Derviş Doğan

Gerçekten Kim Ne İstiyor?

 

Kuzey Kıbrıs’ta uzun yıllardır tesis edilen mevcut düzen, ne yazık ki sadece siyasi bir statü arayışının ötesine geçmiş durumda. Bu düzen, zamanla gri alanların büyümesine, hukukun kenara itildiği, denetimden uzak bir yapılaşmanın kök salmasına olanak tanıdı. Bu gri alanlarda gelişen mafyatik ilişkiler, sadece ekonomik değil, siyasi yapıyı da şekillendiren bir güce dönüştü.

 

Bugün bazı çevrelerin hararetle savunduğu “iki devletlilik” talebine bu çerçeveden bakmak gerekiyor. Zira bu söylem, sadece bir çözüm modeli önerisi değil, aynı zamanda mevcut düzenin devamını sağlamak için uluslararası toplumdan bilinçli bir kopuşun da bahanesi olarak kullanılıyor. Bu çevreler, iki devletli çözümün uluslararası alanda kabul görmeyeceğini gayet iyi biliyorlar. Nitekim bu model, BM kararlarına, uluslararası hukuka ve dünya genelindeki genel çözüm perspektifine tamamen aykırı.

 

Peki neden bu kadar ısrar ediliyor? İşte asıl mesele burada. İki devletlilik söylemi, bir çözüm umudundan çok, mevcut statükonun devamına hizmet eden bir zırha dönüşmüş durumda. Uluslararası hukuk dışına itilmiş bir yapı içinde, şeffaf olmayan ilişkilerin, denetimsiz sermaye hareketlerinin, kara para trafiğinin ve organize suç ilişkilerinin devamı için zemin oluşturulmak isteniyor. “Çözüm” adı altında aslında çözümsüzlüğü kalıcılaştıran bir strateji yürütülüyor.

 

Bu noktada, Kıbrıs’ta gerçek bir çözüm arayışının önünde duran en büyük engel, yalnızca karşı tarafın tutumu değil. Aynı zamanda içeride yaratılmış olan ve bu çözümsüzlükten nemalanan bir çıkar grubunun varlığıdır. Bu gruplar, uluslararası izolasyonu bir tehdit değil, bir fırsat olarak görüyor; çünkü her şeyin denetimden uzak olduğu bir ortamda kendi düzenlerini kurabiliyorlar.

 

Kıbrıs Türk halkı yıllardır bu “düzen”in bedelini ödüyor. Gelecek perspektifi, hukukun üstünlüğü, şeffaflık ve uluslararası meşruiyet temelinde inşa edilmedikçe, her yeni söylem yalnızca eski çarpıklıkların yeniden paketlenmiş hali olmaktan öteye gidemeyecek.

 

Belki de artık sormamız gereken soru şu: Gerçekten iki devlet isteyen kim? Ve asıl istedikleri şey iki devlet mi, yoksa mevcut düzenin sorgulanmadan devam etmesi mi?

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu