Karma gitti, tercih kavgası kaldı…

Karma oy kaldırıldı. Parti içindeki adaylar arasında tercih hakkı ise devam ediyor.
Peki, sorun çözüldü mü?
Bana sorarsanız, seçmenin önündeki seçenek azaltıldı. Siyasetin içindeki seçilmeyle bağlantılı sorunlar ise yerli yerinde duruyor.
***
Karma oy, parti tercihi olmayan ya da kendisini tek bir partinin listesiyle sınırlamak istemeyen seçmenin, farklı partilerden uygun bulduğu adayları seçmesiydi.
Seçmen, “Bu partinin bütün adaylarını beğenmiyorum. Öteki partide de Mecliste görmek istediğim insanlar var” diyebiliyordu. Bunun neresi yanlıştı?
Çarşaf liste öncesinde seçmen, kendi bölgesinde belirlenen alt ve üst sınırlar içinde farklı partilerin adaylarına oy verebiliyordu. Hatırladığım kadarıyla karma oy, bugünkü kadar yoğun bir eleştiri konusu değildi. Yüksek geçersizlik oranları da tartışmanın merkezinde değildi.
***
Çarşaf listeyle birlikte iş karmaşıklaştı. Bölgeler, aday sayıları, alt ve üst sınırlar derken seçmenin iradesini doğru biçimde pusulaya yansıtması zorlaştı.
Bir uygulamayı zorlaştırıp ardından ortaya çıkan güçlüğü o uygulamanın kaldırılmasına gerekçe yapmak ne kadar doğrudur? Bu soruyu sormak gerekir.
Bu satırların yazarı olarak yetkim olsaydı, çarşaf liste öncesindeki sisteme döner, tercih ve karma oy hakkını korurdum.
***
Gözlemim, karma oydan vatandaşın değil, siyasi partilerin önde gelenlerinin rahatsız olduğudur.
Şimdi karma yok. Tercih var.
Seçmen partisine mühür basabilecek. Dilerse o partinin adayları arasında tercih hakkını da kullanabilecek.
Ancak tercih oyunun siyasi ahlak ve parti dayanışması bakımından yarattığı sorunları konuşmayacak mıyız?
Aynı partinin adayları arasında gruplaşmalar, birbirini dışlayan listeler, kapalı kapılar ardında yürütülen pazarlıklar… Partinin toplam başarısından önce kendi sırasını düşünenlerin hesabı…
Bunlar dayanışmayı güçlendirir mi?
***
Cumhuriyetçi Türk Partisinin itibar biriktirdiği yılları hatırlıyorum. Partililerin mühür basıp tercih yapmadan oy kullanmaları, kamuoyunda ortak mücadeleye bağlılığın göstergelerinden biri olarak görülürdü.
Hatta tercih çalışması yapanlarla ilgili disiplin işlemlerinin gündeme geldiği dönemler de olmuştu.
Tercih, seçmenin özgür iradesiyle anlamlıdır. Birilerini kazandırmak, başkalarını geriletmek için örgütlü yönlendirmeye dönüştüğünde açtığı yara derin olur.
Çünkü yarışın sonunda aynı çatı altında siyaset yapacak insanların birbirine güveni aşınır. Seçim biter, hesaplaşma bitmez. Meclise taşınan kırgınlıklar, partinin kararlarına ve toplumun beklediği hizmetlere kadar uzanır. Bunun bedelini yalnız adaylar ödemez.
***
Karma oy kullanımının kaldırılması sonrası uygulamada, gözlemlediğim kadarıyla, en çok sıkıntı yaşayan parti UBP’dir. Tercih gücüne güvenen bazı isimler, seçime yaklaşılırken “Ne koparırsam” anlayışıyla baskı kuruyor.
Baskıya boyun eğenler ise aldıkları kararları savunmakta zorlanıyor.
Yeni mi? Değil.
Bir arkadaşım, 2003 seçimleri öncesinde benzer bir durum yaşandığını anlattı. Aktardığına göre Savaş Atakan, UBP MYK’sında uyarmış. Hemen herkes “Haklısın” demiş, ardından yanlış yine yapılmış.
Hak vermek kolaydır. Haklı sözün gereğini yapmak cesaret ister.
***
Bir küçük anımsatma da seçmenle ilgili.
UBP’ye ve CTP’ye oy vermemekte kararlı olanların oranını henüz bilmiyoruz. Bu kesim küçük de olabilir, sandığın dengesini değiştirecek büyüklükte de.
Bazıları sandığa gitmeyecek. Bazıları üçüncü bir partiye yönelecek.
Sokak hâlâ sessiz.Parti etkinliklerinde görünen partililer, seçmenin tamamı değildir. Salonların kalabalığıyla toplumun kararını aynı şey sananlar, sandık gecesi şaşırabilir.
Seçmenin sessizliği onay anlamına gelmez. Kırgınlığını konuşmadan taşıyanlar da vardır. Bu nedenle her parti, kendi alkışını dinlemek kadar dışarıdaki sessizliği anlamaya da çalışmalıdır.
Karma oyun kaldırılmasının eksilerinin artılarından fazla olduğuna inanıyorum.
Kesin sonucu ise yalnız oy oranları ve milletvekili dağılımında değil, seçime katılımda da göreceğiz.




