Hasan HastürerYazarlar

“Siyasilerden telkin dönemi artık geride kalmıştır”

Devlet yapısının önemli kurumlarından biri olan Kamu Hizmeti Komisyonu’nun çalışmaları doğrudan ve dolaylı olarak mercek altında olmuştur. Kamuda çalışma tercihini devamı, Kamu Hizmeti Komisyonundan adil beklentileri yukarılardan tutmaktadır.

Kamu Hizmeti Komisyonu Başkanı Ömer Köseoğlu, bir sorumuzu yanıtlarken, “Kamu Hizmeti Komisyonu başkan ve üyeleri de Cumhurbaşkanı tarafından atanır. Atanan kişiler de görevlerini bağımsız olarak yürütürler. Burada atanan kişi çok önemlidir. Atanma yönteminden bağımsız olarak atanan kişinin insanlar arasında ayrım yapmaması, adalet anlayışı, adil olması önemlidir. Bağımsız bir şekilde hareket edebilmesinin güvencesi de bağımsız olması ve görevine son verilme şeklinin mahkeme yargıçların görevine son verme koşulları ile aynı olmasıdır.” dedi.

 

SORU VE YANITLAR

 

   H.HASTÜRER: Kamu Hizmeti Komisyonu’nun devlet, yönetim yapımızdaki geçmişi nedir?

Ö. KÖSEOĞLU: 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası çerçevesinde, Cumhurbaşkanı ve Cumhurbaşkan Muavini tarafından müştereken, altı yıllık süreler için tayin olunan 1 Başkan ve 9 üyeden oluşan Amme Hizmeti Komisyonu 7 Kıbrıslı Rum ve 3 Kıbrıslı Türk üyeden oluşmaktaydı.

21 Aralık, 1963’te başlayan toplumlararası çatışmalardan sonra Türk tarafında yönetim Genel Komiteye geçti. Daha sonra 28 Aralık, 1967’de kabul edilen Temel Kurallar ile Kıbrıs Geçici Türk Yönetimi kuruldu. Temel Kurallar 1960 Anayasası altında kurulan Amme Hizmeti Komisyonu’nun görevlerinin Geçici Türk Yönetiminin tüm memurları hakkında 3 üyeden kurulu bir Komisyon tarafından yapılmasını öngördü. Türk Amme Hizmeti Komisyonu üyeleri Türk Yönetimi Yürütme Kurulu Başkan Yardımcısının teklifi üzerine Yönetim Başkanı tarafından tayin edilmişlerdi.

1975 Kıbrıs Türk Federe Devleti Anayasası’nın 93. maddesi kamu görevlilerinin özlük işlerine bakacak bir bağımsız organın kurulmasını öngördü.

1985 Anayasası’nın 121. maddesi kamu görevlilerinin atanmalarını, terfilerini, nakillerini ve diğer özlük işleri ile disiplin  işlemlerini yapmak üzere tarafsız ve bağımsız organ veya organların kurulmasını öngörmektedir. Temel Kuralların kabulunden itibaren mevcut olan Kamu Hizmeti Komisyonu’nun Yasası ancak 1983 yılında yapılmıştır.

   H.HASTÜRER: Siyasi nitelikli oluşumu, bağımsız, tarafsız, adil çalışmasına engel olmuyor mu?

Ö. KÖSEOĞLU: Anayasal olarak Cumhurbaşkanları bir siyasi partinin adayı olarak seçilse bile bağımsız olur ve bağımsız hareket eder. Kamu Hizmeti Komisyonu başkan ve üyeleri de Cumhurbaşkanı tarafından atanır. Atanan kişiler de görevlerini bağımsız olarak yürütürler.

Burada atanan kişi çok önemlidir. Atanma yönteminden bağımsız olarak atanan kişinin insanlar arasında ayrım yapmaması, adalet anlayışı, adil olması önemlidir. Bağımsız bir şekilde hareket edebilmesinin güvencesi de bağımsız olması ve görevine son verilme şeklinin mahkeme yargıçların görevine son verme koşulları ile aynı olmasıdır.

Kanaatimce nasıl atandıkları değil, atanan kişinin doğru kişi olup olmadığı daha önemlidir. Anayasamıza göre bağımsız kurumlar mevcuttur. Hepsinde atama şekillerinde farklılık göstermektedir. Ancak yönetim başarısı, tarafsızlık, adil olma, şeffaflık, verimlilik, memnuniyet açısından kurumların yöneticilerinin atanma şekillerine göre farklılık göstermesi mümkün değildir. Kısaca atama yöntemleri başarıda ne kadar etkili olmaktadır?

