Hasan HastürerYazarlar

Güzellik aynaya bakıp güzel görünmekten, çok daha derin bir konu….

Her insan gibi benim de yaşama geldikten sonra tanıdığım ilk koku, anne kokusudur.

Anneciğimin kokusu…

İnsan çocukluğunun bazı görüntülerini unutur. Bazı sesler belleğin derinliklerinde kaybolur. Ama kokular kolay kolay kaybolmaz. Bir koku gelir, sizi alır onlarca yıl geriye götürür. Benim için anneciğimin kokusu da öyledir.

Hayatta bugünkü anlamıyla konforun olmadığı yıllardı. Hayat basitti. İmkânlar sınırlıydı. Ama sevgi, yoklukların çok önündeydi.

***

Yazımı hüzünle ıslatmak istemem. Ancak anneciğim 47 yaşında evlat acısı yaşadı.

Evlat acısının tarifi var mı? Bence yok.

O günden sonra 1916 Köfünye doğumlu adı Afet, anneciğimin eskisi gibi coşkuyla güldüğünü hatırlamıyorum. 1974, 1 Haziran’ında ölene kadar saçlarını boyadığını da hatırlamam. İpek gibi, beyaz, gümüş parlaklığında saçları vardı.

Ne kadar ilginçtir… Elbette saçlarını kestirirdi ama nereye gidip kestirdiğini belleğimde bulamıyorum. Lefkoşa’nın hemen dibindeki Küçük Kaymaklı’da yaşıyorduk. Erkek berberlerinin varlığını hatırlıyorum ama kadınların bugünkü anlamda düzenli gittiği kuaförler belleğimde yok.

***

Bahsettiğim yıllar ağırlıklı olarak 1964 ile 1974 arasıdır.

   Kıbrıslı Türkler daracık yaşam alanlarında, Rum kuşatması altında yaşama tutunmaya çalışıyordu. Düğünler yine oluyordu.

   İnsanlar âşık oluyor, evleniyor, çocuk sahibi oluyor, hayat bütün zorluklara rağmen devam ediyordu. Ancak düğünlerde bugünkü gibi kuaför randevuları yoktu. Çok iyi hatırlıyorum, “gelin onarıcı” diye bir tanımlama vardı. Bugün gençlere söyleseniz belki anlamını bile bilmezler.

***

   Aslında insanın, özellikle kadının daha güzel görünme isteği yeni değildir. Yaş ilerledikçe daha genç görünmek arzusu da yeni değildir. Değişen, bunun araçlarıdır.

…Ve elbette bütün mesele biraz da ekonomik yeterliliktir. Parası olmayan kadın saçını komşusuna kestirir.

   Parfüm yerine gül suyu, çiçek suyu kullanır.

   Tırnaklarını kendi keser.

   Manikürden, pedikürden belki haberi bile yok.

   Haberi olsa istemez mi?

   Bilemiyorum.

***

Ama şuna inanıyorum: Bastırılmış olsa bile güzellik arzusu insanın, özellikle de kadının yaşamında hep vardı.

Tarihin derinliklerinden günümüze kalan kadın resimlerine, heykellere bakınız. Mutlaka bir estetik dokunuş görürsünüz.

Bugün ise bambaşka bir dünyadayız. Kozmetik, güzellik ve kişisel bakım devasa bir ekonomik alan. Parfümler, kremler, saç boyaları, cilt bakımları, botoks, dolgu, estetik müdahaleler… Liste uzayıp gidiyor.

Parfüm denilince benim aklıma ise milyarlarca dolarlık kozmetik dünyası gelmez. Yine anneciğim gelir.

Anneciğimin “Charlie” diye bir parfümü vardı. Londra’daki ablam gönderirdi.

   Ölene kadar Charlie kullandı.

   Bugün dünyada kaç çeşit parfüm vardır bilmiyorum. Herhalde binlerle ifade edilir.

   Ama benim belleğimde bütün o parfümlerin önüne geçen tek bir koku vardır.

   Anneciğimin Charlie’sinin kokusu…

***

Güzellik kavramının nereden nereye geldiğini, estetik anlayışının nasıl değiştiğini ve kadınların bu değişimin neresinde durduğunu merak ettim.

Konuyu işin uzmanına sormak istedim.

Doç. Dr. Yeşim Üstün’le konuştum.

Ben sordum, sevgili Yeşim yanıtladı. Gördüm ki güzellik dediğimiz mesele yalnızca aynaya bakıp güzel görünmekten çok daha derin bir konu.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu