Derviş DoğanYazarlar

Ayakta Kalmak Önemli Elbette

Bazen insanın söyleyecek çok şeyi olur da kelimeleri yetmez.

Bazen bir toplumun da söyleyecek çok şeyi vardır ama yılların yorgunluğu, hayal kırıklıkları ve bitmeyen tartışmalar kelimelerin önüne geçer.

İşte böyle zamanlarda insan kendisine, toplum da kendisine aynı soruyu sorar:

“Buradan nasıl çıkacağız?”

Belki de önce şunu kabul etmek gerekiyor:

Her şey yolunda değil.

Ekonomimiz yolunda değil.
Siyasetimiz yolunda değil.
Kurumlarımıza duyulan güven eskisi gibi değil.
Gençlerimizin geleceğe dair kaygıları büyüyor.
İnsanlarımızın önemli bir bölümü yarına umutla bakmakta zorlanıyor.

Ama bütün bunlara rağmen hâlâ buradayız.

Hâlâ konuşuyoruz.
Hâlâ itiraz ediyoruz.
Hâlâ daha iyisini istiyoruz.

Demek ki hikâyemiz bitmedi.

Çünkü umut, her şeyin güzel olduğu zamanlarda ihtiyaç duyduğumuz bir duygu değildir.

Asıl umut, her şey kötü giderken bile vazgeçmemektir.

Bugün belki birbirimize her zamankinden daha fazla kızıyoruz. Birbirimizi daha kolay suçluyor, daha çabuk ötekileştiriyor, farklı düşündüğümüz için birbirimizi dinlemekten vazgeçiyoruz.

Oysa bir toplumun en büyük gücü, herkesin aynı şeyi düşünmesi değildir.

Asıl güç, farklı düşüncelere rağmen aynı geleceği kurabilme iradesidir.

Bizim belki de en fazla ihtiyacımız olan şey budur:

Birbirimizi yenmek değil, birbirimizi yeniden duymak.

Çünkü siyaset yalnızca iktidar olmak değildir.

Siyaset; insanların hayatına dokunabilmek, çocukların geleceğine güven verebilmek, gençlerin “Burada kalıp geleceğimi kurabilirim” diyebilmesini sağlayabilmektir.

Devlet yönetmek yalnızca bütçe yapmak, makam dağıtmak, koltuk değiştirmek de değildir.

Devlet yönetmek, insanların umudunu yönetmektir.

Bir insanın yarına inanmasını sağlayabilmek…

Bir gencin geleceğini başka ülkelerde aramak zorunda olmadığını hissettirebilmek…

Bir annenin çocuğunun geleceğinden korkmamasını sağlamak…

Bir toplumun “Biz bunu değiştirebiliriz” diyebilmesini mümkün kılmak…

Asıl mesele budur.

Ve belki bugün en çok buna ihtiyacımız var.

Çünkü yorulduk.

Ama bitmedik.

Kırıldık.

Ama dağılmadık.

Hayal kırıklığı yaşadık.

Ama hayal kurmaktan vazgeçmedik.

İşte tam da bu nedenle umutsuzluğa teslim olmamalıyız.

Çünkü bir toplumun en tehlikeli noktası ekonomik olarak yoksullaşması değildir.

En tehlikeli nokta, geleceğe dair inancını kaybetmesidir.

Eğer hâlâ daha güzel bir ülke hayal ediyorsak…

Eğer hâlâ adalet istiyorsak…

Eğer hâlâ çocuklarımız için daha iyi bir gelecek düşlüyorsak…

Eğer hâlâ yanlış gördüğümüz şeylere itiraz edebiliyorsak…

O zaman umut vardır.

Hem de sandığımızdan çok daha fazla.

Belki bugün her şey yolunda değil.

Ama unutmayalım:

Güç de biziz, umut da.

Yeter ki birbirimize sırtımızı dönmeyelim.

Yeter ki umutsuzluğu kader, yanlışları alışkanlık, kötü yönetimi de değişmez gerçek olarak kabul etmeyelim.

Çünkü hiçbir düzen, onu değiştirmek isteyen insanların iradesinden daha güçlü değildir.

Ve hiçbir karanlık, sabaha çıkma ihtimali olan bir geceden daha güçlü değildir.

Bazen yapmamız gereken yalnızca bir adım daha atmaktır.

Sonra bir adım daha…

Belki yol uzun olacak.

Belki kolay olmayacak.

Ama yürümeye devam ettiğimiz sürece yol vardır.

Ve biz hâlâ ayaktaysak…

Daha söyleyecek sözümüz, değiştirecek şeylerimiz ve kuracak bir geleceğimiz var demektir.

Her şey yolunda değil.

Bunu biliyoruz.

Ama belki de bugün kendimize söylememiz gereken en önemli cümle şudur:

“Her şey yolunda değil… ama biz hâlâ buradayız.”

Ve insan da, toplum da bazen tam olarak burada yeniden başlar.

Ayakta kaldığı yerde.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu