Hasan HastürerYazarlar

Daha güzel oynayan değil, daha çok mücadele eden kazanır…

Dünya Kupası heyecanı bu kez okyanusun ötesinde yaşanıyor.

Saat farkı nedeniyle maçları canlı izlemek her zaman kolay olmuyor. Kimi zaman uykudan fedakârlık yapıyoruz, kimi zaman da internet ortamında maçların özetlerini ya da tekrarlarını izleyerek futbol şöleninden geri kalmamaya çalışıyoruz.

Ancak şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki, Dünya Kupası söz konusu olduğunda milyonlarca insanın günlük yaşam düzeni değişiyor. Çünkü futbol, uzun yıllardır sadece futbol değildir.

***

Daha önce de çeşitli vesilelerle yazdım…  Futbol dünyanın en büyük dinidir.

Milyarlarca insanı aynı heyecan etrafında buluşturabilen başka bir organizasyon bulmak kolay değildir. Farklı dilleri konuşan, farklı kültürlerden gelen insanlar aynı golde sevinip aynı yenilgide üzülüyorsa, bunun adı sadece futbol olamaz.

Tarihin derinliklerine baktığımızda futbola farklı misyonlar yüklendiğini de görüyoruz.

Futbol bazen ulusal kimliğin güçlenmesinde araç oldu, bazen toplumların moral kaynağı haline geldi. Günümüzde de futbol başarısını siyasi kazanca dönüştürmek isteyen iktidarlar yok değildir.

Ne var ki futbolun üzerine siyaset fazlasıyla yüklenmeye başladığında, oyunun güzelliği zarar görür. İnsanların futbola duyduğu saf sportif sevgi gölgelenir. Oysa futbolun en güzel yanı, insanların farklılıklarını bir kenara bırakıp aynı heyecanda buluşabilmesidir.

***

Futbolun ekonomik boyutu ise artık başlı başına bir dünya oluşturuyor. Gerçi bu yeni bir durum değil. Uzun yıllardır futbol büyük bir ekonomik sektör olarak yaşamını sürdürüyor.

Yıldızlar yaratılıyor, parlatılıyor, pazarlanıyor.

Bir futbolcunun adı, örneğin Ronaldo da olduğu gibi bazen bir kulüpten daha büyük marka değerine ulaşıyor. Forma satışları, sponsorluklar, yayın hakları ve reklam gelirleri milyarlarca dolarlık ekonomik hacimler yaratıyor. Günümüz futbolunda yeteneklerin varlığı kadar pazarlama operasyonları da önem taşıyor.

***

Dünya Kupası’nda artık yarı finalin dört takımı belli oldu: Fransa, İspanya, İngiltere ve Arjantin.

Üç Avrupa temsilcisi ve bir Güney Amerika devi…

Bu aşamadan sonra sürpriz kelimesini kullanmak pek mümkün değil. Bu takımlar yarı finale tesadüfen gelmedi. Her biri güçlü kadroları, köklü futbol kültürleri ve yüksek rekabet seviyeleriyle burada bulunuyor.

Kağıt üzerinde Fransa’nın İspanya karşısında, Arjantin’in de İngiltere karşısında bir adım önde olduğunu söylemek mümkün. Bu nedenle birçok futbolsever Fransa-Arjantin finalini bekliyor. Elbette İspanya-İngiltere finali de imkânsız değil. Futbolun güzelliği de zaten burada yatıyor.

Ancak bana göre bu aşamadan sonra teknik kapasite kadar önemli olan başka bir unsur var: Başarıya duyulan açlık.

Futbolda hangi takım kupayı kaldırmaya daha fazla susamışsa, onun kazanma ihtimali de yükselir.

17 Mayıs 2000’de  Danimarka’nın Kopenhag kentindeki Parken Stadı’nda Galatasaray’ın Arsenal’i penaltı atışları sonrası 4-1 yenerek UEFA Kupası’nı kazandığı final bunun en somut örneklerinden biridir. O gece sahada sadece futbol oynanmadı; inanç, mücadele ve kararlılık da oynadı. Galatasaray için o kupayı kazanmak, Arsenal’in kazanma arzusundan kat kat fazlaydı. 

***

Maç sonrası yorum yapmaktan çok maç öncesi yazmayı severim. Maçtan sonra yazmak bana birazda fotoğraf çekip paylaşmak gibi gelir. Oysa maç öncesinde öngörüde bulunmak, ihtimalleri değerlendirmek ve heyecanı paylaşmak farklı bir keyiftir.

Bu nedenle bugünden bir tahminde bulunayım.

Arjantin yarı finalde yol kazasına uğramazsa, finalde daha hırslı ve daha mücadeleci futboluyla kupaya uzanabilir.

Çünkü futbolun değişmeyen bir gerçeği vardır:

Her zaman daha güzel oynayan değil, daha çok mücadele eden kazanır.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu