Derviş DoğanYazarlar

Tek Millet, İki Devlet VS…

Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişki, sıradan iki devlet arasındaki diplomatik ilişkiden çok daha fazlasıdır. Yıllardır hafızalara kazınan bir söz var: Tek millet, iki devlet!

Bu söz, yalnızca siyasi bir slogan değil; Türkiye ile Azerbaycan arasındaki , kültürel bağların acıların ve sevinçlerin kısacası ortak değerlerin bir  ifadesidir.

Ancak bugün Ankara ile Bakü arasında yaşananlara baktığımızda insan ister istemez şu soruyu soruyor:

Tek millet, iki devlet anlayışı, iki ülkenin yönetimlerinin her konuda aynı düşünmesini mi gerektiriyor?

Son dönemde başörtüsü üzerinden başlayan tartışmalar, karşılıklı siyasi açıklamalar, Azerbaycan’ın Türkiye’den gelen eleştirilere gösterdiği tepki ve İlham Aliyev’in Ankara’daki Türk Devletleri Teşkilatı Zirvesi’ne katılmaması, ilişkilerde alışılmışın dışında bir tablo ortaya çıkardı.

Mesele yalnızca başörtüsü meselesi değildir.

Mesele, bir devletin kendi iç hukukunu ve eğitim politikalarını belirleme hakkıyla, diğer bir devletin insan hakları ve özgürlükler konusundaki hassasiyetlerinin nerede buluşacağı meselesidir.

Türkiye’den yükselen tepkiler, başörtülü öğrencilerin eğitim hakkının engellenmemesi gerektiği yönündeydi. Bakü ise bu açıklamaları kendi içişlerine müdahale olarak değerlendirdi.

Burada iki ayrı noktayı birbirinden ayırmak gerekiyor.

Birincisi, Azerbaycan bağımsız ve egemen bir devlettir. Kendi eğitim sistemini, laiklik anlayışını ve iç politikasını belirleme hakkı vardır. Türkiye’nin de başka herhangi bir devletin de bu egemenliğe saygı göstermesi gerekir.

Ancak ikincisi de en az bunun kadar önemlidir: Egemenlik, insan hakları ve bireysel özgürlükler konusundaki eleştirileri bütünüyle susturmanın gerekçesi olamaz.

Bir ülkede laiklik tartışması yapılabilir. Fakat laiklik, insanların inançları nedeniyle eğitim hakkından mahrum bırakılmasına dönüşmemelidir.

Aynı şekilde din ve inanç özgürlüğünü savunmak da başka bir ülkenin siyasi iradesine müdahale etmenin gerekçesi hâline getirilmemelidir.

Asıl üzerinde durulması gereken nokta budur.

Öte yandan Azerbaycan ile Türkiye arasındaki farklılaşma yalnızca bu tartışmayla sınırlı değil. Azerbaycan’ın İsrail ile ilişkileri, Türkiye’nin bölgesel politikaları ve Ermenistan ile normalleşme konusundaki farklı yaklaşımlar da iki ülkenin dış politika önceliklerinin her zaman örtüşmediğini gösteriyor.

Dahası, Bakü’den yükselen bazı açıklamalar, Azerbaycan’ın Türkiye ile ilişkilerinde daha bağımsız ve eşit bir siyasi konum talep ettiğini düşündürüyor.

Bana göre burada önemli bir gerçek var:

Kardeşlik, bir tarafın diğerine siyasi olarak tabi olması değildir. Kardeşlik, eşitler arasında kurulan karşılıklı saygı ilişkisidir.

Türkiye, Azerbaycan’ın hamisi gibi davranmamalıdır. Azerbaycan da Türkiye’nin tarihsel ve stratejik önemini göz ardı etmemelidir.

İki ülkenin yönetimleri farklı düşünebilir, farklı siyasi tercihler yapabilir. Bu, düşmanlık anlamına gelmez.

Ancak bir başka tehlike daha var.

İki ülkenin halkları arasındaki kardeşlik bağlarının, iktidarların günlük siyasi hesaplarına ve rejim tartışmalarına kurban edilmesi…

Çünkü devletler kalıcıdır ama yönetimler değişir. Siyasi liderler gelir ve gider. İktidarların tercihleri değişebilir. Fakat halkların tarihsel bağları, ortak hafızası ve karşılıklı dayanışması çok daha uzun ömürlüdür.

Türkiye’de nasıl bir yönetim anlayışı olacağına Türk halkı, Azerbaycan’da nasıl bir yönetim anlayışı olacağına Azerbaycan halkı karar verir.

Hiçbir yönetim, kendi siyasi anlayışını kardeş ülkenin iç siyasetine dayatmaya kalkışmamalıdır.

Fakat hiçbir yönetim de kardeşlik hukukunu, kendi uygulamalarına yönelik her türlü eleştiriyi reddetmenin kalkanı olarak kullanmamalıdır.

Üstelik bütün bu tartışmalar yaşanırken iki ülke arasındaki enerji, savunma, ticaret ve güvenlik iş birliğinin stratejik önemi ortadadır. Bu ilişkilerin siyasi gerilimlerden zarar görmesi, yalnızca Ankara ve Bakü’yü değil, bütün bölgeyi etkileyebilir.

Sonuç olarak…

Türkiye ile Azerbaycan’ın birbirine ihtiyacı vardır. Ancak bu ihtiyaç, birinin diğerine üstünlük kurmasıyla değil, karşılıklı saygı ve eşitlik temelinde anlam kazanır.

Kardeşlik, aynı rejime sahip olmak değildir. Aynı siyasi görüşü paylaşmak da değildir. Kardeşlik, farklı düşündüğünde bile birbirinin hukukuna, iradesine ve onuruna saygı gösterebilmektir.

Unutulmamalıdır ki;

Tek millet, iki devlet anlayışını güçlü kılan şey, iki ülkenin yöneticilerinin birbirine ne kadar yakın olduğu değil, iki halkın birbirine ne kadar samimi biçimde bağlı olduğudur.

Ve belki de bugün Ankara ile Bakü’nün en çok ihtiyaç duyduğu şey, birbirlerine daha yüksek sesle konuşmak değil, birbirlerini daha dikkatli dinlemektir.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu