Deli Halid (Karsıalan) Paşa / Bölüm: 3

Deli Halid Paşa Sakarya Meydan Muharebesi’nden sonra yeniden Kocaeli Grubu Komutanı olarak görevlendirilir. Artık tümgeneraldir. Ancak kendisine Büyük Taarruz’da asıl saldırıyı yapacak cephenin güney kanadındaki Birinci Ordu içerisinde görev verilmez. Halbuki çok başarılı bir komutan olduğu bilinmektedir. Onun yerine görev yeri, asıl cephe hattının 400 Kilometre kuzeyinde, İznik ve Geyve Bölgesi’ndedir. Dr. Selim Soydan’ın anlattığına göre bunun birkaç nedeni vardır. Bunlardan ilki, tavizsiz tutumu nedeniyle Trabzon, Bayburt cephesinde sürtüşmüş olduğu İngilizlerin kendisini çok iyi bilmesi ve tutuklanmasını, hatta idamını istemeleridir. Onlar açısından tehlikeli biridir. Yunan ise kendisini 2. İnönü ve Sakarya Savaşları’ndan tanımaktadır. Deli Halid Paşa’nın cephenin en kuzeyinde bir göreve atanması, bu nedenlerle İngiliz ve Yunan istihbaratının derhal dikkatini çeker.
İkinci neden ise Ankara’daki Genelkurmay’ın bilinçli olarak yürüttüğü bir dezenformasyon kampanyasıdır. Tarihimizde Deli Halid Operasyonu olarak geçen bu faaliyette, Batı Cephesi Komutanlığı Deli Halid Paşa’ya şifreli bir telgraf yollar. Bu telgrafta Doğu Cephesi’nde 19. ve 20. Tümenlerin kurulduğu, bunların partiler halinde batıya kaydırılacağı, öncü birliklerinin bölgeye ulaştığı, piyade ve süvari birliklerinden oluşan bu gücün Deli Halid Bey komutasında Yunan’a karşı bir kış taarruzunda bulunacağı bilgisi bulunmaktadır.
Yine Dr. Selim Soydan’ın verdiği bilgilere göre gerçekten de iki avcı taburu oluşturuluyor ve Deli Halid Paşa komutasına yollanılıyor. Ancak 19. ve 20. Tümenler ise hiçbir zaman kurulmuyor ve hayalet taburlar olarak kalıyorlar. Fakat yukarıda belirttiğim bu şifreli telgraf, aslında Deli Halid Operasyonu’nun bir parçasıdır ve telgrafın bilinçli bir şekilde İngilizlerin eline geçmesi sağlanır. İngilizlerin Türkiye’de oluşturduğu ünlü Black Jumbo istihbarat teşkilatı tongaya düşürülmüştür.
İlk avcı taburlarının Deli Halid Bey’in kuvvetlerine katılması, İngilizlerin saldırı olacağı konusundaki algısını iyice güçlendirir. Konu derhal Yunan Genelkurmayı’na iletilir. Onlar da 18., 19. ve 20. tümenler ve bir süvari tümeninden oluşan Deli Halid Paşa komutasında bir kolordu ile karşı karşıya olduklarını düşünürler ve Türklerin en atılgan komutanları Deli Halid Bey komutasında buradan bir saldırı yapmasını beklerler. Bu operasyon sayesinde Büyük Taarruz’un asıl yapılacağı cephenin güney kanadına Yunan ordusunun daha fazla birlik kaydırması da engellenir.
Mustafa Kemal Paşa düşmandaki bu algıyı daha da güçlendirmek için Deli Halid Paşa komutasındaki birlikleri Geyve’de denetlemeye gider. Yani bir yandan Deli Halid Paşa’nın şöhretinden yararlanırken diğer yandan da bu cepheye ne kadar önem verdiğini İstanbul’dan gelen basın mensuplarının önünde göstermiş olur.

Mustafa Kemal Geyve’de Deli Halid Paşa komutasındaki Kocaeli Grubu birliklerini denetlerken
(Kaynak: https://avrupabirligigazetesi.com.tr/meclisteki-komitacilar-ve-mebus-deli-halid-pasa-cinayeti/
Anlatıldığına göre teftiş esnasında Deli Halid Paşa Mustafa Kemal’e ‘Burnuma taarruz kokuları geliyor, yoksa yanılıyor muyum?’ diye sormuştur. Mustafa Kemal Paşa da kendisine, ‘Taarruz kokusu almaktaki maharetini iyi bilirim’ cevabını vermiştir.
Büyük Taarruz’un Dumlupınar Meydan Muharebesi ile sonuçlanmasından sonra, Yunan ordusunun imha edilen Birinci ve İkinci Kolordularının artıkları İzmir’e doğru kaçarken, Deli Halid Paşa’nın kuzey cephesinde bağlamış olduğu 10. ve 11. Yunan tümenleri ve bu tümenlerin bağlı olduğu Eskişehir-Kütahya’da bulunan Üçüncü Kolordu, hızla batıya doğru çekilmeye başlar. Bu geri çekilme esnasında Kütahya dahil pek çok yerleşim birimini de ateşe verirler. Türk ve İngiliz istihbarat örgütleri de birbirlerinden bağımsız olarak çekilme esnasında Bursa’nın da ateşe verileceği istihbaratını alırlar. Müttefik komutanları alelacele Mudanya üzerinden Bursa’ya geçip Yunan ordusunun bu girişimini engellemeye çalışırken Türk kuvvetleri de adeta koşturarak Bursa’ya yönelir.
Deli Halid Paşa ise güneyde, Yunan kuvvetleri Türk kuvvetlerinin taarruzu sonucu İzmir’e doğru kaçmaya başlamışken, 1-4 Eylül arasında da kendi inisiyatifiyle kuzeyden İznik-Orhangazi-Gemlik-Mudanya hattında bir taarruz başlatır. Kendisinin 7,000 askerine karşı Yunan kuvvetlerinin mevcudu 20,000’dir. Mudanya-Gemlik-Bandırma hattını denetimi altına alır. Süvari Kolordusu Komutanı Fahrettin Paşa, birlik adı vermeksizin durumu Mustafa Kemal’e ilettiğinde, ‘bu iş olsa olsa bizim Deli Halid’in işidir’ yanıtını almıştır. Deli Halid Paşa böylece çekilmekte olan Yunan Üçüncü Kolordusu’nun önünü keserek deniz yolu ile tahliyesini engellemeye çalışır.
10 Eylül’ü 11 Eylül’e bağlayan gece, Bursa’ya önce yerel milisler girer. Ardından dedemin de içerisinde bulunduğu Şükrü Naili Paşa komutasındaki 2. Ordunun Üçüncü Kolordusu Hacıivat Köprüsü civarında çıkan şiddetli çarpışmaların ardından güney/güneydoğudan, Deli Halid Paşa komutasındaki Kocaeli Grubuna bağlı birlikler ise kuzey/kuzeydoğudan girerler. Dedem anlatılarında, bağlı bulunduğu kuvvetlere önce İzmir hedef gösterilmişken, sonra Bursa’ya yönlendirildiklerini söylerdi.

Bursa’yı kurtaran Şükrü Naili Gökberk Paşa 6 Ekim 1923’te İstanbul’un kurtuluşu esnasında birlikleriyle Galata Köprü’sünden geçerken
(Kaynak: https://www.yenicaggazetesi.com/fatihten-sonra-istanbulu-fetheden-adam-ataturk-478325h.htm)
Bursa’nın kurtuluşundan sonra Deli Halid Paşa Marmara’nın güneyindeki harekatına devam eder. Büyük oranda dağılmış olan Üçüncü Yunan Kolordusu’nun artçı olarak bıraktığı 11. Tümenin yarısını çatışmalarla yok ederken, sağ kalan 6500 askerin de tamamını esir alır. Bu esirler arasında tümen komutanı General Kladas ve karargahının tamamı da vardır. Bu, tüm Kurtuluş Savaşı boyunca, bir kerede esir alınan en büyük asker grubudur ve General Trikopis’le birlikte Dumlupınar’da esir alınan gruptan daha büyüktür. Söz konusu tümen ve General Kladas savaş boyunca en büyük katliamları yapmış olduğundan bu esir almanın ayrıca bir önemi vardır.
Ancak Deli Halid Paşa’nın bu atılganlıkları zaman zaman gereksiz şehitler verilmesine de neden olmuştur. Örneğin Mudanya önlerinde bugünkü adıyla Ayyıldız Tepe olan ve üzerinde Son Kurşun Anıtı bulunan Deliklibayır’a 17 Eylül’ü 18 Eylül’e bağlayan gece yaptığı taarruzda verilen 80 şehit buna bir örnektir. Bu çatışmalarda kendisine topçu desteği veren dedem ‘Yunan zaten kaçıyordu gereksiz bir saldırıydı ve çok şehit verildi’ diye anlatmıştı. Nitekim ertesi sabah Yunan kuvvetlerinden arta kalanlar gemilerle kaçarlar. Yunan ordularının ilk denize dökülmesi güney Marmara kıyılarında gerçekleşmiştir. Dedem de kendisine verilen yeni görev gereği Mudanya’ya intikal eder ve 3-11 Ekim 1922 tarihlerinde Mudanya Mütarekesi görüşmeleri süresince İsmet Paşa’nın muhafız birliğinde yer alır.
Kurtuluş Savaşı sonunda askerliğe devam etmek isteyen Deli Halid Paşa’yı Mustafa Kemal Paşa politikaya atılması için ikna eder. Deli Halid Bey kurmay subay olmadığından, orduda önü de kapanmaktadır. Sonunda ordudan ayrılarak Ağustos 1923’te kurtarıcısı olduğu Ardahan’dan milletvekili seçilir.
Mecliste çok sinirli ve gergin tutumu artarak devam eder. Kendisi bu durumunu, Sakarya Savaşı esnasında baş/boyun bölgesinden aldığı yaraya yormaktadır. Şarapnel parçası hala vücudundadır. Mustafa Kemal’e gazi haklarıyla ilgili hazırladığı bir yasa taslağı kanunlaştıktan sonra milletvekilliğinden ayrılmayı düşündüğünü açıklar.

Milletvekil Halid Bey
(Kaynak: https://avrupabirligigazetesi.com.tr/meclisteki-komitacilar-ve-mebus-deli-halid-pasa-cinayeti/ )
Bu arada İş Bankası’nda ayyuka çıkan yolsuzluk iddialarının üzerine de tavizsiz bir şekilde gitmektedir. Bu nedenle Celal Bayar ve Ali Çetinkaya’yı Mustafa Kemal’e şikayet eder. Ali Çetinkaya ile zaten 13 yıl öncesine, Trablusgarp’a dayanan bir husumetleri söz konusudur. Aslında sertliği ve kavgacılığı nedeniyle Mustafa Kemal’le de arası iyi değildir.
9 Şubat 1925 Pazartesi günü, Elazığ milletvekili Hüseyin Bey ile Deli Halid Paşa arasında baytarlarla ilgili bir imza yüzünden patlak veren tartışma, meclis koridorlarında kavgaya dönüşür. O sırada Ali Çetinkaya arkadan gelerek kavgaya müdahale etmek ister. Deli Halid ise ‘vay sen burada mıydın’ diyerek belindeki tabancalara davranır ve üç el ateş eder. Ancak Kel Ali lakaplı Ali Çetinkaya bu saldırıdan bir şekilde kurtulur. Bu sırada Osmaniye milletvekili Avni Bey ve Rize milletvekili Rauf Bey de Halid Bey’in elinden silahları almaya çalışırlar. Ancak o anda bir silah sesi duyulur ve bir iddiaya göre Ali Çetinkaya nefsi müdafaa diyerek Halid Bey’i vurur.

Ali Çetinkaya
(Kaynak: https://tr.wikipedia.org/wiki/Dosya:Ali_%C3%87etinkaya.jpg )
Ancak olayın başka bir anlatısı daha var. Bu anlatıya göre Halid Bey’e gazilere yönelik yasa tasarısının kanunlaşması için milletvekilleri Rauf, Avni ve Ali (Çetinkaya) Beyler destek sözü verirler. Fakat daha sonra Hazine’de para yok diyerek yasa teklifini sulandırmaya çalışırlar. Deli Halid buna çok sinirlenir ve kendine hakim olamayarak Ali Çetinkaya’yı haddini bildirmek için Meclis koridorlarına davet eder. Silahıyla Ali Bey’i vuramayan Deli Halid ile Ali Çetinkaya arasında bir boğuşma başlar. Çok iri yapılı olan Deli Halid Kel Ali’yi altına alıp iyice hırpalarken bir silah sesi daha duyulur ve Rauf Bey Deli Halid’i sırtından vurur.
Deli Halid Bey derhal bir odaya alınır. Olayı duyan Mustafa Kemal hemen Meclis’e gelir ve Deli Halid’in yanına gider. ‘Seni Kel Ali mi vurdu’ diye sorduğunda Deli Halid ‘onu altıma almış dövüyordum, beni nasıl vurabilir? Beni arkamdan Rauf Bey vurdu’ der. Ancak, Mustafa Kemal’in çok güvendiği doktorlardan Reşit Galip Bey kendisine ‘mermi göğüs altından girmiş, bu tip yaralanmalarda ağrı sırtta hissedilir Paşam’ diye bir açıklama yapar.
İstanbul’dan alelacele getirilen dönemin ünlü cerrahlarından Orhan Bey de ‘iç kanama olmaması çok önemli, o nedenle hiç kıpırdatılmamalı’ der. Bu gerekçeyle Deli Halid Bey dört gün boyunca bir masa üzerinde kıpırdatılmadan yatırılır ve hastaneye kaldırılmaz, ama son gece sabaha karşı aniden yükselen ateş sonucunda ölür.
Deli Halid Bey’in neresinden vurulduğu bugün hala meçhul. Zira yapılan otopsinin raporu hiç açıklanmamış ve bulunamamış. Ancak milletvekili de olsanız, Meclis’te adam öldürmek suç ve dokunulmazlık kapsamında değil. O nedenle cinayeti Rauf Bey’in işlediği ancak nefsi müdafaa konumunda olan Ali Çetinkaya suçu üstlenerek hem beraat ettiği hem de Rauf Bey’i kurtardığı konusunda da oldukça yaygın bir görüş var.
Halid Bey’in cenazesi Eyüp’e defnedilir. Ancak daha sonra Ankara’da kurulan devlet mezarlığına nakledilir. Huzur içerisinde yatsın.

Üç bölümlük yazı dizisinde yararlanılan kaynaklar:
- https://ataturkansiklopedisi.gov.tr/detay/609/Halit-%28Kars%C4%B1alan%29-Pa%C5%9Fa-%281883-1925%29
- https://www.youtube.com/watch?v=r2NT8TbR39A
- https://tr.wikipedia.org/wiki/Deli_Halid_Pa%C5%9Fa?wprov=sfti1#Hayat%C4%B1
- https://youtube.com/shorts/JRnW_BBP714?is=eQhJzxaJb8xqQg3r
- https://haber.aero/yazarlar/alper-elicin/dedemin-anilarindan-bursanin-kurtulusu/
- TDV İslam Ansiklopedisi Mehmed Galib Bey maddesi
- https://www.youtube.com/watch?v=o-5sYLMcoFg
- https://www.youtube.com/watch?v=6vq1TLPGUkg
- https://www.avrupabirligigazetesi.com.tr/meclisteki-komitacilar-ve-mebus-deli-halid-pasa-cinayeti/



