınma, ekmek ve aş öncelikliydi. Zorunlu ihtiyaçların dışındaki pek çok şey lüks sayılıyordu.
Ama sanat o zor günlerde bile kendine nefes alacak bir alan buldu.
Resim sanatında İsmet Vehit Güney ilk akla gelen isimlerdendir. Kıbrıs Cumhuriyeti bayrağının tasarımını yapan İsmet Güney’in sanat tarihimizdeki yeri kuşkusuz özeldir.
O yıllarda sanatla buluşmanın önemli adreslerinden biri liselerdi. “Resim öğretmenleri ressamdı” dersek çok da yanlış söylemiş olmayız. Müzikte de benzer bir durum vardı. Piyano ise biraz daha farklı yerde duruyordu. Çocuğuna piyano dersi aldırmak, sanata ilginin yanında biraz da kültürel statü göstergesi sayılıyordu.
***
Yıllar geçti. Kıbrıs Türk toplumu kültür ve sanat alanında hatırı sayılır mesafeler aldı. Üstelik devletin sürekliliği olan, nitelikli bir kültür-sanat politikası bulunmamasına rağmen…
Ekonomik büyüme ise başka bir gerçeği karşımıza çıkardı.
Bazıları çok zengin oldu ama kültür ve sanatla tanışmadı bile.
Bir soru: Auguste Rodin, heykellerinden bir koleksiyonu ülkemize, Girne’ye sergi ortamında armağan eden, Erbil Arkın’ın sanat tutkusunun yüzde 25’ine sahip iş dünyasından kaç kişi var? Oysa gelişimini hazmederek yaşayan toplumlarda ekonomik, parasal zenginleşmeyle kültürel zenginleşme çoğu zaman yol arkadaşıdır.
Bizde bunun önüne bir de televizyonlardan, sosyal medyadan ve hayatın her alanından akan kalitesiz popülizm çıktı.
Popülizm, kültür ve sanatın önüne dökülen bir moloz yığını gibidir.
Siyaset de bundan payını alıyor. Popüler sanatçılarla yapılan kalabalık etkinliklerin siyasi getirisi, kalıcı kültür-sanat yatırımlarının önüne geçebiliyor.
***

Geçtiğimiz günlerde programımı ayarladım ve Güzelyurt’a gittim. Gidiş nedenim Güzelyurt Belediyesi’nin ev sahipliğinde 5. Güzelyurt Uluslararası Sanat Günleri kapsamında orada bulunan sanatçılarla buluşmaktı.
Etkinliğin küratörü Arif Albayrak eşliğinde sanatçıları tuval başında, ellerinde fırçaları varken ziyaret ettim.
KKTC ve Türkiye’den sanatçılar yanında Azerbaycan’dan, Tunus’tan, İran’dan, Hindistan’dan ve Rusya’dan gelen sanatçılar aynı çatı altındaydı.
Dilleri farklıydı.
Kültürleri farklıydı.
Ama sanat dilleri ortaktı.
Hintli ressam Minnaz P. Khera Türkçe bilmiyordu. İngilizcesi de iletişim kurmamıza yeterli değildi. Buna rağmen gözlerinde sanatçı ruhunun taşıdığı barışı ve kardeşliği gördüm. Konuşamadık belki ama sarıldık.

Bazen bir sarılma, yüzlerce kelimeden daha güçlüdür.
Rusyalı ressam Sulpan, tuvaline oryantal dans figürlerini taşırken Güzelyurt’un portakallarını da resmin içine yerleştiriyordu.

Bir başka sanatçı İngiliz sömürge döneminden kalan demiryolunun hatırası treni tuvaline taşıdı.

Bir başkası geleneksel çizgisinin dışına çıkarak St. Mamas Manastırı’nı resmetti.
Bir diğer sanatçı Tunus’tan Eskandar Tej , Güzelyurt’a kalıcı bir duvar resmi armağan etti.

***
Değişik ülkeden sanatçılarla birlikteyken bir kez daha düşündüm.
Yanılgı payımı saklı tutarak yıllardır inandığım bir şey var: Gerçek sanatçılar ve gerçek sporcular özünde birer barış aktivistidir. Bu, kendi toplumlarının mağduriyetlerine sessiz kalmak anlamına gelmez. Tam tersine… Haksızlığı görürler, acıyı hissederler, kimliklerini ve toplumlarını severler. Ama sorunların üstesinden gelmenin yolunu düşmanlıkta değil, barışçıl mücadelede ararlar.
Güzelyurt’ta farklı ülkelerden gelen sanatçıların aynı çatı altında, aynı tuval kokusunu soluyarak ürettiklerini görünce bir kez daha anladım:
Siyasetin ayırdığı insanları sanat buluşturabilir.
Çünkü sanatın pasaportu yoktur.
Sanatın ana dili yoktur.
Ve en önemlisi… Sanatın dili barıştır.




