Hasan Hastürer

Anılarda yolculuk… “Bu gidişle, Kıbrıs sorunu yüz sene daha çözümlenmez…”

Bugün ve yarın anılarda yolculuk yapıp, 2. Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın, Washington ve New York temaslarıyla ilgili 1 ve 2 Kasım 2005 tarihlerinde iki gün arka arkaya yazdığım, iki yazımı sizlerle buluşturacağım. Birlikte okuyalım, ön yargısız, neredeyse her paragrafını, bugünlerle de kıyaslayarak sorgulayalım.

***

   “Kıbrıs sorunu 1950’lerden beri var. İngiliz sömürge dönemi biterken Kıbrıs Cumhuriyeti doğdu.

   Doğmasına doğdu ama ciddi anlamda “sorunlu bir bebek” olarak yaşama merhaba dedi.

   Kıbrıs Cumhuriyeti’nin siyasi ortağı Kıbrıslı Rumlar ve Kıbrıslı Türklerdi. Ama Kıbrıs Cumhuriyeti ne Rumların ne Türklerin gönlündeki aslandı.

   Kıbrıs Cumhuriyeti kurulduktan sonra adaya gelen Kıbrıs Türk Silahlı Kuvvetler Alayı’nı Dr. Küçük’le birlikte selamlayan Makarios’un duruşuna bakıyorum. Çok şey anlatıyor.

   Kıbrıs Cumhuriyeti’ne birlikte sahip çıkıp yaşatmak yerine taraflar kendi yollarında gitmeyi tercih ettiler ve sonuçta Kıbrıs Cumhuriyeti, anayasal kimliğiyle ancak üç yıl yaşadı.

   “Kıbrıs Cumhuriyeti’nden Rumlar mı bizi attı, yoksa biz mi ayrıldık?” Bu noktadan sonra çok önemli değildir. Gerçek olan Rumlar bizi Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’ndaki haklarımızla ortak görmek istemezken, Taksimci düşünce sahibi etkili Türk siyasi liderliği de Kıbrıs Cumhuriyeti’nden kaçmaya, sorun yaratmaya bahane arıyordu.

   Öyle olmasa uluslararası kimliğiyle Kıbrıs Cumhuriyeti o kadar kolay Rumlara teslim edilmezdi.

***

Kıbrıs sorunu, Kıbrıs’ın AB’ye üye olma sürecinde çözümlenebilirdi. O süreç tarihi bir fırsattı. Çünkü 1963’ten sonra ilk kez Rumlar, bir şeyi bu kadar çok istedi. Kıbrıs Rum tarafı için AB üyeliği ekonomik hedeflerin çok önünde güvenlik amaçlıydı.

   Rumların gönülden isteği Kıbrıs sorunu çözümlenmeden Kıbrıs’ın AB’ye üye olmasıydı.

İşte biz, yani Kıbrıs Türk tarafı Rumların bu hayati isteğini görüp doğru siyasetle Kıbrıs sorununun çözümüyle Kıbrıs’ın AB üyeliğini ilişkilendirmeyi ya da bir başka ifadeyle Kıbrıs sorununun çözümünü AB üyeliği öncesine denk getirecektik.

    O noktada Rumlar görüşme sürecinde asla şimdiki kadar güçlü olamazdı. Daha da önemlisi Kıbrıs sorununu çözme konusunda gerçek istence sahip AB’yi yanımıza alıp BM merkezli çözüm sürecinde daha etkili olabilirdik.

***

   Biz davayı Kopenhag ve Lahey’de kaybettik. Rumlar en güçlü konumu o dönemeçlerin ardından elde etti. Rauf Denktaş, istediği kadar yazsın, konuşsun. Söyledikleri ancak bir davayı kaybetmiş avukatın kendini savunması kadar değer taşır. Şimdi Talat, Denktaş’ın kaybolması için ipini çözüp hızla uzaklaşması için kıçına da kırbaçla vurduğu “eşeği” aramaktadır.

                                                                                       ***

KKTC Cumhurbaşkanı Talat’ın Washington ve New York temasları bitti. Dönüş yolculuğu bugün başlar.

Talat, büyük laflar ederek dönmüyor. Giderken de çıtayı kendi eliyle olması gereken yere koymuştu.

   “Hiçbir konuda somut bir şey almadım, somut bir şey için gelmedim. Bunun simgesel önemi, Kıbrıslı Türklerin çözüm vizyonunun ABD tarafından takdir edilmesidir; ilk kez oluyor bu.” Bu sözler Talat’ın Washington’daki değerlendirmelerinden.

Talat’ın ABD ziyaretini küçümsemek çok yanlış. Ancak çok şey bekleyenler de bir başka açıdan yanlış yapardı.

Daha öncede yazdım. ABD’nin Kıbrıs’ta çözüm yönünde ciddi bir isteği olduğuna hiç inanmadım.

   ABD’nin 1960’larda Kıbrıs’a ilgisi iki Nato müttefiki Türkiye ile Yunanistan arasında gerginliğe neden olmasından kaynaklanıyordu.

   Bu günlerde ise isteği Kıbrıs’ın Türkiye’ye AB yolunda ayak bağı olmamasıydı. Türkiye, AB ile müzakerelere başladığına göre ABD’nin Kıbrıs’a ilgisi düşme eğilimine girecek.

Türkiye – AB üyelik görüşmelerinde Kıbrıs gündeme geldiği oranda ABD, Kıbrıs’la ilgilenecek.

***

BM Genel Sekreteri Kofi Annan’a gelince. Kıbrıs Türk tarafı görüşmelere hazırdır. Yarın Papadopulos da görüşme isteyebilir. Sütten ağzı yanan Annan, yoğurdu üfleyerek yiyor. Bu nedenle taraflar Annan’ın tarif ettiği yoldan süratle çözüme gitmeyi kabul etmezse görüşmeler başlamaz.

Tarafların tek yanlı istek ve çabaları bu nedenle çok fazla önem taşımaz. İşte Türkiye basınının Talat’ın ABD ziyaretine verdiği değer ortada. Türk basınının ilgisizliği çok ciddi mesajlar vermiyor mu?

***

   Bu kısa yorumda özetlediklerim nedeniyle, “Kıbrıs sorunu yüz sene daha çözülmez” diye başlık atıyorum. Kıbrıs sorunu çözümü olmayan bir sorun mu?

   Tabii ki çözümü olmayan bir sorun değil. Bunu da yarın yorumlayalım.” (1 Kasım 2005 – KIBRIS)

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu