Oğlum haksızlığa uğradı

Güney Kıbrıs’ta adına gönderilen kargo paketinde uyuşturucu bulunduğu gerekçesiyle 32 aydır cezaevinde bulunan Kıbrıslı Türk Murat Altan’ın annesi tepkili:
Tutuklu değil, esir!. 32 aydır cezaevinde bulunan Murat Altan’ın annesi Hülya Altan, yargılama sürecinde gecikmeler yaşandığını ve oğlunun 18 ay süren davanın sonunda 6,5 yıl hapis cezasına çarptırıldığını belirterek, “Cezaevinde benim oğlum tutuklu değil, esirdir. Orada birçok Kıbrıslı Türk var, aileler perişan… Oğlum Kıbrıslı Türk olduğu için haksızlığa uğradığını düşünüyoruz. Yetkililer bize sahip çıkmalı” çağrısında bulundu
Cemre CEMALİ
Kanada’dan Güney Kıbrıs’a kargo şirketi aracılığıyla gönderilen bir pakette 615 gram uyuşturucu ele geçirilmesi üzerine, paketi teslim almaya gittiği sırada tutuklanan Kıbrıslı Türkün annesi Hülya Altan, KIBRIS’a konuştu.
Oğlunun suçsuz olduğunu öne süren Altan, “Oğlum 32 aydır orada tutuklu değil, esirdir” ifadelerini kullandı.
Rum tarafında tutuklu bulunan Kıbrıslı Türklerin ve ailelerinin perişan olduğunu söyleyen anne Hülya Altan,
“Oğlum çıkarsa bir daha oraya gitmeyecek. Başımıza bunlar gelince güneydekilerin tamamen faşist olduğunu gördük.” dedi.
Geçtiğimiz hafta sonu Ayia Napa’da Kıbrıslı Türk’e yönelik gerçekleşen saldırı haberlerinden sonra daha fazla endişe duyduğunu söyleyen anne Altan, “Cumhurbaşkanımız da Başbakanımız da her açıklamasında “Kıbrıs Türkü sahipsiz değildir” diyor, bizi de sahipsiz bırakmasınlar. Oğlum Rumların elinde.” dedi.
“Kargo paketiyle gönderileceği kimin aklına gelir?”
13 Kasım 2023’ten bu yana oğlu Güney Kıbrıs’ta tutuklu bulunan Hülya Altan, yaşadıkları süreci anlattı.
Altan, şu anda 45 yaşında olan oğlunun Güney Kıbrıs’ta mülteci statüsünde bulunan yabancı uyruklu bir arkadaşının, “Şahsi eşyalarımı getireceğim. Senin adına güneyde posta kutun var, oraya göndereyim” dediğini ve bu kişinin Kanada’dan oğlunun adına bir kargo gönderdiğini kaydetti:
“Oğlum her şeyden habersiz şekilde postayı almaya gitti. Kutuda eşyaların altına gizlenmiş 615 gram uyuşturucu olduğunu orada tutuklanınca öğrendi. Paketin kendisine ait olmadığını söylese de kimseye inandıramadı. Ne olduysa iyi niyetinden oldu. Oğlum Murat, arkadaş kurbanı oldu. Kimin aklına gelir ki kargo paketiyle uyuşturucu gönderileceği?”

“Gümrük personeli 1 saat sonra bildirdi”
Yargılama sürecine ilişkin de iddialarda bulunan Altan, dava süresince tuttukları Rum avukatlarının savunmasında gümrük görevlilerinin kargoyu açtıktan yaklaşık bir saat sonra narkotik birimine haber verdiği yönünde bir hususun yer aldığını belirtti.
Altan, “Bu da bize ‘Acaba oğlum Kıbrıslı Türk olduğu için o maddeyi sonradan mı koydular?’ sorusunu düşündürdü. Çünkü güneyde mevcut cumhurbaşkanından sonra herkes ELAM’cı. Rum avukat tuttuk, 20 bin Euro ödedik ama avukat da polis de hâkimler de hepsi ELAM’cı” iddiasında bulundu.
Dava sürecinin 18 ay sürdüğünü söyleyen Altan, o dönemde olayın siyasi boyutunu düşünemediklerini ifade ederek şöyle konuştu:
“Biz o zaman konunun siyasi olduğunu düşünemedik. ‘İşgal bölgesi’ olarak gördükleri için bize farklı muamele yapıldığını gördük. Kargoyu gönderen kişi ‘Siparişi ben verdim’ dese de polis, oğlumu onunla iş birliği yapmakla suçladı.”
Mahkeme sürecinde de gecikmeler yaşandığını öne süren Altan, “Bir aylık duruşmayı tam sekiz ay beklettiler. Oğlum 6,5 yıl hapis cezası aldı. Cezası 6 Mayıs 2025’te kesinleşti.” dedi.
Cezanın kesinleşmesinin ardından Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı üzerinden oğlunun sınır dışı edilmesini talep ettiklerini belirten Altan, şunları söyledi:
“Bu süreçte Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçiliği’ne giderek oğlumun Güney Kıbrıs’tan deport edilmesini talep ettik. Daha önce cezası kesinleşmeden bunun mümkün olmadığını öğrendik. Cezası kesinleşince yeniden başvurduk. Şu an cezası kesinleşeli 14 ay oldu. Toplam 32 aydır oğlum tutuklu.”
“Şartlı tahliye hakkı verilmedi”
Altan, cezaevi sürecinde büyük zorluklar yaşadıklarını dile getirerek, 21 Nisan 2026’da oğlunun şartlı tahliye hakkı kazandığını ancak Güney Kıbrıs’ta oturma izni bulunmadığı gerekçesiyle bu haktan yararlandırılmadığını iddia etti:
“Bize, güneyde ev tutarsak bu sorunun çözülebileceği söylendi. Ama bizim buna imkânımız yok. Ben güneyde yaşamıyorum ki orada ev tutayım. Ağustos ayında denetimli serbestlik hakkı doğacak. Rum olsaydı cezaevinden çıkacaktı ama Türk olduğu için yine oğlumu çıkarmayacaklarını düşünüyoruz.”
Güney Kıbrıs’ta malları bulunduğunu belirten Altan, şartlı tahliye karşılığında bu mallardan vazgeçmeyi teklif ettiklerini ancak bunun da kabul edilmediğini söyledi.
“Kıbrıslı Türk olduğu için ayrımcılığa uğradı”
Altan, oğlunun KKTC, Türkiye Cumhuriyeti ve Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşlığı bulunduğunu belirterek dava sürecinde KKTC Dışişleri Bakanlığı aracılığıyla Birleşmiş Milletler (BM) yetkililerinin de mahkemeyi takip ettiğini söyledi.
“Mahkeme süresince iki BM görevlileri duruşmaları izledi. Yargılanma süresinde davadaki görevli savcı değişti ama gelen savcı da öncekinin altında çalışan biriydi” diyen Altan, yargılama sürecinde Kıbrıslı Türk olduğu için ayrımcılığa uğradıklarını öne sürdü.
Altan, oğlunun tutuklanmasından şimdiye kadarki süreçte yetkili isimlerle birçok temas gerçekleştirdiğini de anlattı:
“Hem dönemin cumhurbaşkanı hem de şimdiki cumhurbaşkanı, başsavcı ve başbakan bu konudan haberdar. Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreterinin Kıbrıs Kişisel Temsilcisi Maria Angela Holguin ile de üç kez görüştüm. Cumhurbaşkanlığı müsteşarı da konuyla ilgileniyor. Aylardır oğlum için mücadele ediyorum.
Henüz ceza kesinleşmeden önce basına çıktım. Sonrasında oğluma orada ona zarar verirler diye sustuk ama şartlı tahliye hakkı da verilmedi. Bu yüzden bu yılın başında bu kez buradan bir avukat tuttuk, süreci o takip ediyor.”
“Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşlığını istemiyoruz”
Şartlı tahliye sürecinde “blacklist” uygulaması bulunduğunu ileri süren Altan, oğlunun artık Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşlığını da istemediğini söyledi.
Altan, oğlunun Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşlığından çıkarılarak yalnızca Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmayı tercih etmek istediğini ancak bu talebin kabul edilmediğini öne sürdü:
“Oğlum çıkarsa bir daha oraya gitmeyecek. Başımıza bunlar gelince güneydekilerin tamamen faşist olduğunu gördük. Oğlum sadece Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olsaydı deport edilebilirdi. Vatandaşlığını düşürmek istiyoruz bunun için de onay verilmesini istiyoruz ama Rum yönetimi bizi oyalıyor.”
“Oğlum tutuklu değil, esirdir”
Cezaevinde çok sayıda Kıbrıslı Türk bulunduğunu iddia eden Altan, ailelerin zor durumda olduğunu belirterek şöyle devam etti:
“Cezaevinde benim oğlum tutuklu değil, esirdir. Orada birçok Kıbrıslı Türk var, aileler perişan. Biz savaş görmüş insanlarız. Benim ağabeyim de esir düştü. O zaman 13 yaşındaydım. Aradan 50 yıl geçti, şimdi aynı travmayı oğlumda yaşıyorum.”
Geçtiğimiz haftasonu Ayia Napa’da Kıbrıslı Türk’e yönelik gerçekleşen saldırı haberlerinden sonra daha fazla endişe duyduğunu ifade eden Altan, cezaevi koşullarına ilişkin de şunları söyledi:
“Gardiyanların bize yaşattıklarını bilseniz…Oğluma hiçbir şey götüremiyoruz. Sadece haftada 150 Euro para verebiliyorum. Bir şey de diyemiyoruz çünkü oğlum onların elinde.”
“Bizi sahipsiz bırakmayın”
Altan, oğlunun iade edilmesini, cezası varsa bunu kendi ülkesinde çekmesini talep ederek, Güney Kıbrıs’taki Rum tutuklularla takas seçeneğinin de değerlendirilmesini istedi ve şunları söyledi:
“Cumhurbaşkanımız da Başbakanımız da her açıklamasında “Kıbrıs Türkü sahipsiz değildir” diyor, bizi de sahipsiz bırakmasınlar. Oğlum Rumların elinde. Onun gibi çok Kıbrıslı Türk tutuklu. Suçlamaları kabul etmeyenlerin daha ağır cezalar aldığını gördük. Orada suçunu kabul etmezsen iki katı ceza veriyorlar.
Oğlum da ‘Uyuşturucuyu ben getirmedim’ dediği için 6,5 yıl ceza aldı, kabul etseydi 3 yıl ceza alacaktı. Rumların faşist yasalarına kaldık. Şimdiye kadar orada yargılanan hiçbir Kıbrıslı Türk’e beraat verilmediğini duydum… Artık birilerinin bunları duyurması gerekiyor.”



