Hasan HastürerYazarlar

Acıdan, nefret üretmek…

30 Ağustos’ta yaşadığımız gemi kazası, facia ise faciadır, felaket ise felakettir.
Facia, bir anlamda yaşanan olayın boyutunu anlatır. Felaket ise çoğu zaman facianın içine insan ihmali, denetimsizlik ve sorumsuzluk karıştığı zaman ortaya çıkan sonucun adıdır.
Zamanında gerekli önlemler alınmışsa, bütün kurallar eksiksiz uygulanmışsa ve buna rağmen önlenemeyen bir olay yaşanmışsa başka türlü konuşuruz.
Kahramanmaraş merkezli deprem için “felaket” dedik. Çünkü binlerce insan yaşamını yitirdi, on binlerce bina yıkıldı. Benzer büyüklükte depremleri yaşayan Japonya’da ise sonuçlar çok daha sınırlı olabiliyor.
Deprem aynı deprem… Farkı yaratan insanın depreme ne kadar hazır olduğudur.
Gemi faciası da yılları aşıp gelen ihmaller zincirinin bir halkasıdır. Kaza sonrası öğrendiklerimiz elli yıldır hiç gündemimize gelmedi. Kötü piyango Ünal Üstel hükümetine çıktı. Doğruya doğru, Ünal Üstel, bir politikacıdan öte bir vatandaş önceliğiyle ilk günden değil, ilk andan başlayarak konuyla ilgileniyor…
“Ne yapayım, boynuma taş bağlayıp, kendimi denize atayım mı?”, desin…
***
Girne açıklarında alabora olan gemide yaşananlar da kolay kolay hafızalardan silinmeyecek.
Hele o gemide bulunan ve kurtulan insanların eski psikolojilerine dönmeleri hiç kolay olmayacak.
Denizin ortasında ölümle burun buruna gelmek, insanların gözlerinin önünde kaybolduğunu görmek, yardım beklemek… Bunlar insan zihninde kolay silinen görüntüler değildir.
Kazadan kurtulanlara ve yaşamını yitirenlerin yakınlarına psikolojik destek verilmesi için Türkiye’de ilgili valiliklere bildirim yapıldığını memnuniyetle öğrendim.
Aynı hassasiyet KKTC’de de mutlaka gösterilmelidir.
Çünkü yara yalnız bedende olmaz. Ruhun yarası bazen çok daha uzun sürer.
***
Yazımın başlığını önce “Acıyı nefrete dönüştürmek” diye düşünmüştüm. Sonra vazgeçtim.
Doğrusu bana göre şudur: Acıdan nefret üretmek.
Çünkü acının merkezindeki insanlar çoğu zaman nefret üretmez. Onların yüreğinde acının ateşi yanar. Derin acı insanı çoğu zaman içine kapatır, mateme dönüştürür.
Nefret ise enerji ister.
Kavga etmek ister.
Bağırmak ister.
Kontrolsüz hesaplaşmak ister.
İşte böylesi dönemlerde acının çevresinde dolaşıp o acıdan nefret üretmeye çalışan insanlar  ortaya çıkar. Çoğu zaman bunlar acının tam merkezinde değil, birkaç çember dışındadır. Bu davranışı, siyasette ya da medya genel tanımlamasının içinde olanlarda da görüyoruz.
KİM İSTERSE OLSUN, ACIYI BİRİLERİNİ DÖVMEK İÇİN DEYNEK YAPANLAR, CİDDİ İNSANİ ETİK SORUNU OLANLARDIR.
Pozitif, yapıcı eleştiri başka, nefret değnekçiliği başkadır. Bugünler geçecek, sis perdesi dağılacak… O gün bugünün tüm davranışları çok daha net görülüp algılanacak.
Bütün mesele, acıyı özüyle yaşamak ve acı sahipleriyle gerçek bir dayanışma içerisinde olmaktır.
***
Böylesi büyük travmalarda kriz yönetimi de çok önemlidir.
Girne Limanı’nda basın açıklaması yapılacaksa gazetecilerin bulunduğu uygun bir salonda yapılmalıdır. Sokağın ortasında açıklama yaparsanız gazetecilerin sorularından çok, gazeteci olmayan insanların laf atmalarına muhatap olursunuz.
Yaşamını yitirenlerin ve kayıpların yakınlarına bilgi verilecekse bunun da yeri, zamanı ve yöntemi vardır.
Bilgi verilecek kişiler de doğru belirlenmeli, acılı insanlar kalabalığın içerisinde daha fazla örselenmesi fırsat yaratılmamalıdır.
Kriz yönetimi yalnız operasyon yönetmek değildir.
İnsanı yönetmektir.
Duyguyu yönetmektir.
Bilgiyi yönetmektir.
***
Üstteki satırlarda biraz dokundum ama bir kez daha altını çizeyim
Konunun bir de siyasi rant meselesi var. Muhalefet niteliksiz bir sorgulamayla, popülist bir yaklaşımla yalnız siyasi sonuç elde etmeye çalışır ya da bu izlenimi verirse, buna rant denebilir.
Bu arada böylesi zamanlarda siyasetçinin de, yakınının da kullandığı her kelime önemlidir.
Acının üzerine, benzin dökülmez.
Acı üzerinden, kavga büyütülmez.
Çünkü atalarımız boşuna söylememiş: Keskin sirke küpüne zarar verir.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu