Hasan HastürerYazarlar

Türkiye; Kıbrıs’a, Kıbrıs sorununa gecikmeli taraf oldu…

Futboldan bir benzetmeyle yazıma giriş yapmak istiyorum.

En iyi savunma hücumdur.

Futbolun değişmeyen gerçeklerinden biridir bu.

   Sürekli savunma yapan, kendi ceza sahasına kapanan bir takım belki bir süre gol yemeyebilir. Ancak zaman geçtikçe hücum yeteneğini kaybeder. Gol atma becerisi körelir. Daha da önemlisi, oyunun kontrolünü rakibine bırakır.

   Siyasette de farklı değildir.

   Proaktif siyaset önemlidir ama bazen proaktif olmak da yetmez. Ofansif diplomasi gerekir.

   Hele uluslararası kimlik kazanmış bir sorunun tarafıysanız, uluslararası diplomasiyi çok iyi bilmek zorundasınız.

***

Türkiye Cumhuriyeti, çok zorlu bir Kurtuluş Savaşı’nın ardından kuruldu.

Yeni devlet önce yaralarını sarmak, Cumhuriyet’i kurumsallaştırmak ve ekonomik olarak ayakta durmak zorundaydı. Bu nedenle uzun yıllar kendi sınırlarının dışındaki sorunlarda istese bile iradesini ileri taşıyacak olanaklara sahip değildi.

Kıbrıs bunun en çarpıcı örneklerinden biridir. Türkiye, Kıbrıs’a Kıbrıs sorununa gecikmeli taraf oldu.

   1958’de Türk Mukavemet Teşkilatı kurulurken komuta yapılanmasında Türk Silahlı Kuvvetleri’nden subayların yer alması, Türkiye’nin sınırları dışına fiili çıkışıydı.

   Türkiye, 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti kurulurken garantör devletlerden biri oldu.

   21 Aralık 1963 sonrasında Kıbrıs Cumhuriyeti’nin anayasal ortaklık yapısı fiilen ortadan kalkarken Türkiye açısından müdahale seçeneği çok ciddi biçimde gündeme geldi.

   Ünlü Johnson Mektubu’nu bir kenara bırakalım.

   Türkiye’nin o yıllarda adaya kapsamlı bir askerî harekât gerçekleştirecek hava ve deniz gücü altyapısı yeterli değildi.

***

Kıbrıs sorunu, Türkiye’nin uluslararası deneyim biriktirmeye başladığı en önemli sorunlardan biridir.

Bir gerçeği unutmamak gerekir:

   Uluslararası sorunların bir biçimde parçası olmayan ülkelerin, uluslararası oyuncu olması kolay değildir.

   Türkiye’nin Cumhuriyet tarihine geniş açıdan bakıldığı zaman da bunu görmek mümkündür.

   Türkiye’nin bölgesinde önemli bir aktöre dönüşmesi, sınırlarının ötesinde siyasi, diplomatik, ekonomik ve gerektiğinde askerî varlığını hissettirebilmesiyle paralel gelişmiştir.

***

Sovyetler Birliği dağıldığı zaman Türkiye’nin stratejik öneminin sona erdiğini düşünenler vardı.

Bu satırların yazarı olarak o düşünceye hiçbir zaman katılmadım.

   Türkiye’nin stratejik değeri yalnızca Sovyetler Birliği’ne karşı konumundan kaynaklanmıyordu.

   Enerji kaynaklarına yakınlığı, enerji geçiş yollarındaki konumu, dünya ticaret yolları üzerindeki vazgeçilmez coğrafyası Türkiye’nin stratejik önemini korudu, koruyor ve korumaya devam edecek.

   Daha önce çeşitli vesilelerle yazdım.

   Türkiye, Avrupa Birliği ile ilişkilerindeki bütün köprüleri yıksa, Avrupa Birliği bir süre sonra elindeki imkânlarla o köprülerin yeniden kurulmasının yollarını arar.

   Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Türkiye-AB ilişkilerinde politika değişikliği sinyallerinin, Avrupa siyaset kulislerinde buralarda tahmin edilenden çok daha fazla karşılık bulmasının nedeni de budur.

Bütün mesele, değişen konjonktüre rağmen politikaları doğru belirlemektir.

Elbette her devletin kendi çıkar hesabı vardır.

   Ancak günümüz dünyasında tek başına çıkar siyaseti yeterli değildir.

   Doğru ülkelerle ortak çıkar alanları yaratamayan devletlerin kazanımlarını kalıcılaştırması giderek zorlaşıyor.

   Türkiye’nin bugün geldiği noktadaki en önemli avantajlarından biri de kendisiyle ortak çıkar analizi yapmaya hazır çok sayıda ülkenin bulunmasıdır.

Dünya değişti.

   Yerel politikaların uluslararası gelişmelerden bağımsız değeri giderek azalıyor.

   Önemli olan dünyadaki değişimi zamanında okumak, uluslararası politikaları buna göre geliştirmek ve doğru projelerle uygulamaya koymaktır.

Çünkü futbolda olduğu gibi diplomaside de yalnızca kalenizi koruyarak maç kazanamazsınız.

Gol atmak istiyorsanız, bir noktada rakip sahaya geçmek zorundasınız.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu