Enver Öztoprak ölmedi, sadece aramızdan sessizce ayrıldı…

Ölüm… İnsanoğlunun en kesin gerçeği, en tartışmasız sonucu… Ama aynı zamanda en zor kabullenileni. Kuraldır, doğan ölür. Değişmezdir, ölümle bağlantılı hayatın matematiğinde istisna yoktur. Ancak ne kadar kural olursa olsun, hiçbir ölüm “doğal” karşılanmaz. Hele ki yakından tanıyorsanız, hele ki sadece görmemiş, hayatı güzel anıklar biriktirerek paylaşmışsanız…
***
Çok sevdiğim, kardeşten öte yakınım hissettiğim En ver Öztoprak, en yalın ifadeyle öldü. Çok etkilendim. Hayatı da ölümü de bir kez daha sorguladım.
Ölüm sadece bir son değildir. Eksilmedir. Sessizliktir. Yerine konulamayan bir boşluktur.
“Nedensiz ölüm yoktur” denir. Doğrudur. Tıbbın, kaderin, zamanın kendine göre gerekçeleri vardır. Ama insan yüreği o gerekçeleri kabul etmez. Hele ki vakitsizse… Hele ki hazırlıksız yakalamışsa…
***

Niyazi Öztoprak… Ya da Niyazi Efendi… Güzelyurt-Lefke bölgesinde sadece Gaziveren’in bir muhtarı değildi. Bir güven adresiydi. Bir denge unsuruydu. “Niyazi Efendi” denildiğinde Rum’un da Türk’ün de başını saygıyla öne eğdiği bir isimdi. Saygı, bazen görevle kazanılır, bazen servetle… Ama asıl kalıcı olan karakterle kazanılandır. Niyazi Efendi o sınıftandı.
Narenciye bahçeleri vardı. Toprağı tanırdı. Bereketin ne olduğunu bilirdi. Varlıklıydı, evet… Ama onu “varlıklı” yapan sadece sahip oldukları değildi. Paylaşmayı bilen bir yüreği vardı. En büyük zenginliği buydu.
Ve Niyazi Efendi’nin mirası…Toprak değil. Para değil.
Dürüstlük… Saygı… Sevgi… Ahlak.. Adalet ve paylaşma kültürü…
Bugün geriye dönüp baktığınızda, asıl servetin bu olduğunu daha net görüyorsunuz.
***

Yüksek Ziraat Mühendisi Enver Öztoprak…
Babanın mirasını sadece devralan değil, onu taşıyan, büyüten bir isimdi. Toprakla bağı vardı ama, insanla bağı daha güçlüydü.
23 Nisan sabahı 05.11’de Enver Öztoprak’ın oğlu Niyazi Öztoprak’tan bir mesaj düştü telefonuma: “Hasan abi kusura bakma bu saatte rahatsız ediyorum ama maalesef babamı kaybettik.”
Mesaj soğuk, eskin ve de inanmak istemediğim içerikteydi.
Hastalığını öğrendiğinden çok kısa süre sonra aramızdan bedenen ayrıldı.
Otuz yıllık bir dostluk…
Az değildir. Bir insanın hayatında iz bırakacak kadar uzun, kırabilme olasılıklarına açık bir süre. Ama biz kırmadık. Kırılmadık.

Enver, Hüseyin, Abdullah ve Hasan Öztoprak kardeşler ve çocuklarıyla ben ve oğlum Serkan yaklaşık 30 sene yılda en az üç kez aynı sofrada oturduk, aynı cümlelerde buluştuk. Sansürsüz konuştuk. Samimiyetin en saf halini yaşadık. Buluşmalarımızın talep eden hep Enver Öztoprak’tı…

Şimdi geriye dönüp baktığımda, “Otuz yılda bir insan hiç mi kırılmaz?” sorusunu soruyorum.
Demek ki mümkünmüş.

***
Dün Gaziveren’deki 96 yıllık Gaziveren Camii’ndeki cenaze töreninde hoca sordu:
“Merhumu nasıl bilirdiniz?”
Kalabalığın içinden tek bir yürekten yükselen gür ortak ses:
“Çok iyi bilirdik…”
Ben de söyledim. Ama içimden bir cümle daha seslendirdim. “Çok iyi bir insana ölüm yakışmaz…”
Allah rahmet eylesin demek gerekir, bilirim. Ama insan bazen ölümle bağlantılı kelimeleri bile reddeder.
Çünkü bazı insanlar ölmez… Sadece aramızdan sessizce ayrılır..
***

Özellikle narenciye yolculuğunda yol arkadaşı olan Prof. Dr. Önder Tuzcu, Enver Öztoprak’ın ölümün ardından, ailesi, dostları ve sevenleriyle paylaşılması için bir mektup iletti. İşte Prof. Dr. Önder Tuzcu’nun mektubu:
“Turunçgillerin Kıbrıs’taki öncü bayraktarı, Enver Kardeşim…
Can dostum Enver kardeşimin sonsuzluğa yolcu ettiğimiz cenaze törenine hastalığım nedeniyle maalesef katılamıyorum
Can Dostum, Türklüğün ve Kıbrıs Türklüğünün kahramanlarından neferlerinden, turunçgillerin ve bilimsel bilginin aşığı, dürüstlük ve doğruluğun yılmaz barışçı savunucusu, alçak gönüllü, güzel insan Kardeşim Enver Niyazi ve şimdiki Enver Öztoprak…
Ömür boyunca, yılmadan Kıbrıs Türklüğü, Türkiye ve Atatürk aşığı, turunçgillerin Kıbrıs’taki öncü bayraktarlığını alçak gönüllülükle ve vatan aşkıyla yapan, bütün olumsuzlukları elinden geldiğince yenmek için hep barışçı, yapıcı ve umutla dolu özverili katkılarıyla dolu isimsiz öncülerinden biri oldu.
Enver Kardeşim sana sesleniyorum…
Dostluğunu, can yoldaşlığını bilen, içi iyiliklerle dolu, aile sevgisini ve bütünlüğünü yaşamının temel ilkesi sayan Enver Kardeşim, huzur ve ışıklar içinde uyu.
Yapıtların hep kalplerde yaşayacaktır.
Seni Kıbrıslı Türkler ve can dost ve yoldaşların unutmayacaklardır. Adana’da, Ankara Üniversitesi Adana Ziraat Fakültesi turunçgil bahçelerindeki asırlık meşe ağacının altında 1973’ten beri tanıdığım, beraber çalışmaktan hep onur ve mutluluk duyduğum, ülkü ve gönül birliği yaptığım, çelebi insan Enver kardeşim seni çok arayacağım.
Önünde saygı ve sevgiyle eğilirim.
Yerin aydın ve ışıklar içinde olsun.
Prof. Dr. Önder Tuzcu”




