Seçmen, İdeoloji, Tercih…

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde seçim sisteminin önemli unsurlarından biri olan karma oy uygulaması kaldırıldı.
Bu değişiklik yalnızca oy pusulasındaki bir işaretleme yönteminin değiştirilmesi değildir.
Asıl mesele, seçmenin tercih alanının ne ölçüde değiştiğidir.
Çünkü karma oy sistemi, seçmene yalnızca bir partiye oy verme imkânı tanımıyor; farklı siyasi partilerden beğendiği, güvendiği veya kendisini temsil edeceğine inandığı adayları seçebilme olanağı da veriyordu.
Bir başka ifadeyle seçmen, “Ben bu partinin bütün adaylarını desteklemiyorum ama şu kişiye güveniyorum” diyebiliyordu.
Şimdi bu alan daralıyor.
Yeni sistemde seçmen önce bir siyasi parti tercih edecek. Ardından o parti içerisindeki adaylar arasında tercih yapabilecek.
Burada çok temel bir soru ortaya çıkıyor:
Seçimlerde esas olan parti midir, aday mıdır, yoksa seçmenin özgür iradesi midir?
Elbette siyasi partiler demokrasinin vazgeçilmez kurumlarıdır. Güçlü siyasi partiler olmadan sağlıklı bir parlamenter sistemin işlemesi kolay değildir.
Ancak siyasi partilerin güçlendirilmesi ile seçmenin tercih alanının daraltılması aynı şey değildir.
Demokrasinin temel aktörü siyasi parti değil, seçmendir.
Partiler aday gösterir.
Program hazırlar.
Siyaset üretir.
Fakat sandıkta son sözü söylemesi gereken vatandaştır.
Karma oy sisteminin savunulabilecek en önemli tarafı da burada ortaya çıkıyordu:
Seçmen, parti ile aday arasında bir ayrım yapabiliyordu.
Çünkü bir siyasi partinin programına yakın olmak, o partinin bütün adaylarını aynı ölçüde benimsemek anlamına gelmeyebilir.
Bir vatandaş bir partinin ekonomik politikalarını beğenebilir ama başka bir partinin bir adayının dürüstlüğüne, çalışkanlığına veya temsil kabiliyetine daha fazla güvenebilir.
Demokrasi biraz da bu farklılıkların sandığa yansıması değil midir?
Elbette karma oy sisteminin sorunları yok değildi.
Sistemin karmaşık olduğu, seçmen açısından anlaşılmasının zor olduğu, oy sayımını güçleştirdiği ve siyasi partilerin kurumsal yapısını zayıflatabildiği yönünde eleştiriler uzun zamandır yapılıyor.
Bunlar tartışılabilir.
Hatta seçim sisteminin daha sade, anlaşılır ve işlevsel hale getirilmesi gerektiği konusunda herkes hemfikir olabilir.
Ama burada çok önemli bir ayrıntı var:
Bir seçim sistemi değiştirilirken yalnızca sistemin kolaylığına değil, temsil ettiği demokratik değere de bakmak gerekir.
Çünkü sandığı kolaylaştırmak başka şeydir, seçmenin tercih alanını değiştirmek başka bir şeydir.
Bir de meselenin zamanlaması var.
Seçim sistemleri sıradan yasalar değildir.
Bir ülkenin siyasi temsil mekanizmasını belirler.
Bu nedenle seçim yasalarında yapılacak köklü değişikliklerin mümkün olduğunca geniş bir siyasi ve toplumsal uzlaşıyla yapılması gerekir.
Hele seçimlere kısa bir süre kala yapılan değişiklikler, ister istemez kamuoyunda başka soruların da ortaya çıkmasına neden olur.
“Bu değişiklik neden şimdi yapıldı?”
“Bu düzenleme seçmeni mi rahatlatacak, siyasi partileri mi?”
“Seçmenin adaylar üzerindeki etkisi artacak mı, azalacak mı?”
Bunlar sorulması gereken meşru sorulardır.
Bu soruları sormak herhangi bir siyasi partinin yanında veya karşısında olmak değildir.
Tam tersine, demokrasinin kendisini savunmaktır.
Bence Kuzey Kıbrıs’ın bugün ihtiyacı olan şey, seçim sistemlerini sürekli değiştirmek değil, seçmenin sandığa olan güvenini güçlendirmektir.
Seçmen şuna inanmalıdır:
“Ben sandığa gittiğimde oyum yalnızca bir partiye değil, aynı zamanda irademe dönüşüyor.”
Partiler güçlü olsun.
Elbette olsun.
Ama seçmen daha güçlü olsun.
Çünkü milletvekili, siyasi partisinin temsilcisi olduğu kadar seçmenin de temsilcisidir.
Partiler adayları belirler.
Ama milletvekillerini seçen halktır.
Dolayısıyla mesele yalnızca “karma oy kalktı” meselesi değildir.
Mesele şudur:
Sandıkta seçmenin elindeki tercih hakkı ne kadar geniş, ne kadar özgür ve ne kadar anlamlı kalacaktır?
Bu sorunun cevabı, hangi partinin ne kazanacağından çok daha önemlidir.
Çünkü seçim sistemleri iktidarları değiştirmek için değil, halkın iradesini en doğru şekilde parlamentoya yansıtmak için vardır.
Ve unutmayalım:
Demokraside asıl güç, partilerin elindeki oy pusulasında değil; seçmenin elindeki tercihtedir.



