Hasan HastürerYazarlar

ERHÜRMAN, ANKARA’DA NE GÜZEL ANIMSATTI… “EHL-İ DİL BİRBİRİNİ BİLMEMEK İNSAF DEĞİL”

Cumhurbaşkanlığı makamında oturan kişi, yalnızca kendisini temsil etmez.

   Kıbrıs Türk halkını, KKTC vatandaşlarını ve devleti en üst düzeyde temsil eder.

   Bu nedenle cumhurbaşkanının sözü de suskunluğu da duruşu da kişisel sınırların ötesinde anlam taşır.

KKTC’nin uluslararası alanda tanınma sorunu yaşaması, bu temsiliyeti değersizleştirmez. Tam tersine, temsil sorumluluğunu daha hassas hale getirir.

   Kendimize gösterdiğimiz saygı, başkalarından beklediğimiz saygının da başlangıç noktasıdır.

***

   Türkiye ile ilişkilerimizde sevgi vardır. Kardeşlik vardır. Ortak geçmişin, dayanışmanın ve kader birliğinin oluşturduğu güçlü bağlar vardır.

   Bütün bunlar kıymetlidir.

   Ancak iyi ilişki başkadır, talimat ve itaat ilişkisi başkadır.

   Bu ayrımı gözetmek, Türkiye’ye mesafe koymak anlamına gelmez. İlişkinin karşılıklı saygıyla güçlenmesini istemek anlamına gelir.

   Kendi irademizi görünmez hale getirerek dünyaya siyasi eşitlik talebimizi nasıl anlatabiliriz?

   Biz kendi temsiliyetimizin ağırlığını korumazsak, başkalarının taleplerimizi hak edilmiş talepler olarak değerlendirmesini nasıl bekleyebiliriz?

   Sorunun özü budur.

***

Altıncı Cumhurbaşkanımız Tufan Erhürman, Ankara’daki Türk Devletleri Teşkilatı Zirvesi’ne katıldı. Bizi temsil etti.

   Eşi Nilden Bektaş Erhürman’la birlikte katıldığı temaslarda sergilediği tavır, Kıbrıslı Türklerin görmek istediğim temsiliyet anlayışıyla örtüştü.

   Ölçülüydü. Rahattı. Söyleyeceklerini bilen, bunları hangi sözcüklerle anlatacağını hesaplayan bir devlet adamının duruşunu sergiledi.

   Ne gereksiz bir sertlik ne de temsil ettiği makamın ağırlığını azaltacak bir davranış…

   Geçmişte bu ölçüyü koruyanları da koruyamayanları da gördük.

   Onun için farkı görmek zor değil.

***

Erhürman’ın akademik birikimi, hukuk bilgisi, siyasi deneyimi ve barış diplomasisine hâkimiyeti, cumhurbaşkanlığı görevine güçlü bir zemin oluşturuyor.

Takdir edilmek için mi böyle davranıyor?

Ben öyle düşünmüyorum.

Bilgisiyle, kişiliğiyle, temsil sorumluluğunu kavrayışıyla böyle davranıyor.

   Diplomasi yalnızca doğru cümleleri hazırlamak değildir.

   O cümleleri doğru yerde, doğru tonla söyleyebilmektir. Sözcüklerle beden dilinin birbirini tamamlamasıdır.

   Muhatabına saygı gösterirken kendine duyduğun saygıyı da hissettirebilmektir.

Erhürman’ın Ankara temaslarında benim de gördüğüm budur.

   Kimseye yukarıdan bakmadan, kimsenin de kendisine ve kendisi üzerinden Kıbrıs Türk halkına yukarıdan bakmasına alan açmadan ilişki kurabilmek…

   Bu, halkın temsilinde küçümsenmeyecek bir beceridir.

***

   Türk dış politikasını yakından izleyen emekli büyükelçi bir arkadaşımla konuşmasını değerlendirdim. Arkadaşım, Erhürman’ın diplomatik meziyetlerinin Ankara temaslarında belirginleştiğini söyledi. Kıbrıs Türk halkının haklı taleplerini güçlü biçimde anlattığını, bu tutumun Ankara’da olumlu karşılandığını ve Kıbrıs Türk tarafının siyasi ağırlığına katkı sağlayacağını vurguladı.

Benim değerlendirmem de aynı yöndedir.

***

Elbette bir ziyaretten bütün sorunlarımızın çözümünü bekleyemeyiz.

Ancak her temas, temsil ettiğiniz halkın nasıl algılanacağına bir katkı yapar.

Haklı olmak önemlidir. Haklılığını anlatabilmek de…

Erhürman’ın konuşmasında dünyayla bütünleşme ile çözüm arayışlarını birbirini güçlendiren süreçler olarak değerlendirmesi, bu bakımdan ayrıca anlamlıdır.

Kıbrıs Türk halkının dünyayla ilişki kurma isteğini anlaşılır, savunulabilir bir zemine taşıyor.

Çünkü diplomatik kazanım, toplantı salonundaki alkışla sınırlı kalırsa eksik kalır. Asıl değerini, halkın önündeki engelleri azaltacak ilişkilere dönüştüğünde bulur. Üniversitelerimizin, gençlerimizin, sporcularımızın, üreticilerimizin dünyayla buluşmasına kapı aralayan her temas, temsilin günlük hayattaki karşılığını da görünür kılar.

Cumhurbaşkanından beklediğim, bu kapıları açarken halkının iradesini hep yanında taşımasıdır.

Bu sorumluluk, seçim günü verilen oylarla başlar; görev süresinin her gününde, her görüşmede ve her açıklamada halka karşı hesap verme bilinciyle devam eder.

***

Erhürman’ın TDT zirvesinde yaptığı konuşmadan birbirini daha çok tanımanın ve öğrenmenin önemine işaret edip devamını şöyle getirdi: “Ben, tam da bu noktada Gaspıralı İsmail Bey’in sözünü değiştirmeden, ‘dil’in Türkçe’deki diğer anlamıyla da birlikten, gönül birliğinden söz ederek Divan’ın büyük şairi Nef’inin ‘ehl-i dil birbirini bilmemek insaf değil’ dizesini hatırlatmak isterim.”

   “Ehl-i dil birbirini bilmemek insaf değil”, günümüz Türkçesiyle, “Aynı gönül dilini konuşan insanların birbirini anlamaması kabul edilemez.”

***

Birbirini bilmek…

Birbirini anlamak…

Ve birbirine saygı duymak…

Kardeşliğin de diplomasinin de ihtiyaç duyduğu bu değil midir?

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu