Hiç kimse kusura bakmasın!… Mağusa’yı Anlamadan Temsil Edemezsiniz

Genel seçimler yaklaştığında siyasetin tanıdık bir alışkanlığı yeniden karşımıza çıkıyor. Yıllardır Lefkoşa’da, Girne’de ya da başka bir şehirde yaşayan, hayatını başka yerlerde kuran bazı isimler, seçim takvimi yaklaşınca birdenbire Mağusalı olduklarını hatırlıyor. Ardından Mağusa seçim bölgesinden milletvekili adayı olarak karşımıza çıkıyorlar.
Peki, gerçekten sorulması gereken soru şu: Mağusalı olmak yalnızca nüfus kayıtlarında yazan bir doğum yeri midir, yoksa yaşadığın, nefes aldığın, sorunlarını paylaştığın ve geleceğine ortak olduğun bir şehre duyduğun aidiyet midir?
Benim için cevap çok açık.
Mağusa bir seçim bölgesinden, bir aday listesinden ya da seçim döneminde hatırlanan siyasi bir fırsattan ibaret değildir. Mağusa; çocukluğumuz, gençliğimiz, anılarımız, sokaklarımız, meydanlarımız, denizimiz, toprağımız ve her köşesinde ayrı bir hikâye taşıyan yaşam alanımızdır.
Bu şehirde büyümek, bu şehrin insanıyla aynı kaldırımlarda yürümek, Mağusa’nın sevincini de hüznünü de paylaşmak başka bir şeydir; yıllarca başka bir şehirde yaşayıp genel seçimler yaklaşınca Mağusa’yı siyasi adres olarak seçmek bambaşka bir şey!
Elbette hiç kimsenin nerede yaşayacağına, nerede siyaset yapacağına veya nereden aday olacağına müdahale edecek değiliz. Hukuken aday olma hakkı başka, siyaseten temsil etme sorumluluğu başkadır.
Ancak seçmenin de sormaya hakkı vardır:
Sen Mağusa’nın hangi sorununu yaşıyorsun? Hangi mahallesinin derdini biliyorsun? Hangi sokağındaki eksikliği hissediyorsun? Bu şehrin insanının gündelik yaşamına ne kadar dokunuyorsun?
Mağusa’nın trafiğini, altyapı sorunlarını, susuzluğunu, yollarını, ekonomik sıkıntılarını ve sosyal yaşamındaki eksiklikleri uzaktan takip etmekle o sorunların içinde yaşamak aynı şey değildir.
Mağusa’nın tozunu yutmadan, toprağına dokunmadan, havasını solumadan, insanının gündelik mücadelesine ortak olmadan bu şehri temsil ettiğini iddia etmek, bana göre ciddi bir samimiyet sorgulamasını beraberinde getirir.
Çünkü milletvekilliği yalnızca Meclis’te bir koltuğa oturmak, kürsüden konuşmak veya seçim döneminde vaat sıralamak değildir. Milletvekilliği, temsil ettiği insanların hayatına dokunabilmek, onların sorunlarını kendi sorunu olarak görebilmek ve yaşadığı bölgeye karşı sorumluluk hissetmektir.
Kimse yanlış anlamasın. Mağusa dışında yaşayan herkesin Mağusa’ya olan bağı kopmuş değildir. İnsan doğduğu şehri başka bir yerde yaşayarak da sevebilir. Ancak mesele sevmekle bitmiyor. Mesele, o şehri temsil etme iddiasının ne kadar gerçek, ne kadar samimi ve ne kadar sürdürülebilir olduğudur.
Ben Cumhuriyet Meclisi’nde Mağusa’yı temsil edecek insanların, yalnızca seçim dönemlerinde değil, seçim bittikten sonra da Mağusa’nın içinde olmasını istiyorum.
Mağusa’yla gülen, Mağusa’yla ağlayan; bu şehrin bir mahallesindeki sorunu kendi evinin sorunu gibi hisseden, esnafını, gençlerini, emeklisini, üreticisini ve dar gelirli insanını tanıyan isimler görmek istiyorum.
Parti rozetinin benim için ikinci planda olduğunu özellikle belirtmek isterim. UBP’li, CTP’li, DP’li, YDP’li, HP’li veya bağımsız olması tek başına bir ölçüt değildir. Benim ölçüm, Mağusa’ya duyduğu aidiyet ve bu şehre karşı taşıdığı sorumluluktur.
Unutulmasın: Mağusa, seçimden seçime hatırlanacak bir memleket değildir. Bu şehir, siyasi kariyer planlarının ihtiyaç duyduğu zaman başvurulacak bir seçim adresi hiç değildir.
Bu şehrin sokaklarında yaşayanların, burada çalışanların, burada üretenlerin, çocuklarını burada büyütenlerin ve Mağusa’nın geleceği için kaygı duyanların da söyleyecek sözü vardır.
Ve o sözün adı aidiyettir!
Sandık günü geldiğinde seçmen yalnızca bir partiye veya bir isme oy vermeyecek. Aynı zamanda kendisini kimin temsil edeceğine, kimin sesini Meclis’e taşıyacağına karar verecek.
Benim beklentim çok açık: Mağusa’yı yalnızca nüfus cüzdanında taşıyanları değil, Mağusa’nın yükünü omuzlayanları görmek istiyorum.
Çünkü Mağusa’ya uzaktan bakarak Mağusa temsil edilmez!
Hiç kimse kusura bakmasın; Mağusa bir seçim adresi değil, bir aidiyet meselesidir.



