Atina’ya bakarken Kıbrıs’ı görmek…
ATİNA- Atina’ya kaç kez geldiğimi hatırlamıyorum.
Ancak çok geldiğimi rahatlıkla söyleyebilirim.
Bu kez de Atina’ya gelir gelmez kendimi biraz hatıraların içinde dolaşırken buldum.
Yıllar önce gördüğüm sokakları, meydanları, binaları yeniden gözden geçirdim. İnsan bazen bulunduğu şehirden çok, zihnindeki şehirlerde dolaşıyor.
Ne var ki biz Kıbrıslılar için dünyanın neresine gidersek gidelim yanımızda götürdüğümüz bir konu vardır: Kıbrıs meselesi.
Atina’ya da ister istemez bu gözle bakıyorum.
***
Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kuruluş düzeninde Yunanistan, Türkiye ve İngiltere garantör ülkelerdir. Ancak İngiltere’nin garantörlüğü ile Türkiye ve Yunanistan’ın garantörlüğü aynı anlamı taşımaz.
İngiltere’nin esas garantörlüğü kendi çıkarlarınadır dersek yanlış olmaz.
1960 yılında adanın bütünündeki egemenliğini sona erdirirken, iki egemen üs bölgesini kendisine ayırdı. Böylece Kıbrıs’tan tamamen çıkmadı, aksine stratejik varlığını kalıcı hale getirdi.
Aslında üslerin konumuna bakmak bile İngiltere’nin Kıbrıs’ın stratejik değerini nasıl okuduğunu anlamaya yeter.
Kıbrıs’ın önemi yalnızca ada olmasından kaynaklanmaz. Orta Doğu’ya yakınlığı, Süveyş Kanalı’yla bağlantısı, Kuzey Afrika’ya uzanan jeopolitik hat üzerindeki yeri, adayı bölgesel güç dengelerinin vazgeçilmez bir parçası yapar.
İngiltere bunu çok önceden gördü.
Bu nedenle üslerini kuzey kıyılarında ya da Karpaz bölgesinde değil, güneye yerleştirdi.
Zaten tarih boyunca adanın kuzey sahillerinde büyük ve doğal limanlar gelişmedi. Ticaret ve deniz ulaşımı açısından güney limanları çok daha avantajlıydı.
***
Atina’da dolaşırken bir başka konu da aklıma geldi.
Kıbrıslı Rumlar için Yunanistan “ana vatan” olarak tanımlanır.
Ancak günlük yaşamda bunun yansıması, Kuzey Kıbrıs’taki “ana vatan Türkiye” vurgusuyla kıyaslanamayacak kadar zayıftır.
Güney Kıbrıs’ta Yunan bayrakları elbette vardır. Özellikle milli günlerde ve bazı kurumlarda dikkat çeker. Ancak günlük sohbetlerde, sıradan insanların konuşmalarında Yunanistan’a yapılan vurgu bizdeki kadar yoğun değildir.
Bunun nedenlerinden biri de ekonomik gerçekliktir.
Kıbrıs Rum ekonomisi uzun yıllardır Yunanistan ekonomisinden daha güçlü bir görüntü vermektedir. Bu nedenle ilişki daha çok siyasi ve kültürel zeminde sürmektedir.
Peki, Kıbrıslı Rumlar Yunanistan’a gerçekten güveniyor mu?
Dün Larnaka Havalimanı’nda uçağı beklerken 65 yaşlarında, Girne kökenli bir Rumla sohbet etme fırsatım oldu.
Soruyu doğrudan sordum.
Yanıtı hiç gecikmedi:
“Yunanistan başımıza gelen felaketin mimarlarından biridir. 15 Temmuz 1974’te Makarios’a karşı darbe yapılmasaydı Türkiye müdahale edemezdi. Müdahale olduktan sonra da Yunanistan bizi yalnız bıraktı. Avrupa Birliği üyeliğimizde destek oldu ama geçmişin günahları unutulmaz.”
Bu sözler bana çok tanıdık geldi.
Çünkü tarihsel hafıza bazen siyasal söylemlerden daha güçlüdür.
***
Peki, Yunanlılar Kıbrıs’a nasıl bakıyor?
Bu konuda da yıllar içinde çok farklı görüşler duydum.
Dün yine bir Yunanlı dosttan şu ifadeyi işittim:
“Kıbrıslı Rumlar bizi pek sevmez. Doğruyu söylemek gerekirse biz de onları çok sevdiğimizi söyleyemeyiz.”
İlk bakışta şaşırtıcı gibi görünse de aslında değil.
Yakın akrabalar arasında da zaman zaman en büyük mesafeler oluşabilir.
***
1974 sonrasında Makarios’un adaya dönüş sürecini hatırladım.
Makarios, Kıbrıs’a dönmeden önce Atina’daki Britania Oteli’nin balkonundan büyük bir kalabalığa hitap etmişti.
Makarios, 1974 sonunda Atina’da alkışlar arasında konuşurken aslında iki farklı Yunanistan’la hesaplaşıyordu. Biri kendisini yıllarca Helenizmin sembolü olarak gören Yunanistan, diğeri ise 15 Temmuz darbesiyle Kıbrıs’ın kapısını felakete açan Yunanistan. Bu nedenle Atina’da sevgiyle karşılandı ama o sevgiyi sorgulamadan kabul eden bir lider değildi.
Açıkça söylemese de onun büyük ideallerinden birinin Kıbrıs’ın Yunanistan’la birleşmesi ve kendisinin de daha büyük bir siyasi rol üstlenmesi olduğu bilinir.
Dönemin ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger ile yaptığı görüşmelerde bu konuya gönderme yaptığı da yıllardır anlatılır.

***
Dünkü yolculuğumun bir başka dikkat çekici noktası ise Larnaka Havalimanı oldu.
Yeni Ercan Havalimanı daha modern olabilir.
Daha yeni olabilir.
Ancak mesele sadece bina değildir.
Larnaka’ya baktığınız zaman yolcu yoğunluğu, uçuş çeşitliliği ve yolcu profili size çok önemli bir turizm potansiyeli gösterir.
Üstelik Kuzey Kıbrıs turizmini yakından bilen birçok isim, üçüncü ülkelerden gelen turistlerin büyük çoğunluğunun hâlâ Larnaka üzerinden adaya giriş yaptığını söylüyor.
Bu gerçek üzerinde düşünmek gerekir.
Kuzey Kıbrıs bir ada ülkesidir.
Deniz ulaşımı yıllardır beklenen ölçüde gelişemedi.
Geriye hava ulaşımı kalıyor.
Ancak hava ulaşımı konusunda da ciddi sıkıntılar yaşanıyor.
Bir dönem Londra ve Türkiye uçuşlarında çok düşük fiyatlı bilet kampanyaları duyurulmuştu.
Peki sonuç?
Kimse alınmasın ama uygulamada ortaya çıkan tablo beklentileri karşılamadı.
Özellikle acil durumlarda Türkiye’ye gitmek zorunda kalan vatandaşların karşılaştığı tek yön bilet fiyatları zaman zaman akıl sınırlarını zorluyor.
Üstelik bu fiyatları uygulayan şirketler Yunanistan’ın ya da Rum tarafının şirketleri değil.
Türkiye merkezli havayolu şirketleri.
İnsan ister istemez soruyor:
İstanbul–Antalya uçuşu nasıl olur da İstanbul–Ercan uçuşundan çok daha ucuz olabilir?
Bu soruya mantıklı ve sürdürülebilir bir cevap verilmelidir.
Sorun neredeyse, aynı dili konuşan, aynı tarihsel hassasiyetleri paylaşan insanlar bir araya gelip çözüm üretmelidir.
Aksi halde kendi ayağımıza değil, kendi kalbimize kurşun sıkmaya devam ederiz.
Atina’da yaptığım kısa gezide dikkatimi çeken bir başka konu da fiyatlardı.
Hangi alana bakarsanız bakın, birçok ürün ve hizmet bizden daha uygun fiyatlı.
Bu gerçek artık gizlenemez.
Kuzey Kıbrıs sadece kendi insanı için değil, dışarıdan gelen ziyaretçiler için de pahalı bir ülke haline geldi.
Bu nedenle pahalılıkla mücadele yalnızca sosyal bir zorunluluk değil, aynı zamanda turizm politikasıdır.
Bir ülkeye turist çekmek istiyorsanız rekabetçi olmak zorundasınız.
Sadece casino cazibesiyle sürdürülebilir bir turizm modeli oluşturulamaz.
***
Son dönemde Anadolu’da ve Azerbaycan’da gerçekleştirilen tanıtım faaliyetleri kuşkusuz önemlidir.
Ancak önemli olan yapılan etkinliklerin fotoğrafları değil, sonuçlarıdır.
Bir yıl sonra Azerbaycan’dan kaç turist geldiğini, bu çalışmaların ekonomik karşılığının ne olduğunu görmek isterim.
Aslında Ercan Havalimanı yolcu istatistikleri ülkelere göre ayrıntılı açıklansa çok daha sağlıklı analizler yapabiliriz.
Dün sabah Larnaka’daydım.
Öğleden sonra Atina’daydım.
Nereye gidersem gideyim, neye bakarsam bakayım, zihnimde hep ülkemle bir kıyaslama yapıyorum.
Keşke artılarımız daha fazla olsa.
Bugün Strazburg’a uçacağım.
Avrupa Parlamentosu çalışmalarını izleyeceğim.
Özellikle Türkiye raporu etrafında yaşanacak gelişmeleri dikkatle takip edeceğim.
Çünkü uluslararası platformlarda alınan kararlar bizi doğrudan etkiliyor.
Ne yazık ki biz hâlâ çoğu zaman tribündeyiz.
Sahadaki oyunu izliyoruz.
Ama insanın aklına şu soru geliyor:
Biz ne zaman sahaya çıkacağız?
Bilen varsa söylesin.




