Küfür özgürlüğü, fikir özgürlüğünün düşmanıdır…

Yarım asrı aşkın süredir basının, ya da daha yeni adıyla, medyanın içindeyim.
Gazeteci, köşe yazarı, siyasi niteliği kendi görüşüne yakın olsa bile, siyasi iktidarla arasındaki mesafeyi korumalı, eğer güç de bir iktidarsa, her türlü güce karşı muhalif olmalıdır.
Bir dönem CTP Parti Meclisi üyesi oldum. CTP de hükümetteydi. Eleştirel konumumu koruduğum için parti yönetimi ve bizzat dönemin CTP Genel Başkanı ve Başbakan Mehmet Ali Talat’la sorun yaşamıştım.
Yazılarımda ve konuşmalarımda asla kimseye küfür etmedim, eleştirimin dozunu artırırken bile sözcükleri özenle seçtim.
Çünkü çok iyi biliyorum ki küfür, küfürle eşdeğer hakaret, bumerang gibi kullananı vurur. Ancak, muhatabını da özellikle bizimkisi gibi küçük toplumlarda yaralar.
Küfür ve hakaret en temel insan haklarına saldırıdır.
Küfür ve hakarete, her kim olursa olsun hoş görü ile bakanlar, küfürbazlara “YÜRÜ DE GORKMA” der.
KÜFÜR ÖZGÜRLÜĞÜ, FİKİR ÖZGÜRLÜĞÜNÜN DÜŞMANIDIR.
***
Her türlü fikrin özgürce seslendirilmesinin sonuna kadar yanındayım. Bunu ekranda konuğum olanlara daha program başlamadan söylerim.
Bir defasında bir konuğum, “Söylememem gerekenler var mı?” diye sormuştu. Yanıtım, “Küfür etmedikten sonra, her türlü fikrini söyleyebilirsin. Sorumluluk bana ait” demiştim.
Hatta, Güneyden programıma konuk olan Rumlara, her seferinde “Güneyde konuşurken hangi terminolojiyle kullanırsanız, o terminolojiyi kullanın” dedim. Çünkü bizi rahatsız eden bazı tanımlamalar, bir fikri yansıtır.
***
Özgürlük, insanoğlunun en kıymetli hakkıdır. Ama her hakkın bir sınırı, her özgürlüğün bir sorumluluğu vardır. Fikir özgürlüğü de öyle… İnsan, düşüncesini dile getirebildiği ölçüde var olur. Ancak düşüncenin dili küfre, hakarete dönüştüğünde, artık fikir değil, öfke konuşur. O noktada özgürlük değil, saygısızlık, KİŞİ HAKLARINA, HÜCUM devreye girer.
***
Son yıllarda sosyal medya denen büyük meydanda, herkesin elinde bir megafon var. Düşünce üretmek yerine, küfürle öne çıkmayı, cesaret göstergesi sayanlar megafondan küfür, hakaret, aşağılama bağırıyor.
Halbuki, küfür, CESARET DEĞİL, ACİZLİĞİN GÜRÜLTÜSÜDÜR.. Çünkü fikirle yenemediğini, küfürle aşağılamaya çalışmak, düşüncenin tükenmiş halidir.
***
Unutmayalım, sözcüklerin onuru vardır ve yerinde kullanılarak, anlam taçlanması isterler.
Bu onur korunamadığı zaman, sözcüklerle birlikte, fikir özgürlüğü de çürür. Zira, küfürle beslenen bir dil, tartışmayı, mücadeleyi değil kavgayı besler.
Küfürbaz karşısındakini ikna etmeye değil, susturmaya çalışır. Çünkü karşısındakine konuş derken, aslında, “Erkeksen konuş da göresin” demektedir.
Böyle bir ortamda fikirler değil, nefret duvarları yükselir.
… Ve elbette, küfür eden, kendi elinde toplumla buluşmasında yarar olan, nitelikli malzemeye de, zarar verir, hatta, İHANET EDER.
Çünkü küfür nitelikli üslup, çekici değil iticidir.
***
Bir toplumun olgunluğu, en çok fikir ayrılıklarına gösterdiği tahammülle ölçülür..
Bizde küfrü, bir saldırı mekanizması gibi kullananların sayısı artıyor. Oysa gerçek fikir sahibi, öfkesini küfre değil, akla teslim eder. Hakarete başvuran kişi, aslında kendi düşüncesine güvenmeyendir.
***
Küfür, fikir özgürlüğünü boğar. Çünkü küfrün olduğu yerde, artık konuşması gerekenler de konuşmaz; bir konuya düşünsel katkı koymak isteyenler de, kavgaya karışıp ara dayağı yemek istemeyerek susar. Bu ortamda sessizliğin de fikir sayılması beklenir.
Oysa, konuşması gerekenlerin sustuğu, hakkını, hukuk yoluyla aramaktan bile çekindiği yerde, sessizlik korkunun sesidir.
Gerçek özgürlük, başkasını susturarak değil, kendini ifade ederken ölçülü olabilmekle mümkündür. Unutmayalım: Küfürle süslenen bir cümle, düşüncenin değil, öfkenin eseridir.
… Ve öfkenin, korkutarak güç gösterisini sürdürdüğü yerde, fikir özgürlüğü sessizce ölür…