 

   H.HASTÜRER: Siyasilerden telkin gelme devri kapandı mı?

Ö. KÖSEOĞLU: Evet kapandı. Bugün bunu çok net bir şekilde söyleyebilirim ki, siyasilerden telkin dönemi artık geride kalmıştır. Aslında bu anlayış yakın geçmişte de büyük ölçüde terk edilmişti; ancak son yıllarda Kamu Hizmeti Komisyonu´nun çalışmasında kuralların daha da netleşmesi ve süreçlerin şeffaf ve daha istikrarlı hale gelmesiyle birlikte liyakat ilkesi daha güçlü şekilde uygulanmaya başlaması ile birlilikte böyle bir düşünceye olasılık bırakmamış olundu.

Kamu Hizmeti Komisyonu, görev ve yetkilerini Anayasa ve yasalar çerçevesinde bağımsız olarak kullanır. Komisyon, herhangi bir siyasi makamdan, kurumdan veya kişiden icazet almaz. Kararlarını yalnızca mevzuata, sınav sonuçlarına, objektif değerlendirme kriterlerine ve üyelerinin  vijdanına göre verir.

Bizim için önemli olan adayın kim olduğu değil ne bildiği ve ne yapabildiğidir. Kamu görevlerine yerleştirilen adaylar da yalnızca kendi bilgi, başarı ve yetenekleri doğrultusunda değerlendirilmektedir.

Bu nedenle vatandaşlarımızın kamuya giriş konusunda güven duyması gereken temel unsur, kişisel bağlantılar değil; çalışmak, hazırlanmak ve başarılı olmaktır.Bunun göstergelerinden birisi de insanlar bu güvene sahip olunca başarabilmek için siyasilere değil dersanelere yönelmiştir.

   H.HASTÜRER: Kamu Hizmeti Komisyonunun görev ve sorumluluk alanında nelerin olduğunu anlatır mısınız?

Ö. KÖSEOĞLU: Kamu Hizmeti Komisyonu’nun temel görevi, kamu görevlilerinin işe alınmasından terfilerine, nakillerinden emeklilik işlemlerine ve disiplin süreçlerine kadar uzanan tüm kariyer süreçlerini yasa çerçevesinde yürütmektir.

Bunun yanında, kamu görevlerine girişte uygulanan sınavları düzenlemek, sonuçlandırmak ve gerektiğinde yapılan itirazları değerlendirmek de Komisyonun önemli görevleri arasındadır. Bizim temel sorumluluğumuz, kamu hizmetine giriş ve kamu hizmeti içerisindeki ilerlemenin liyakat, eşitlik ve objektif kriterler temelinde gerçekleşmesini sağlamaktır.

 

   H.HASTÜRER: Kamu Hizmeti Komisyonu’ndan hizmet alan kurumlar da var mı?

Ö. KÖSEOĞLU: Evet, talep edilmesi halinde Kamu Hizmeti Komisyonu olarak bazı kamu kurum ve kuruluşlarına sınav ve personel seçme süreçlerinde hizmet vermiştir. Mevzuatımız da buna imkan tanımaktadır.

Nitekim geçmişte Tarım Sigortası Fonu, TAK (Türk Ajansı Kıbrıs), Din İşleri Başkanlığı ve Polis Yardımlaşma Kooperatifi gibi çeşitli kurumlara bu kapsamda hizmet verdik. Bu süreçlerde Komisyonumuzun sahip olduğu sınav tecrübesini kurumların hizmetine sunmuştur.

Açıkçası biz bu tür iş birliklerine sıcak bakıyoruz ve destekliyoruz. Hatta bir yasal düzenleme ile tüm kamu kuruluşlarının istihdamı ve çalışanların terfileri  bu kapsama alınmalıdır. Çünkü personel alımlarında şeffaflığın, eşitliğin ve liyakatin güçlendirilmesine katkı sağladığını düşünüyoruz.

 

   H.HASTÜRER: Sınav soruları nasıl hazırlanır? Özel koruma önlemleri alınıyor mu?

Ö. KÖSEOĞLU: Sınav güvenliği ve tarafsızlığı, Kamu Hizmeti Komisyonu olarak en fazla hassasiyet gösterdiğimiz konuların başında gelmektedir.

Münhal ilanının yayımlanması ile birlikte  sınavın kapsayacağı konu başlıkları belirlenmiş olur. Bu doğrultuda anlaşmalı olduğumuz üniversitelerden soru siparişi verilir.

Bu süreçte Komisyonumuz ile soru hazırlayan akademisyenler arasında doğrudan hiçbir temas bulunmaz. Hatta soru hazırlayan akademisyenler soruları Kamu Hizmeti Komisyonu için hazırladıklarını dahi bilmezler. İlgili üniversitenin ölçme ve değerlendirme birimi, güvenli bir sistem üzerinden akademisyenlere erişim sağlayarak soruların hazırlanmasını koordine eder.

Hazırlanan sorular, üniversitenin ölçme ve değerlendirme birimi tarafından şifrelenmiş elektronik formatta Komisyonumuza gönderilir. Güvenlik amacıyla soruların bulunduğu dosya ile dosyanın açılmasını sağlayan şifre farklı kanallar üzerinden iletilir. Böylece hiçbir kişi veya birim tek başına sorulara erişim sağlayamaz.

Bu çok katmanlı yapı sayesinde süreç hem güvenli hem de denetlenebilir şekilde yürütülmektedir.

Özetle, sistem kişilere değil süreçlere dayanacak şekilde tasarlanmıştır. Amaç, tüm adayların eşit şartlarda yarıştığı, güvenilir ve objektif bir sınav ortamı oluşturmaktır.

   H.HASTÜRER: Hatalı sorularla yüzleştiğiniz oluyor mu?

Ö. KÖSEOĞLU: Evet, çok düşük bir oranda da olsa bazı sınavlarda hatalı olduğu iddia edilen sorularla karşılaşılabilmektedir. Bu durum yalnızca bizim sınavlarımızda değil, dünyanın birçok yerindeki büyük ölçekli sınav uygulamalarında da zaman zaman görülebilmektedir.

Önemli olan, böyle durumlarda nasıl bir süreç izlendiğidir. Herhangi bir soruya itiraz edilmesi halinde, itiraz konusu soru değerlendirilmek üzere ilgili üniversitenin uzmanlarına gönderilmektedir. Yapılan inceleme sonucunda tarafımıza ayrıntılı bir uzman raporu sunulmaktadır.

Yapılan düzeltmeler tüm adaylara eşit olarak yansıtılmakta ve hiçbir aday lehine veya aleyhine özel bir uygulama yapılmamaktadır.

 

   H.HASTÜRER: Her kademede yeterlilik sınavları yapılıyor. Devletin seçimle gelinen görevlere aday olma koşullarına siyasal yeterlilik sınavını geçme koşulu eklense ne olur?

Ö. KÖSEOĞLU: Bu konu zaman zaman kamuoyunda tartışılan bir öneridir. Ancak böyle bir uygulamanın hayata geçirilebilmesi için öncelikle yasal bir düzenleme yapılması gerekir. Öte yandan, “siyasal yeterlilik” kavramı oldukça kapsamlı bir konudur. Bunun hangi kriterlere göre ölçüleceği, hangi bilgi ve yetkinlikleri kapsayacağı, objektif ve bilimsel esaslarının nasıl oluşturulacağı ciddi bir çalışma gerektirir. Bu kriterlerin teknik ve akademik temelde ortaya konulması büyük önem taşımaktadır.

Ayrıca böyle bir yaklaşımın yalnızca teknik olarak değil, siyasi ve toplumsal düzeyde de kabul görmesi gerekir.

 

   H.HASTÜRER: Kamuda ilk atama ve terfilerde sınav koşulu varken, üçlü kararname, sınavsız, mülakatsız üç imzayla atama ve gerekçesiz görevden alma yeterlilik ve hak edişle ne kadar uyumludur?

Ö. KÖSEOĞLU: Kamu Hizmeti Komisyonu’nun görev alanına giren kamu kadrolarında temel ilke liyakat, eşitlik ve objektif değerlendirmedir. Bu nedenle ilk atamalar ve terfiler, yasaların öngördüğü sınav ve değerlendirme süreçleri çerçevesinde gerçekleştirilmektedir.

