Çözüm Değişmeyi Göze Alabilmektir…

Kıbrıs sorununun çözümü demek, yalnızca bir anlaşma metnine imza atmak değildir.
Çözüm demek değişim demektir.
Belki de yıllardır bu meselenin etrafında dönüp durmamızın en önemli nedenlerinden biri tam da budur.
Çünkü herkes çözüm istiyor olabilir ama herkesin istediği çözüm, çoğu zaman kendi mevcut düzeninin mümkün olduğunca korunması üzerine kuruluyor.
Kıbrıslı Rumların önemli bir bölümünün zihnindeki çözüm anlayışında, bugün uluslararası alanda tanınan Kıbrıs Cumhuriyeti’nin siyasal ve hukuki düzeninin adanın kuzeyine de yayılması beklentisi vardır.
Kıbrıslı Türklerin önemli bir bölümünün çözüm beklentisinde ise bugün kuzeyde oluşmuş siyasal, ekonomik ve toplumsal yapının çözüm sonrasında güvence altına alınması ve uluslararası meşruiyet kazanması düşüncesi öne çıkmaktadır.
İki yaklaşım arasındaki temel sorun tam da burada başlıyor.
Çünkü taraflardan biri mevcut düzeninin genişlemesini, diğeri ise mevcut düzeninin kabul edilmesini istiyorsa, ortada gerçek anlamda bir değişim iradesi var mıdır?
Oysa gerçek çözüm, taraflardan birinin diğerine kendi düzenini kabul ettirmesi değildir.
Gerçek çözüm, iki tarafın da kendi mevcut düzeninden bazı şeyleri değiştirmeyi göze almasıdır.
Kıbrıs Rum tarafı, adanın tamamı üzerindeki siyasal ve hukuki iddiasının çözüm sonrasında nasıl paylaşılacağını ve yeniden yapılandırılacağını kabul etmek zorundadır.
Kıbrıs Türk tarafı da kuzeyde yıllar içinde oluşmuş mevcut yapının hangi unsurlarının değişeceğini, hangi unsurlarının korunacağını ve yeni ortak yapının içinde nasıl yeniden şekilleneceğini tartışmak zorundadır.
Yani mesele, “Ben ne kazanacağım?” sorusundan önce,
“Ben çözüm için neyi değiştirmeye hazırım?”
sorusunu sorabilmektir.
Bugün iki tarafın resmi pozisyonları arasındaki mesafe de zaten bunun ne kadar zor olduğunu gösteriyor. Kıbrıs Rum tarafı iki bölgeli, iki toplumlu federasyonu ve siyasi eşitliği BM kararları temelinde savunurken, Kıbrıs Türk tarafı egemen eşitlik ve eşit uluslararası statü temelinde iki tarafın işbirliğine dayalı bir ilişki modelini savunuyor.
Dolayısıyla tartışmanın yalnızca “federasyon mu, iki devlet mi?” başlığına sıkıştırılması da meseleyi eksik bırakıyor.
Asıl soru şudur:
Taraflar, çözümün kendi düzenlerinde yaratacağı değişime hazır mı?
Çünkü federasyon olacaksa yalnızca Kıbrıs Türklerinin değil, Kıbrıs Rumlarının da bugünkü siyasal gerçeklikten farklı bir düzeni kabul etmesi gerekecek.
İki ayrı devletin işbirliği modeli konuşulacaksa, bunun da yalnızca bugünkü iki yapının olduğu gibi devam etmesi anlamına gelmeyeceği açık.
Her iki senaryoda da değişim var.
Her iki senaryoda da taviz var.
Her iki senaryoda da yeni bir siyasal düzen kurulması gerekiyor.
Ve belki de Kıbrıs meselesinin en büyük açmazı tam burada yatıyor:
Herkes çözümün getireceği kazanımları konuşuyor, fakat çözümün gerektireceği değişimi yeterince konuşmuyor.
Oysa gerçek barış, tarafların birbirlerinden vazgeçmesini değil, kendi mutlak doğrularından bir miktar vazgeçebilmesini gerektirir.
Çünkü Kıbrıs’ta yarım asırdan fazla zamandır yaşanan sorun, yalnızca iki toplumun birbirine güvenmemesi değildir.
Aynı zamanda iki tarafın da kendi tarihsel ve siyasal gerçekliğini çözümün başlangıç noktası olarak görmek istemesidir.
Bir taraf “Ben zaten meşru olanım” diyor.
Diğer taraf “Ben zaten ayrı ve eşit olanım” diyor.
Peki çözüm nerede?
Çözüm, belki de tam bu iki cümlenin arasındaki boşlukta aranmalıdır.
Çünkü çözüm, bir tarafın kazanıp diğer tarafın kaybetmesi değil; iki tarafın da eski düzeninin artık eskisi gibi devam edemeyeceğini kabul etmesidir.
Bugün Birleşmiş Milletler de taraflar arasında güvenin yeniden tesis edilmesini ve müzakere zemininin yeniden oluşturulmasını önceliklendiriyor. Genel Sekreter Guterres’in Temmuz 2026’daki temasları sonrasında yeni bir 5+1 toplantısı için hazırlık yapılacağını açıklaması da bu arayışın sürdüğünü gösteriyor.
Fakat masaya yeniden oturmak başka, gerçekten çözüm istemek başkadır.
Çözüm istiyorsanız, değişime hazır olacaksınız.
Değişime hazırsanız, kendi tarafınıza da soru soracaksınız.
“Karşı taraf ne verecek?” kadar,
“Ben neyi değiştirmeye hazırım?”
diyeceksiniz.
İşte o zaman müzakere gerçek anlamını bulur.
Çünkü Kıbrıs’ta çözümün önündeki en büyük engel belki de anlaşamamak değil;
herkesin çözümün değişmesini istediği halde, kendi düzeninin değişmesini istememesidir.
Kıbrıs gerçekten çözülecekse, önce bu zihniyet değişmelidir.
Çünkü çözüm, mevcut düzenlerin birbirine üstün gelmesi değil; iki tarafın da yeni bir düzen kurmayı kabul etmesidir.
Peki taraflar buna hazır mı?
Bugünkü tabloya baktığımızda, doğrusu pek öyle görünmüyor.
Ama gerçek çözüm arayışı da tam olarak burada başlamalıdır.


