Halkın Mesajı Görmezden Geliniyor

Kuzey Kıbrıs’ta yapılan son cumhurbaşkanlığı seçimleri bir kez daha gösterdi ki iktidar kanadı, başta UBP olmak üzere, halkın verdiği mesajı okumakta zorlanıyor. Sandıktan çıkan tablo yalnızca bir tercih beyanı değil; yönetim anlayışına, karar mekanizmalarına ve özellikle de ülkeyi yöneten kadrolara duyulan güvenin sorgulanmasıdır.
Bunu söylemek için derin siyasi analizlere ya da karmaşık modellere gerek yok. Sokakta, kahvehanede, üniversitede, iş yerinde duyulan ortak bir ses var: Halk, Ünal Üstel ve kabinesinin ülkeyi yönetme tarzına güven duymuyor. Bu güven eksikliği öyle ki kimi zaman siyasi tartışmaların da ötesine geçerek, devlet yönetimine dair genel bir memnuniyetsizliğe dönüşmüş durumda.
Konuyu daha da somutlaştırmak gerekirse… Halkın büyük çoğunluğunun güvenmediği en kritik makam, bugün Başbakanlık koltuğunda oturan Ünal Üstel. Üstel’in başbakanlığa geliş sürecinin tartışmalı oluşu, siyasetin en temel ilkesi olan “meşruiyet” zeminini zayıflattı. İnsanlar, yönetenlerin nasıl seçildiğine, o koltuğa hangi yöntemle oturduklarına bakar. Bu bakış, güvenin ya inşa edildiği ya da kaybedildiği andır. Üstel için bu süreç, maalesef güveni pekiştiren değil, tersine eriten bir döneme işaret ediyor.
Üstel’e duyulan güvensizliğin haklı gerekçeleri olduğunu söyleyen büyük bir kesim var. Bu kesim, yalnızca muhalif seçmenlerden oluşmuyor; UBP’nin tarihsel tabanı olarak bilinen, partiyi yıllarca omuzlarında taşımış insanlar da bu rahatsızlığı açıkça dile getiriyor. Sorun artık parti içi bir tartışmanın ötesine geçmiş durumda. Mesele, ülke yönetiminin istikrarı, şeffaflığı ve güvenilirliği üzerine kilitlenmiş bir toplumsal sorgulamadır.
İktidarın yapması gereken, seçim sonuçlarını yalnızca rakamlardan ibaret bir değerlendirme olarak görmek değil; bu sonuçların ardındaki duyguyu, hayal kırıklığını ve beklentiyi doğru okumaktır. Halk, yöneticilerinden dürüstlük, açıklık ve meşruiyet bekliyor. Bu beklenti karşılanmadıkça, sandıktan çıkan mesaj her seçimde biraz daha sertleşerek kendini gösterecektir.
Sonuç olarak, bugün Kuzey Kıbrıs’ta yaşanan güven krizi, kişisel değil; sistemsel bir uyarıdır. Bu uyarıyı doğru anlamak ise ülkeyi yönetenlerin sorumluluğudur. Aksi halde toplumun sesini duymayan her iktidar için tarihin sayfaları hep aynı yöne doğru açılmıştır.