Genel bir ilke olarak söyleyebilirim ki, çağdaş kamu yönetimlerinde vatandaşların kamu hizmetine girişte fırsat eşitliğine sahip olması, Üçlü kararname ile atanan kişilerin de bilgi, yetkinlik ve performans esasına dayanması büyük önem taşımaktadır. Anayasanın 121(5) maddesi üst kademe yöneticilerinin üçlü kararname ile atanacağını söyler. Ancak yasa ile bu yönde farklı uygulamalar geliştirilebilir. Örneğin, Kamu Hizmeti Komisyonu bir yöneticilik görevine, belirlenen kriterler çercevesinde başvuru hakkı olanlar arasında yapacağı yazılı ve sözlü sınav sonrası belirleyeceği belli bir sayıdaki aday arasından üçlü kararname ile atama yapılması sağlanabilir.

 

   H.HASTÜRER: KKTC’de okur yazarlık oranı bir yana, üniversite mezun sayısı bakımından herhalde dünya birincisiyiz. Üniversite mezun yüksekliği sınav başarı düzeylerine de yansıyor mu?

Ö. KÖSEOĞLU: Üniversite mezunu sayısının yüksek olması ile sınav başarısının aynı oranda yükselmesi arasında doğrudan bir ilişki kurmak her zaman mümkün değildir.

Öncelikle sınav sonuçlarımız, üniversite mezunu olmanın tek başına başarıyı garanti etmediğini göstermektedir. Kamu görevlerine giriş sınavları; genel kültür, güncel gelişmeleri takip etme, muhakeme gücü, analitik düşünme ve mevzuat bilgisi gibi farklı yetkinlikleri birlikte ölçmektedir. Lise Mezunları için düzenlemiş olduğumuz altdüzey yeterlilik sınavına katılanların %95 üniversite mezunu iken sınavda başarı oranı ortalama %25 civarlarında kalmaktadır. Bazen bu sınavda ilk üç arasına lise mezunu kişiler de girebiliyor. Ülkemizde çağ nüfusun %90-95´nin üniversite eğtimine ulaşabilmesinin doğru olmadığına inanıyorum.

Eğtim sistemimizi ekonomik ihtiyaçlarmıza göre planlamamız gerekmektedir.

Görüyoruz ki ülkemizde ara eleman eksikliği bulunmaktadır. Bunlar yurt dışından getirilen kişilerle giderilirken, bizler ülkemizde üniversite mezunu işsizler ordusu yaratıyoruz.

   H.HASTÜRER: Mülakatlar sizlere genel kültür düzeyi bakımından nasıl ip uçları veriyor?

Ö. KÖSEOĞLU: Mülakatlar bize gençlerimizin genel kültür düzeyi hakkında önemli ipuçları veriyor. Sevindirici örneklerle karşılaşsak da, özellikle tarihimiz, coğrafyamız, güncel olaylar ve dünya gündemi ile ilgili olmadıklarını ve bilgi eksiklikleri olduğunu göstermektedir.. Bu da bizi “Hata nerde? ” diye düşündürmelidir.

 

   H.HASTÜRER: Özelden kamuya kaçışın önü alınamıyor. Neden?

Ö. KÖSEOĞLU: KKTC’de özel sektörden kamuya yönelişin devam etmesinin temel nedeni, kamu ile özel sektör arasındaki sosyal haklar, iş güvencesi ve ücret farkıdır.

Ancak bu durumun çözümü, özel sektörün kurumsal hale gelmesini sağlamak ve devletin özel sektör çalışanların temel haklarını güvence altına almaktır.

 

   H.HASTÜRER: Kamu Hizmeti Komisyonuyla ilgili yasal değişikliğe gereksinim var mı?

Ö. KÖSEOĞLU: Son zamanlarda kamu çalışanları arasında disiplin işlemlerinde artış görülmektedir. Yasalar bize disiplin duruşmalarının belirli bir süre içerisinde tamamlanmasını emretmektedir. Bu yararlı olmakla bereber Yasalar arasındaki farklılıklar ve sürenin bazı yasalarda 30 iş günü ile kısıtlı olması birtakım sıkıntılar yaratmaktadır. Bu sürelerin makul bir süre olması ve kamuda çalışan tüm personel için makul ve aynı süreyi öngören yasa değişikliklerinin yapılması faydalı olacaktır. Ayrıca Kamu Hizmeti Komisyonunun bağımsız yapısının güçlendirilmesi için mali bağımsızlığa ilişkin yasal düzenlemeye ihtiyaç duyulmaktadır.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu