Asıl Cevabı Sandıkta Seçmen Verecek!

Siyasette bazen bir partinin kaderini rakipleri değil, kendi içindeki hesaplaşmalar belirler. Bazen yıllarca iktidarda kalmanın verdiği özgüven, bazen koltukları kaybetme korkusu, bazen de kişisel ihtiraslar bir siyasi yapıyı kendi içinde çıkmaza sürükler. Ve gün gelir, o yapı en büyük darbeyi yine kendisi vurur.
Ulusal Birlik Partisi’nin aday belirleme sürecinde yaşananlar, tam da böyle bir tablonun ortaya çıkmasına neden oldu.
Aday belirleme süreci, bir siyasi partinin örgütsel gücünü, demokratik olgunluğunu ve geleceğe ilişkin vizyonunu ortaya koyması gereken önemli bir sınavdır. Partiler bu süreçte yalnızca adaylarını belirlemez; aynı zamanda kendi içlerindeki birlikteliği, tabanlarıyla kurdukları bağı ve seçmene verdikleri güveni de test ederler.
Ne var ki UBP’de yaşananlar, bu sınavın ne kadar sağlıklı verildiği konusunda ciddi soru işaretleri yarattı. Kaotik görüntüler, parti içindeki gerilimler ve aday belirleme sürecinin yarattığı tartışmalar, yalnızca parti teşkilatını değil, kamuoyunun UBP’ye bakışını da etkileyecek niteliktedir.
Asıl mesele, kimin aday olduğu kadar, bu sürecin partide nasıl bir iz bıraktığıdır.
Çünkü siyaset yalnızca kazanmak üzerine kurulamaz. Nasıl kazandığınız, kimi dışarıda bıraktığınız, hangi kırgınlıklara yol açtığınız ve yarın aynı insanlarla nasıl yol yürüyeceğiniz de en az sonuç kadar önemlidir.
UBP, uzun yıllardır Kuzey Kıbrıs Türk siyasetinin en güçlü aktörlerinden biri oldu. Örgütlü yapısı, geleneksel seçmen tabanı ve iktidar tecrübesiyle seçimlerde önemli bir ağırlık taşıdı. Ancak hiçbir siyasi parti, geçmişteki başarılarını gelecekteki seçimlerin garantisi olarak göremez.
Seçmen sadakati sınırsız değildir. Parti aidiyeti güçlü olabilir ama seçmenin sabrı da bir yere kadardır.
İşte şimdi UBP’nin önünde asıl cevaplaması gereken soru duruyor: Aday belirleme sürecinde yaşanan bu kaotik ortam, sandıkta nasıl bir karşılık bulacak?
Parti içindeki tartışmalar zamanla unutulabilir mi? Kırgınlıklar giderilebilir mi? Aday gösterilmeyenlerin, kendisini dışlanmış hissedenlerin ve süreci adaletsiz bulanların gönlü alınabilir mi? Yoksa bu hesaplaşmanın faturası seçim günü mü kesilecek?
Daha da önemlisi, UBP seçmeni bütün bu yaşananları yalnızca parti içi bir mesele olarak mı değerlendirecek, yoksa partinin yönetim anlayışına ilişkin bir işaret olarak mı okuyacak?
Bunların yanıtını bugünden kesin biçimde vermek mümkün değil. Ancak şu gerçeği göz ardı etmek de mümkün değil: Parti içindeki oylar adayları belirler; sandıktaki oylar ise partinin geleceğini.
UBP yönetiminin önünde şimdi iki seçenek var. Ya yaşananlardan ders çıkararak kırgınlıkları onarmaya, parti içindeki güveni yeniden tesis etmeye ve seçmene güçlü bir birliktelik görüntüsü vermeye çalışacak ya da ortaya çıkan sorunların kendiliğinden ortadan kalkacağını varsayacak.
İkinci yolun bedeli ağır olabilir. Çünkü siyaset boşluk kabul etmez. Bir partinin kendi içinde yarattığı güvensizlik, rakipleri için siyasi bir fırsata dönüşebilir. Üstelik seçmen, kendisine sunulan adayların kim olduğuna bakarken o adayların hangi süreçlerden geçerek belirlendiğini de sorgulayabilir.
Elbette UBP’nin bütün seçmenlerinin aynı tepkiyi vereceğini söylemek doğru olmaz. Kimi seçmen partiye bağlılığını koruyacak, kimi yaşananları eleştirse de yine partisine oy verecek, kimi ise tercihini yeniden gözden geçirecektir. Seçimin sonucunu belirleyecek olan da bu farklı tepkilerin toplamı olacaktır.
Ancak bir gerçek var ki hiçbir siyasi parti, seçmenini kendisine mecbur sanmamalıdır.
Seçmen, partilerin tapulu malı değildir. Sandık, siyasi aidiyetlerin sorgulandığı ve gerektiğinde yeniden tanımlandığı yerdir.
UBP aday belirleme sürecinde kendi ipini kendi elleriyle mi çekti? Yoksa bu kriz, partinin kendisini toparlaması için bir uyarı mı olacak?
Bu sorunun cevabı, yalnızca parti yöneticilerinin yapacağı açıklamalarda değil, önümüzdeki süreçte atacakları adımlarda saklıdır. Asıl hükmü ise sandık verecektir.
Ve o gün geldiğinde, kimsenin parti içindeki hesaplaşmaları, kişisel çekişmeleri ya da yaşanan kaosu gerekçe göstererek seçmenin iradesini küçümseme hakkı olmayacaktır.
Çünkü siyasette son sözü her zaman en yüksek sesle konuşanlar değil, sandık başında karar verenler söyler.
UBP kendi içindeki sınavı kaybetmiş olabilir. Peki, seçmenin güvenini de kaybedecek mi?
İşte asıl mesele budur. Cevabı ise ne parti yöneticileri ne adaylar ne de siyasi rakipler verecek.
Cevabı, UBP seçmeni sandıkta verecek.


