Serkan Hastürer

Fiyat istikrarının önemi…

 

Her ülke ekonomisi, kendi içinde, farklı iç dinamiklere sahiptir.

Coğrafyasından, doğal kaynaklarına, nüfusundan, iş gücü kalitesine, eğitiminden, sosyal adaletine kadar birçok farklı doğal ve insan kaynaklı etkenin birleşimi ise o ülkenin genel ekonomik yapısının belirlenmesinde temeli oluşturur.

Aslında hepsi, bir bütünü oluşturan küçük parçacıklarıdır.

Parçalar arasındaki sağlıklı ilişki ise, ekonomik sistemin sürdürülebilirliği ve yüksek refahın yanında, mutlu insanlardan oluşan, aidiyeti yüksek bir toplum sonucunu doğuruyor.

Gelişmiş ekonomilerdeki, sürdürülebilirliğin tercih sebebi olmasındaki temel etken ise kurulu ekonomik yapının, toplumun genelinin refahını içinde barındırması.

Kurulu düzen, büyük oranda sağlıklı çalışıyorsa, düzeni değiştirme ihtiyacı duymamakla beraber, idamesini sağlamak, tercih edilen.

Bu noktada gelişmiş tüm dünya ülkelerinin üzerinde durduğu kritik nokta, sürdürülebilirlikteki temel faktörün fiyat istikrarından geçtiği yönünde.

***

Geçtiğimiz hafta içinde düzenlenen konferansta, COVD-19 sürecinde Avrupa ekonomisini değerlendiren Avrupa Merkez Bankası Başkanı Christine Lagarde, fiyat istikrarının ekonomi üzerindeki, önemine ve etkilerine değinirken; ‘Eğer fiyat istikrarı olmazsa, ekonomiler sürdürülebilir ve sağlam bir şekilde işleyemez. İster aileler, isterseniz şirketler veya devletler açısından bakın, fiyat istikrarı, yatırım kararı verirken, istihdamda ve mali politikaların belirlenmesinde, anahtar pozisyonundadır. Bu sebeple, fiyat istikrarı bizim pusulamızdır ve öyle olmaya devam etmelidir’ dedi.

Lagarde konuşmasında herhangi bir kesimi ayırmazken, birey, aile, şirket veya devletin, bütünlüklü bir sistemin parçaları olduğunu belirtti.

***

Bizim ekonomik yapımıza baktığımız zaman ise fiyat istikrarındaki stabiliteden bahsetmek, doğru tespitten uzaklaşmak olur.

Geçtiğimiz hafta Avrupa Birliği istatistik ofisi Eurostat, haziran ayına ait, yıllık enflasyon rakamlarını açıkladı. Değerler ise aşağıdaki tabloda detaylarını görebileceğiniz gibi.

Enflasyon oranlarına bakıldığı zaman, bu kadar sıra dışı bir dönemden geçilmesine rağmen, Avrupa Birliği’nin para ve mali politikalarındaki uygulamanın başarısından söz etmek mümkün.

Geçtiğimiz yılın aynı döneminde, Avrupa bölgesi yıllık enflasyon oranı 1.3 % iken, bu yılki oran 0.3%.

Özellikle eski doğu bloğu ülkelerinin genel ortalamayı yükselttiği görülen tablodaki ilginç ayrıntı ise Güney Kıbrıs’ın, haziran ayında, -2.2% oranı ile en düşük enflasyona sahip AB ülkesi konumunda olması. Güney Kıbrıs’ın, yıllık enflasyon beklentisi ise 0.3%.

***

Düşüncelerimi ortaya koyarken, ülkemizin içinde bulunduğu konjonktürü görmezden gelmemeye, ayrıca özen gösteririm.

Ancak, içinde bulunduğumuz olumsuzluklar ne olursa olsun, geçmişten gelen ve devam eden, vizyondaki idari eksiklikleri ve ekonomik yaklaşımdaki uygulama yanlışlıklarını görmemek mümkün değil.

AB Koordinasyon Merkezi, Annan Planı döneminde, 2003 yılında olası Kıbrıs sorunu çözümünde, geçiş döneminin kolaylaşması ve Kuzey Kıbrıs’ın devlet yapısının, AB kriterlerine uygun hale getirilmesine yardımcı olunması maksadı ile kuruldu. On altı ana başlık altında, uyum çalışmaları yürütmesi planlanan merkezin, başlangıcında yapılan çalışmalar ümit verici olsa da bugün gelinen noktada, ayni iyimserlikten bahsetmek zor.  AB müktesebatına uyum çalışmalarında ne kadar yol kat edildiği ise ayrı bir tartışma konusu. Bu arada merkezin web sayfasındaki uyum çalışmaları, yürütülen AB müktesebatları sayfasındaki fasıllar, yapım aşamasında olduğundan, gelişim ile ilgili bilgi edinmek mümkün değil.  AB ekonomilerinin temeli ve kılavuzu olan Maastrich kriterlerine uyumumuzu ise, sanırım tartışmaya bile gerek yok.

***

Bir başka önemli konu ise siyasetin, sürekli kamu istihdamından beslenir olması, kamu yükünün artması yanında, devletin hareket alanını ve verimini düşürürken, bu yükün kaldırılmasını direk ve dolaylı vergiler ile karşılamak yöntemine gitmesidir.

Bu çarpıklık, fiyat artışlarına sebep olması yanında, özel sektörün gelişimine de engel olarak daha dengeli bir iş gücü yapısında olmamızın önünde durmuştur.

****

26/1978 sayılı ‘fiyat istikrar fonu yasası’, KKTC’de fiyat istikrarının korunabilmesi için hazırlanmış ve yürürlükte.

Fonun kuruluş amacı, tüketim maddelerinin tüketiciye istikrarlı bir fiyatla arzını sağlamak ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin tarımsal ürünlerinin dünya piyasalarında geçerli fiyat düzeyinde pazarlanmasında ve üreticilerin gelirinde yeknesaklık ve istikrar sağlamaktır.

Fonun kuruluş mantığına ve yerli üretimin korunmasına itirazım olmamakla beraber, yasanın uygulamasında amacından sapılmıştır. Yerli üretimin olmadığı ürünlere de ‘fiyat istikrar fonu’ uygulanarak, fiyat artışlarına sebebiyet verilmiştir. Örneğin; KKTC’de, otomotiv sanayi olmamasına karşın, ithal otomobillerden alınan fon ve vergilerin içinde, aracın motor hacmine göre değişen, ‘Fiyat istikrar fonu’ büyük bir pay almaktadır.

***

Fiyat istikrarı konusunda kullandığımız para birimi olan Türk Lirası kadar, piyasadaki ürün fiyatlandırmaları da önem taşımaktadır.

Ülkemizde, emlak ve konuttan, ithal, birçok ürün döviz cinsinden para ile fiyatlandırılmakta. Bu da en ufak bir kur dalgalanmasında, ürün fiyatlarında artışa sebebiyet vermekte. Kur politikasını belirlemek her ne kadar KKTC hükümetlerinin elinde olmasa da ithalatçı yanında, tüketicinin alım gücünü de koruyacak önlemlerin bulunması gerekiyor. İş insanı, bir işi zararına yapmak istemeyeceği gibi, ürünlerin son tüketicileri de bir ay önce aldığı bir ürüne kısa bir süre sonra, fahiş artışlarla almak istemez. Alım gücünün, kur dalgalanmasındaki artış ile paralel düzenlenmesi ise hem özel sektör hem de kamu çalışanları için elzem önem taşıyor.

Sonuç olarak fiyat istikrarı, üzerinde durulması gereken en önemli konulardan biridir.

Fiyat istikrarı, ülkedeki yaşam standartlarının yükselmesine en büyük desteklerden biridir. Bu konuyu karar vericiler sadece konuşmayacak, çare üretecek.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu