Mesaj Kime Verildi…

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın, “Stratejik, uluslararası ortak davada, milli meselelerde Cumhurbaşkanı Erhürman ile çok yakın istişare ve koordinasyon içerisinde hareket ediyoruz ve etmeye devam edeceğiz.” sözleri, diplomasi dilinde sıradan bir nezaket cümlesi değildir. Bu ifadeler, satır araları dikkatle okunduğunda önemli bir siyasi mesaj taşımaktadır.
Çünkü dış politika ve özellikle Kıbrıs meselesi gibi hayati konular, kişisel çıkışlarla değil, kurumsal koordinasyonla yürütülür. Ankara’nın tercih ettiği muhatabın kim olduğu ise kullanılan her kelimede kendisini belli eder.
Bu açıklama, kamuoyunda uzun süredir tartışılan bir gerçeği yeniden gündeme taşımıştır. Görünen odur ki Ankara, Kıbrıs meselesinde karar alma ve istişare mekanizmasını Cumhurbaşkanlığı makamı üzerinden işletmeyi tercih etmektedir. Bu da doğal olarak Dışişleri Bakanlığı’nın ve özellikle Sayın Tahsin Ertuğruloğlu’nun süreç içerisindeki ağırlığına ilişkin soru işaretlerini artırmaktadır.
Elbette hiç kimse, “Tahsin Bey bu sürecin dışındadır.” diyemez. Ancak siyaset bazen söylenenlerden çok, söylenmeyenlerle okunur. Eğer Türkiye Cumhuriyeti’nin en üst düzey isimlerinden biri, koordinasyonun Cumhurbaşkanı Erhürman ile sürdürüldüğünü özellikle vurguluyorsa, bu cümlenin muhatabı yalnızca kamuoyu değildir.
Bu, aynı zamanda devlet yönetiminde hangi makamın esas muhatap olarak görüldüğüne ilişkin güçlü bir işarettir.
Uzun zamandır Kıbrıs konusunda farklı seslerin, zaman zaman birbirini gölgeleyen açıklamaların ve kişisel çıkışların sürece zarar verdiği yönünde eleştiriler yapılıyordu. Cevdet Yılmaz’ın açıklaması ise Ankara’nın artık tek sesli ve koordineli bir diplomatik hat istediğini gösteren önemli bir mesaj olarak okunabilir.
Siyasette bazen en güçlü cümleler doğrudan isim vermeden kurulur. Belki de bu açıklamanın özeti tek cümledir:
“Bu mesele, polemikle değil; istişareyle yürütülecek.”
Ve diplomaside kiminle istişare edildiği, çoğu zaman en güçlü siyasi mesajdır.


