Hasan Hastürer

İkna, açıkça söylenmeyen “kandırma” niyetidir

Hayvanlar koklaşa koklaşa, insanlar konuşa konuşa anlaşırMIŞ…

“-MIŞ” diyorum çünkü salt konuşmak anlaşmak için yetmez.

   Bazen insanlar konuşurken “Aynı dili konuşuyoruz, mutlaka anlaşırız” gibi laflar ederler.

   Halbuki şeklen aynı dili konuşmak anlaşmaya yetmez.

   Anlaşmak için kelimelerin ötesinde özde, konunun ruhunda ortak dili bilmek, bulmak gerekir.

Bizim küçük dünyamızda ciddi anlamda bir diyalog sorunu vardır.

Konuşur gibiyiz genelde. Ancak ortak dili bulma sorunumuz çoktur.

***

Bazı insanlar konuşarak kendilerini anlatmaya çalışır, bazıları ise yaptıklarıyla.

   İş yapmayıp laf üretenlerle, iş üretenlerin ortak dilde buluşması çok zor adeta imkansız.

   Laf yapanlar için her türlü adımın amacı “lafa” malzeme bulmaktır. Bu yaklaşımda olanlar için iş yapma gailesi yok. Aslında iş yapmaktan da çekinirler. Çünkü iş yapan insanın uzun vadeli istikrarlı bir tavır izlemesi gerekir. Halbuki laf yapan adam, dün söylediğini bir gün sonra yalar ve yerine başka laf koyar. İşi laflamak olanın, işi üretmek olana karşı gizli bir kıskanma içinde olması da çok doğaldır.

Neden doğaldır?

Çünkü o laf üreten de çok iyi bilir ki yüz kilometre laf, bir milimetre işten değerli değil.

   İşle laf arasındaki kıyaslamayı ortadan kaldırmanın yolu, iş üreteni sindirmeden geçer.

   Bu nedenle değil mi ki bizim ülkemizde iş yapmaya kalkanların başına “belalar” gelir ve sonunda pek çoğu “İş yapmaya kalktık, başımıza bela aldık” diyerek pes etmektedir.

   İş yapan cepheden her pes, lafçılar cephesinde “şampanyalar patlatılarak” kutlama nedenidir.

***

Bu genel geçer doğruyu net bir şekilde gördüğünüz zaman ilişkileriniz çok rahatlar.

İlişkileriniz rahatlar çünkü, kimin ne olduğunu bilirsiniz.

Büyük çoğunluğun bunu görmesinin önünde ciddi bir engel vardır.

   Statükoda statüleri olanların ortak yan mesleklerinden biri “iyi perdeci” olmalarıdır. En geniş kesimlerin gerçekleri görmesi perdelendiği oranda lafların iş gibi değer bulması kolaylaşır.

***

Her gün yazarım… Haftada üç gün kendi TV programım vardır. Bu arada farklı kanallardaki programlara da konuk oluyorum.

   Hiç bir zaman ikna etme gibi bir yaklaşım içinde veya iknacı olmadım. Çünkü özellikle bizim coğrafyamızda ikna, kandırarak inandırma için yapılandır. Ne kadar çok iyi kandırmacıysanız o kadar iyi iknacısınız.

   Her türlü propaganda çalışmasının amacı da iknadır. İkna ederek ürün pazarlanır, ikna edilerek bir şirkete ortak yapılır ve ikna ederek oy alınır. Örnekleri daha da çoğaltmak olası.

Bu yaklaşımla bakıldığı zaman ikna etik bir davranış değil. Çünkü gizlenen, açıkça söylenmeyen “kandırma” niyetidir.

   Amaca ulaşıldığı zaman ikna etmek için söylenenlerin, yapılanların tümüne yakını çöpe atılır.

   Siyasal amaçlı ikna malzemelerinin hepsi seçimin ertesi günü çöpe yollanmıyor mu?

   Demokrasisi gelişmemiş toplumlarda siyasal partiler için propaganda dönemi söylevleriyle sonrası bu nedenle oldukça farklı.

   19 Ekim Cumhurbaşkanı seçimi sonrası Cumhurbaşkanı seçilen Tufan Erhürman’dan en çok beklenen söyledikleriyle, izleyeceği siyasetin örtüşmesidir.

                                                                        ***

Kuşkusuz iknacılığı da savunanlar var.

   İknacılığı savunanlara göre ikna edilme olmazsa, karşıdakinin yapması gereken şiddet dahil başka yöntemlerle yaptırılır. Bu yaklaşımla ikna yani kandırma yöntemleri savunulmakta.

   İşte tam bu noktada aslında insanların boyun eğmesi, eğdirilmesi savunulurken söylenen, savunulan, “Ya kandırarak ikna et, ya da susturarak yok et” yaklaşımıdır.

Kuşkusuz yok etme her zaman öldürerek gerçekleştirilmez. Baskıcı bütün yöntemler bu noktada geçerli.

…Böyle noktalarda da iknacı kadrolar, bu tür etik dışı davranışları da çok profesyonelce savunup pazarlarlar.

***

Tüm sorun ve sıkıntılara inat MUTLU, SAĞLIKLI, GÜZEL BİR HAFTA SONU DİLİYORUM…

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu